TBMM'nin ilk kanunu: Ağnam Kanunu

Abone Ol

Tarım insanlık tarihi kadar eski bir meslek olup bulma, toplama, yetiştirme ve ıslah etme şeklinde gelişmiştir. Tarım tarih boyunca hem sektör olarak ilerlemiş hem de diğer sektörlerin gelişmesine ve devletin varlığını sürdürmesine destek olmuştur. Toplumun beslenmesinde gıda üretmiştir. 23 Nisan 1920'de TBMM açıldıktan sonra kabul ettiği ilk kanun, 24 Nisan 1920 tarihli ve 1 numaralı Ağnam Resmi Kanunu'dur (Küçükbaş Hayvan Vergisi). Savaş ortamında hazineye gelir ve Kurtuluş Savaşı için gerekli mali kaynağı sağlamak amacıyla çıkarılan bu kanundur.

Vergi, tarih boyunca tüm devirler ve topluluklarda var olagelmiş bir kavramdır. Bu tarihsel süreçte vergi, devletin bir hâkimiyet aracı ve indikatörü olarak toplum ile bağ kurma noktasında önemli bir rol oynamıştır. Bütün medeniyetlerde veya devletlerde bu durum görülmektedir. Tarım sektörü ülkeler için en önemli sektörlerden biridir. Tarım sektörü aynı zamanda diğer sektörler için de itici güç olmaktadır. Tarım sektörünün ekonomiye etkisi pek çok makro-ekonomik veriyi etkilemekle birlikte kamu gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturmakta, vergilerin değişimine de neden olmaktadır. Tarım kesiminin ekonomiye etkisi yeni kurulan cumhuriyette çıkarılan ilk kanunla bariz bir biçimde kendini göstermektedir.

İnsanlar daima bir topluma dâhil bulunmak ve dolayısıyla bir yönetime tâbi olmak durumundadırlar. Yöneticilerin ise halka karşı sorumluluklarını yerine getirebilmek için paraya, yani vatandaşından alacağı vergiye, bütçeye ihtiyaçları her zaman olmuştur. Bu kanunun çıkarılmasında olduğu gibi devletin önemli gelir kapısı da yine tarım sektörü olmuştur. Bu açıdan bakıldığında vergi tarihinin, insanlık tarihi ile paralellik gösterdiği söylenebilir.

Osmanlı Devleti’nin iktisadi sahasının çoğunlukla tarımdan oluştuğu bilinmektedir. Bölgenin topoğrafya ve diğer özellikleri dikkate alınarak sancaklara göre bazı farklı uygulamalar da olmuştur. Devlet için, bu sahadan gelen vergiler büyük önem arz etmiştir. Osmanlı vergi sisteminde hayvanlar, tırnaklarına göre (bütün ve çatal) iki gruba ayrılmaktadır. Çatal tırnaklılar olarak adlandırılan ve hayvansal ürün elde etmede kullanılan her çeşit sığır, canavar (domuz) ve ağnamın (küçükbaş) etinden, yününden, kılından, sütünden yararlanılmış ve bunlardan vergi talep edilmiştir. Ağnam sınıfının yani küçükbaş hayvanlar içinde de kıvırcık, karaman, dağlıç, tiftik ve kıl şeklinde bir ayrım söz konusuydu. Bu hayvan sınıfından tahsis edilen vergi, Ağnam Resmi idi. Bazı küçük değişiklikler haricinde bu verginin miktarı, devlete ait tüm bölgelerde 2-3 koyun karşılığı 1 akçeydi. Padişaha ve vezire ait haslarda koyun başına bir akçe; beylerbeyine ve sancakbeyine ait haslarda ve vakıflarda ise 2 koyuna 1 akçe tahsis edilmekteydi. Padişah kulları ve askerî sınıf gibi hizmet erbabı kişiler 150 koyuna kadar bu vergiden muaftı ancak bundan fazlası da vergiye tabi tutuluyordu.

Ağnam kapsamındaki vergiler bazı durumlarda farklılık gösterebiliyordu. Örnek olarak, Vaka-i Hayriye’nin ardından kurulan Asakir-i Mansûre-i Muhammediyye Ordusu’nun et ihtiyacı temin edilmek üzere “ondalık ağnam resmi” diye ayrı bir vergi türü oluşturulmuştur. Kimi bölgelerden aynî, kimi bölgelerden ise nakdi olarak tahsis edilmekteydi. Fakat sonradan aynî alımdan, bedel olarak 5 kuruş talep etme sistemine geçilmiştir. Vergi alınmasını icab ettiren bazı durumlar da hayvan bakıcılığı ve nakliyatı, satışı, kesimi gibi işlerdi. Koyun veya keçi sürülerinin geçtiği köprü, geçit veya iskelelerde istenen “selâmet akçesi” adında bir vergi de vardı. Ancak bu vergi daha çok İstanbul’un et ihtiyacını temin etmek üzere gelen hayvanlardan alınıyordu. Kesimhanelerde kesilen hayvanlar üzerinden alınan “zebiha resmi” adlı bir vergi de özellikle şehrin dışında bulunan salhanelerden talep ediliyordu. “Dem, balta, serçin, derçin, zephiye, mürde” adlarında çeşitli vergiler pazarda satılan hayvandan; “resm-i bujik” adlı bir vergi de canavar kesimhanelerinden alınırdı. “Yaylak- kışlak resmi”, “ağıl resmi”, “boncuk resmi” sürülere bağlı olarak tahsis edilen vergi çeşitleri de vardı.

Reaya, koyun veya keçi sahibi ise ağıl payını sipahiye ödemek zorundaydı. Bu vergi yer yer “ağıl resmi”, “kışlak resmi”, “çit parası” olarak anılmaktadır. Bütün tırnaklılar (at, katır, merkep) ise genelde hizmet alınanlar olmalarından dolayı istisnai birkaç durum dışında vergi talep edilmeyen grubu ihtiva etmekteydi. Sonradan devlet, develerden de vergi talep edilmesini zorunlu kılmıştır. Bu vergi de “vedi resmi” olarak adlandırılmış ve miktarı “kuruş başına bir para” olarak belirlenmiştir. Ayrıca arıcılık, ipekböcekçiliği işlerinde uğraşanlardan da vergi alınmıştır. “Resm-i kevvare, resm-i kovan, resm-i asel, resm-i zenburiye, öşr-i petek, resm-i nahl” isimleriyle bilinen arıcılık vergisi, reayadan yerine göre bal veya akçe olarak talep ediliyordu. İpek vergisi ise ipekböceği kozalarından “resm-i harir” ve “resm-i gögül” isimleriyle ürüne göre değişen oranlarda alınırdı. Balıkçılık vergisi ise “Resm-i dalyan”, “resmi ağ”, “balık öşrü” “sayd-ı semek” adlarıyla bilinirdi. Farklı miktarlarda alınan bu vergiye dalyanlarda tutulan balıklar tabi tutuluyordu. Bunların yanında hayvansal faaliyetler sebebiyle kullanılan otluk, yoncalık ve çayırlık araziler de vergiye tabi idiler. Bu vergi de “resm-i çayır” ismiyle tahsis ediliyordu.

Osmanlı döneminde meralardan faydalanan hayvanlardan sürü veya arı kovanı sayısına göre otlatma ücreti olarak belirli sayıda akçe veya koyun alındığı görülmüştür. 1929-1930 yıllarında toplam vergi gelirleri içerisinde hayvanlardan alınan vergini oranı %7.0 ye kadar çıkmıştır.

Millî Mücadele yıllarına gelindiğinde ülkenin uzun bir savaş döneminden geçmesi nedeniyle mâli durum son derece vahimdi. Halen işgal sürerken ordunun ve tüm Millî Mücadele örgütlerinin gereken ihtiyaçları herhangi bir kanuna bağlı olmaksızın halktan temin ediliyordu. Bu yıllarda iç meseleler yüzünden Meclis’in gündeminde ekonomik kalkınma ile ilgili programlar da yoktu. O sebeple önce kararnamelerle bu kaynaklar oluşturulmuş ve bilahare kanunlar çıkarılmaya başlanmıştır. Kanunların çoğunu vergiler teşkil etmekteydi. Nitekim Meclis tüm kaynakları Maliye Vekâleti’nde toplayarak gücü kendi elinde tutuyor ve otoritesini kuruyordu. Halkın geliri büyük çoğunlukla tarım ve hayvancılıktan sağlanmaktaydı. Bu noktada TBMM ilk olarak, hem halkı kendinden soğutmayacak kadar az masraflı olan hem de halktan toplanması kolay olan vergilendirme yoluna gitti. Hayvanlar vergisi devlet gelirinin önemli bir kısmını teşkil ediyordu. Bu da ilk vergi kanunun hayvanlar üzerinden tahsil edilme sebebini açıklar niteliktedir. Bu kanunun ilk olarak ele alınmasındaki bir diğer sebep de şudur; Millî mücadele döneminde, ulusal mücadeleye karşı çıkartılan birçok söylentiden biri de Ağnam Resmi’nin 8 misli arttırılmasına yönelik söylentilerdi. Bu söylentilerden asıl huzursuz olacak kesim de şüphesiz zor hayat şartları altında yaşayan köylünün durumuydu. Savaşın getirdiği olumsuzlukların yanında köylünün yükümlü olduğu Ağnam Vergisi’nin 8 kat nispette arttırılması da yine en çok onları olumsuz yönde etkileyecekti. İstanbul Hükümeti tarafından, verginin 8 misli arttırılması yönünde bir kararname Meclis’e sunulmuş ancak İstanbul’un işgali (16 Mart 1920) sebebiyle sonuçlanamamış ve Bütçe Komisyonu’nda kalmıştı. Yarım kalan bu artışın Ankara Hükümeti tarafından tamamlanacağı endişesi köylü arasında endişeye sebebiyet vermekteydi. Yeni Meclis, halk üzerinde olumsuzluk yaratmamak için Meclis açıldığı gibi ivedilikle bu kanunu çıkarma yoluna gitmiştir.

23 Nisan 1920’de kurulmuş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk olarak kabul edilen Ağnam Resmi Kanunu’nu, küçükbaş hayvanlardan alınan vergiyi ihtiva etmektedir. Aslında bu vergi Osmanlı Devleti’nde hatta önceki Türk devletlerinde de görülmüştür. Bu takrir 24 Nisan 1920 tarihli oturumunda oy çokluğuyla kabul edilerek, 7 Şubat 1921 tarihli ve 1 sayılı Ceride-i Resmiye’de yayınlanmıştır. Bu kapsamda bahse konu çalışmada olağanüstü koşullarda önemli kararlar alınması ve kararın o günkü şartlarda bu gün olduğu gibi aynı gün gece veya ertesi günü Resmi Gazetede veya mükerrer sayısında yayınlanmadığı görülmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, TBMM tarafından vergi hususunda muhtelif kanunlar çıkarılarak yürürlüğe girmiş olup bunlardan üçü, hayvanlar üzerinden tahsis edilen vergi ile ilgiliydi ve zaman içerisinde değişikliklere uğramıştır. Bahsi geçen kanunların ilki “Sayım Kanunudur. Diğer ikisi de “Hayvanlar Vergisi Kanunu” adlı kanunlardır ve zaman içinde birçok değişikliğe uğramıştır. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nde ise ilk yıllarda “Hayvan Sayım Vergisi” isminde varlığını sürdürdü. 1924 bütçesine göre aşar, arazi ve ağnam vergileri devlet gelirlerinin %35’lik bir payını meydana getiriyordu. Bu kanuna göre vergiye konu olan hayvan türü keçi, koyun, deve ve canavar (domuz) iken ileriki yıllarda çıkarılan kanunlarla diğer büyük baş hayvanlar da vergiye dâhil edilmiştir. İlk düzenleme ise 12 Şubat 1924 tarihinde, 410 sayılı “Sayım Kanunu” üzerinden yapılmıştır. Yürürlüğe giren bu kanunla birlikte TBMM, Osmanlı döneminden kalan ağnam talimatnamelerini feshetmiştir.

Ağnam Resmi, 1929 yılına gelindiğinde köylüye ağır darbe vurmaya başlamıştır. Zira hayvan alış fiyatları düşerken, mevcut vergiler katlanarak %50 oranına kadar ulaşmıştır. Bunun yanı sıra verginin nakit olarak talep edilmesi köylüyü bir hayli zora sokmuş ve vergiyi ödeyebilmek için tarım mahsullerini değerinden ucuza satmasına sebebiyet vermiştir. Neticede köy ekonomisi hasar görmüştür. Süreç içinde birçok değişikliğe uğrayan Hayvanlar vergisi Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki %35’lik gelir payını oluştururken 1955’te %1,1 seviyesine düşmüş ve 1956’dan sonra %1’in de altına gerilemiş; nihayet 1962’de tamamen kaldırılmıştır. Makul bir sebebi olup, hayvanlar vergisini ödeyemeyen kişilerin vergi borçları ertelenmiştir. Bununla birlikte hayvanlarını kaçıranlar, cezalı vergiye tâbi tutulmuşlardır. Netice olarak “Hayvanlar Vergisi” Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine çeşitli isimlerle intikal ederek, 1920’den 1962’ye değin muhtelif adlarla yürürlükte kalmış ve devletin önemli bir gelir kaynağını teşkil etmiştir.

Sonuç olarak tüm bu bilgiler ışığında yeni Meclis’in kabul ettiği ilk kanun, bir vergi kanunu olan Ağnam Resmi’dir.

Zirai kazançların vergilendirilmesinde iki durum söz konusudur. Bunlardan ilki stopaj usulüyle vergilendirme bir diğeri ise gerçek usulde vergilendirmedir. 193 sayılı kanun kapsamında belirlenen bazı büyüklükler sınır olarak kabul edilmektedir. Bu sınırın altında olanlar stopaj usulü ile vergilendirilirken sınırı aşanlar gerçek usulde vergilendirilmektedir Tarım bu günde devlet için önemli bir gelir kaynağıdır. Birçok üretici muhasebe kayıtları nedeniyle harcama yapmakta ve KDV ödemekte ancak bunu mahsuplaşmamaktadır.

Tarım sektörünün Türkiye'deki toplam vergi gelirleri içindeki payı, sektöre sağlanan muafiyetler ve istisnalar nedeniyle oldukça düşüktür. 2026 yılı itibarıyla, tarım sektörüne yönelik uygulanan istisnalar nedeniyle devletin vazgeçeceği vergi tutarı 262,3 milyar lira olarak tahmin edilmektedir. Çiftçilerin çoğu zirai ürünü %1 KDV oranına tabi tutulurken, gerçek usule tabi olmayan çiftçiler için tevkifat (kesinti) yoluyla vergilendirme yapılmaktadır.

Tarım sektörünün gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYH) içindeki payı yaklaşık %6-7 seviyelerinde seyretmektedir. Türkiye'nin tarımsal hasılası 68,5 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.

Tarım sektörü önemli ve sürekli var olacak bir sektördür. Sanayi sektörü ve hizmetler sektörünün GSYİH içerisindeki payının artması, tarım sektörünün payının azalması tarım sektörünün öneminin azaldığı anlamına gelmemeli, çünkü tarım sektörü diğer sektörler ile doğrudan veya dolaylı ilişkilidir. Tarım sektörü aynı zamanda diğer sektörlere sermaye aktaran bir sektördür. Bu doğrultuda tarım sektörünün vergilendirilmesinde vergide adalet ilkesinden ayrılmamak kaydıyla tarım sektörünü vergi yükünden uzak tutmak doğru olacağından tarım sektörü böyle bir yapılanmayla dolaylı olarak diğer sektörleri etkileyecektir.

Büyük Millet Meclisi’nin ilk kabul ettiği kanun, 24 Nisan 1920 tarihli Ağnam Resmi Kanunu olmuştur. Günümüzde, tarım sektörü toplam vergi gelirlerine doğrudan büyük bir katkı sağlamaktan ziyade, sağlanan vergi istisnaları ile desteklenen bir sektördür. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi tarım ve tarıma dayalı sektörler desteklenmeye de devam edilmelidir.

_______________________________________

Not: Bu yazımda Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih ABD, T.C. Tarihi Bilim Dalı öğrencisi Elvan Demirel’in “İlk TBMM’nin İlk Kanunu: Ağnam Resmi” isimli Yüksek Lisans Tezinden (Kabul Tarihi, Yayın Tarihi 02.07.2020) faydalanılmıştır.