Son yıllarda virüs gibi hızla yayılan billboardlara (reklam tabelası) Başbakan da isyan etti.
AK Parti 4. Uluslar arası Yerel Yönetimler Sempozyumu'na katılan Başbakan Erdoğan, şehirlerdeki çarpık düzenlemeye adeta isyan etti.
Ne demişti Başbakan; “Maalesef reklam panolarıyla cam giydirmelerle, bilmem nelerle o tarihi eserleri rezil etmişler. Her yerde böyle. İstanbulumuz, Ankaramız, Konyamız, İzmit her yer böyle...”
Sözlerinde haksız mı? değil. Şehrine sahip çıkan her bireyin altına imza atacağı bir söz.
Ama Başbakan'ın tepkisini geç kalmış bir tepki olarak değerlendirebiliriz.
Çünkü “Marka şehir olacağız!” mantığı ile şehirlerin bir anlamda içine edildi.
Bunlardan biri de Konya.
Konya Büyükşehir Belediyesi, “Marka Şehir Konya” sözünün arkasına saklanarak, şehri reklam tabelalarıyla donattı. Kaldırımlar, refüjler, yol kenarları, kavşaklar billboard işgaline uğradı.
Bu işgali ise Wall Reklam Şirketi gerçekleştirdi. Reklam karşılığı Wall'a sınırsız özgürlük verilmesiyle, Konya'nın her yeri tabelalarla donatıldı.
Bu durum sanki Wall’in şehrin anahtarını almış gibi özgür olduğunu ve istediği alana istediği şekilde billboard dikeceğini gösteriyor.
Gelişigüzel konulan tabelalar ise Başbakan'ın da vurguladığı gibi tarihi dokuların önünü kapattı, trafikte görüş açısını engelledi, yayaların kaldırımda yürümesini zorlaştırdı...
Heryerde vatandaşın önüne duvar gibi çıkan billboardlar, şehri de rezil etti...
Fakat bu rezilliği Büyükşehir, markaya giden yol olarak görmüş olacak ki Otogarla tramvay durağı arasındaki yaya yolunun ortasına 9 tane billboard koymaktan dahi çekinmedi.
Nitekim, “Otogara 9 ucube” başlıklı haberimiz üzerine, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek'in de içine sinmemesi üzerine kaldırılmıştı.
Büyükşehir, 9 ucubeyi kaldırmakla gerçek anlamda, “Sen Konyasın büyük düşün” sözünün gereğini yapmıştı.
Ancak diğer yerlerdeki işgallerin halen sürmesi ve Başbakan'ın da isyan etmesi, Büyükşehir'in küçük düşünmeye devam ettiğinin de bir göstergesi olsa gerek...
Başbakan Erdoğan'ın Kars'taki heykeli ucube olarak niteleyip, nasıl yıkılmasını sağladıysa bu billboardların da ucubeden farkı yoktur. Kaldırılması gerekmektedir.
Hatta belediyeler, seferberlik başlatıp, şehirlerini bu ucubelerden kurtarmalıdır.
Bu işi yerel yönetimler yapmazsa iş yine Başbakan'a düşecek gibi...
SELÇUK'TA KANTİN MAĞDURİYETİ
Selçuk Üniversitesi'nin, kantin işletmecisinin kira borcu ile elektrik ve su faturalarını ödememesi üzerine başlattığı haciz işlemi yine öğrenciyi mağdur etti.
Haciz işlemi sonucu İletişim Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Bilgisayar Merkezi, Sağlık Meslek Yüksek Okulu ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'nin kantinleri de kapatıldı.
Ne zaman açılacağını ise kimse bilmiyor. Çünkü bir yandan da hacizle ilgili hukuki süreç işliyor.
Akademik yılın kapanmasına 4 ay kala haciz işleminin yapılması da öğrenciyi isyan ettirmiş durumda.
Ders aralarında kantine giden öğrenciler, “şimdi bir çay içmek için, Gökkuşağı'na mı gideceğiz” sözleriyle tepkilerini ortaya koyuyor.
Kantin için acil çözüm bulunmasını isteyen öğrenciler, yapılan haciz işlemini işgüzarlık olarak niteliyor.
Öğrencilerin durumunu da düşündüğümüzde doğru bir nitelendirme olarak düşünebiliriz.
İşletmeci 2 yıldır kira borcunu ödemiyordu da üniversite yönetiminin yeni mi aklına geldi, haciz işlemi başlatmak? Hem de eğitimin sürdüğü bir zamanda.
İşgüzarlık belki olmayabilir ama işbilmezlik kesin var. Üniversite parasını alamıyor, parasıyla çay içen öğrenci mağdur ediliyor.
İlla haciz işlemi yapacaksan akademik yılın sonunda yap. Veya sözleşmesini fesh et yeniden ihaleye çık.
En az 5 bin öğrenciden bahsediyoruz. “Alt tarafı haciz işlemi” deyip geçiştiremeyiz. Rektör Prof. Dr. Hakkı Gökbel, biran önce bu mağduriyeti gidermelidir. Gerekirse üniversite personeli kantinleri işletmelidir...