Sokağın Evlatları

Abone Ol

Dört mevsim gönül penceresinden eksik olmayan bir cıvıltı! Pervazımdan yüreğimi okşayan bir sesin eşliğinde ilerliyorum hayatın sokaklarında! Bu aralar oksijenime mutluluk molekülü karıştı. Havada buram buram mutluluk kokusu var.

Hayat, ilkokulda iken arkadaşımın bir şey ikram edip, ben istemeyince ağzıma zorla sokup akabinde “değdi bir kere” diyen bir çocuk masumiyetiyle mutluluğu paylaşıyor benimle! Çocuklar ki hayatın neşesi, sevgi yumağı! 

Hayatta insanın başına gelen en güzel şey çocukluk olsa gerek. Kıymetini bilmeden yaşadığımız bir zaman dilimi! İnsanın başına sadece bir kere gelir ya güzel şeyler, işte tam da öyle! Zaman dursa ya çocuklukta bir ömür miktarınca!

Onların asıl yuvası ise çevresindekilerin merhametli yürekleri! Çocuklar insanların geleceğidir. Sıcak yuvalarda ailelerinin dizinin dibinde yarınlara adım adım ilerleyen! 

Bir de hayatın tuzağına küçük yaşlarda düşmüş, kurtulmak için minik yürekleri ile çabalayan ufak bedenler vardır! Sokak çocukları diye adlandırılan bu miniklere hayat çelmesini çok öncelerden takmıştır. 

Oysa sokağın çocukları yoktur. Sokaklar çocuk doğurmaz, büyütmez. Ama insanların vicdansızlıklarına kol kanat gerer o ıssız yollar! Bu bile bir oyun gibi görünür tozpembe bakan gözlere! 

Çocukların hayatları lunapark gibidir. Yollarda oradan oraya koşarken arabalarla köşe kapmaca oynamayı eğlence olarak görürler. Ellerindeki peçete ve sular ile kim daha çok satacak diye yarışa girerler. 

Aslında onlar aramızda dört mevsim cıvıldayan küçük, masum kuşlardır. Yetişkinler ise bu minik bedenlerin gelecek kanatlarını kırıp onları sakat bırakan acımasız varlıklardır. İstisnalar olsa dahi, onlar üzerinde menfaat güdenleri es geçemeyeceğim!.. 

Bir hikâye okumuştum orada şöyle anlatılır; “Bir gün yolda giderken bir kadın bir çocuğa rastlar. Bir köşede oturan çocuk kadına, “ben cennetten köşk satıyorum almak ister misin?” diye sorar. Kadın ciddiye almasa da küçüğe duyduğu sevgi sayesinde, “ver bakalım bana da bir köşk ne kadar?..” diye sorar. Çocuğun bir lira cevabı üzerine parayı vererek yanından ayrılır. Kadın gece rüyasında cennette çok güzel bir köşke sahip olduğunu görür ve eşine bu durumu anlatır. Adam bunun üzerine çocuğun yanına gider ve aynı diyalog onların arasında da geçer. Lâkin çocuk bu sefer bin lira ister. Adam bu cevaba hitaben, “dün benim hanıma bir liraya satmışsın, neden bugün bana bin lira diyorsun?..” diye sorar. Çocuk, “o abla beni mutlu etmek için samimice o parayı bana vermek istedi ama sen bugün bana kendi menfaatin için bana para vermek istiyorsun. İşte bu yüzden senden daha fazla istiyorum!” der.”

Menfaatler uğruna insanoğlu ne canlara kastediyor. Ne umutları, ne hayatları yok sayıyor. Sokağın bir diğer evlatları olan hayvanlar da bu soğukta insanların merhametine muhtaç! Birçok can vicdanın donmuş hissiyle buz tutuyor. Paul Auster'in tespiti gibi; “Ben dört kişiyim! Biri ben, iki içimdeki, üç aynadaki, dört kalbimdeki! Beni geç, içimdeki zaten deli! Kır aynadakini, ya kalbimdeki?..” Evet, hepsini geçtik de ya kalbimizdeki?

İnsan kendi muhakemesinde kürsüye ilk vicdanını davet etmeli! Ne olursa olsun, itip kalkmadan önce düşünmenin ne kadar büyük bir erdem olduğunu anlayarak çevresinde olup biteni yargılamalı!  Sokaklar soğuk, tehlikeli ve küçük canlar için korkunçtur. Korunulası bir beden ulu orta yerlerde sahipsiz, kimsesiz bırakılmamalıdır. 

Allah Resulü bir kelamında; “Allah-u Teâlâ çaresiz kimselerin kayrılmasını sever.” buyurmuştur. Hadi bir küçük el, bir pati de sen tut. Sevgi ve merhamet ile! Mutluluk yanı başınızdan ayrılmasın emi.