Siyam İkizleri...

Abone Ol

“İlâhî kaderin bir cilvesi olarak dünyaya yapışık iki kardeş olarak gelmişlerdi. Anneleri her ikisini de şefkatle bağrına bastı, büyüttü. Yemeleri, içmeleri, yürümeleri, oturup kalkmaları, uyuyup uyanmaları, her işleri birlikteydi. Zor bir hayat yaşıyorlar,  zor bir imtihandan geçiyorlardı.

İçlerinden biri kötümser, halinden hep şikâyetçi iken, diğeri sabırlı, mütevekkil, iyimser ve hoşgörülü idi.

İyimser olan diğer parçası olan kardeşine sabırlı olmayı, haline şükretmeyi, bunda da bir hayrın olabileceğini hep söyler, O'nu teskin etmeye çalışırdı. Kötümser olan ise içinde bulundukları halin nesine şükredeceğini, ömür boyu kendisine yapışık olan kardeşine bağımlı yaşamanın hiç de güzel bir şey olmadığını söyler, isyankâr cümleler kullanmaktan çekinmezdi.

Bir gün hiç beklenmedik bir şey oldu. Yapışık ikizlerden iyimser olanı ölüverdi. Bunun üzerine O'nu ne kefenleyebildiler, ne de yıkayıp toprağa verebildiler. Kötümser olan, ölmüş olan yapışık kardeşini bedeninde taşımaya mahkum oldu. Şikâyetçi olduğu eski halini adeta aramaya başladı. Çünkü ölmüş kardeşinin ölü bedenini bir çuval gibi, ağır bir çuval gibi taşımak zorunda kalmıştı.

Önceki kötümser düşüncelerinden dolayı utandı. Önceki şükürsüzlüğünden dolayı kendi kendini kınadı. Acılar içinde kendi ölümünü beklemeye başladı”

Bu öykü nasıl ve ne şekilde sona erdi bilmiyorum, ancak bu öyküden çıkaracak çok önemli dersler olduğunu düşünüyorum.

Bu dünya hayatı bir imtihan dünyasıdır. Allah, yaratılmışların en üstünü, en şereflisi olarak yarattığı insanları bazen vererek, bazen de alarak imtihan etmektedir. Bazen çok verir, bazen hiç vermez. Mal, evlat, para, makam ve mevki hepsi bir imtihan vesilesidir.

Bize düşen elimizde olanlara şükretmek, elimizde bulunanlarla mutlu olabilmektir.

Âlemlerin Efendisi “Dünyalık işlerinizde sizden altta olanlara, ahiretle ilgili işlerinizde ise, sizden üstekilere bakınız” derken, bir bakıma mutlu olmanın formülünü de göstermiş olmaktadır.

Hırs, insanı fakir bıraktığı gibi, mutsuz da etmektedir. Sonuçta insanoğlunun gözü ancak, toprakla doymaktadır. Gözü doymayan insan ise hiçbir zaman gerçek mutluluğu yakalayamamaktadır.