Dünya ve ülkemiz görsel uygarlığın getirdiği hastalıklarla karşı karşıya. Ekran uygarlığı ya da başka bir ifade ile görsel uygarlık azat kabul etmez kölelerini çoğaltmakta ve zamanımızı, paramızı, sağlımızı en önemlisi de geleceğimiz çalmaya devam etmekte. Türkiye olarak, sanal alan ile ilgili yapılan araştırmamalara göre dünyadan bir adım öndeyiz. Dünya’da dijital araçları kullanma oranı % 65 civarında iken bizde %85 in üzerinde. Haftada en az 15-20 saatimizi dijital âlemde harcıyoruz.
Bizler seyirci kimliğinden nasıl seçici kimliğine ulaşacağız, ihanetten emanete yükseleceğiz ve Allah’a verdiğimiz misaka uyacağız?
Önce sanal uygarlığın arka planına bakalım. İslam medeniyetinin aksine görsel ve işitsel özellikleri önceleyen Batı bilişim ve iletişim çağının öncüsü oldu. Görsel uygarlığı ortaya çıkardı. Seyir uygarlığı ya da sanal ekran uygarlığı üç hastalığı bize bulaştırmıştır. Önceki yazılarımızda da söz konusu illetlerden bahsetmiştik.
İlki seyretme, gözetleyici (mahrem hayatı) ve görünme ( içi ve dışı ile) illetleri.
Bu hastalıkları klasik metotlarla tedavi etmek istenen sonucu vermemektedir. Klasik metottaki yaklaşım sonuçlar üzerinden hareket eder. Önleyici özellik göz ardı edilmektedir.
“Şunu yap, bunu yapma!” İfadesi özellikle özgürlüğüne düşkün günümüz insanı için genel olarak özgürlüğünü kısıtlama ve iradesine engel olma olarak algılanmaktadır.
Seyretme hastalığının aşamalarına değindikten sonra çözüm önerisi üzerinde duracağız.
Seyretme –seyirci olma konumunda olan insan için aşağıdaki durumlar söz konusudur:
· Seyirci, kendisi ve öteki ve âlemle ilişkisini suret, görsellik üzerinden şekillendirir. Bu ilişkide hakikate yer yoktur.
· Dijital bağımlı, seyrettiği şeylere sahip olmak ister. Elde etmek ister.
· Ekran bağımlısı, potansiyeline zarar verir. Hem duygusal, hem düşünsel hem de bedensel olarak.
Gerek ülkemizde gerekse de batı ülkelerinde yapılan araştırmalarda, bağımlılığın sadece strese, depresyona değil birçok alanda (ruh-beden) zararlara yol açtığı tespit edilmiştir.
· Hakikatin yerini zan –şüphe, kuruntu alır. Çünkü zannı hakikatin önüne konulmuştur.
· Dikizleme hastalığına yakalanır. Bundan zevk alır. Tıpkı bir kumarbazın kumar oyunundan zevk aldığı gibi,
· Yukarıdaki gelişmeler seyirciyi şiddete ve şehvete yöneltir. Öteki ile ilişkilerini şiddet
ve şehvet üzerine bina eder. Çünkü zihninde suretler hâkimdir.
Dünya üzerinde her gün yaşadığımız şiddet olaylarının tarihsel gelişimi izlendiğinde dijital uygarlığının gelişimine paralel olarak arttığı tespit edilmiştir.
Bu şiddet olaylarına her gün şahit oluyoruz. Dijital oyunlar şiddet içerdiği için birçok şiddet olayına da ilham kaynağı olmaktadır.
Konumuzla ilgili bir haber:
“Takvimler 23 Nisan 2012'yi gösterdiğinde Paris merkezli uluslararası haber ajansı AFP, sarsıcı bir haberi abonelerine servis etti. Suudi Arabistan medyasına dayandırılan metinde, henüz 4 yıl 7 aydır bu dünyada ikamet eden bir çocuğun babasını silahla öldürdüğü yazıyordu.
Babasından PlayStation isteyen erkek çocuğu istediğini alamayınca eli boş gelen babasının tabancasını kapmış ve yakın mesafeden kafasına ateş ettiği adamın yaşamına son vermişti.”
(https://www.indyturk.com › node- Beş vakayla "katil çocuklar": Toplum ve medya bu konuya ...)
Yukarıdaki illete yakalanmış olanların dış dünyasına Nabi’nin beytinde olduğu gibi bir hazık hekim çare olabilir:
“Dinür ammâ o tabibe hâzık
Ki ola ismi hakîme lâyık “
(Nabi)
Ya iç dünyasına nasıl hitap edeceğiz. İşte orada muhatabımıza Allah’a verdiğimiz misakı hatırlatacağız. Emanet misakından söz edeceğiz.
Bu bağımlılığımızın ilacı Allah’ın Esma’ül-Hüsna’sında bulunmakta. Varlıklara, şekil, özellik ve suret veren anlamındaki El Musavvir esmasını hatırımızda tutarsak seyirci konumundan seçici konuma yükseliriz.
Muhatabımızı:
El Rakib,
El Habir,
El Müheymin esmalarının sırrına erdirebilirsek ve hayâ ile direnirsek, diriliriz.Siret uygarlığını kurarız.
"Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.”(Said-i Nursi)
Selam ve dua ile.