SESSİZ İSTİLA: İÇİMİZDEKİ KURTLAR

Abone Ol

Bu hafta insanın içini çürüten, mutsuz eden, gelişmesini ve üretmesini engelleyen bir konuya değinmek istiyorum: dedikodu.

Türk Dil Kurumu’nun tanımına baktığımızda:

                •             Başkalarının özel yaşamlarıyla ilgili, genellikle gerçekliği kesin olmayan konuşmalar yapmak.

                •             Asılsız sözlerle bir kişi veya olay hakkında olumsuz yargılar oluşturma amacıyla yapılan konuşma.

Toplumsal zemindeki duruşuna baktığımızda ise, bireysel gibi görünen bu olgu aslında bütün toplumun ahlaki yapısını bozar niteliktedir. Çünkü hepimizin hemfikir olacağı bir konu vardır ki, herkes yaşam savaşı verirken ve karşılaştığı engelleri aşmaya çalışırken, sağda solda bu konuyla ilgili yapılan olumlu ya da olumsuz yorumların kişiye hiçbir faydası yoktur. Hatta faydası olmadığı gibi zararı saymakla bitmez. Ayrıca ne hakkımızdır ne de haddimiz…

İnsanlardan ilham almak varken, her yapılan işe bir kulp bulmaya çalışmak, küçük bir kurt gibi içimizi kemirir durur. Dedikodu yapılan ortamların ayrıca oluşturduğu bir ağırlık vardır: Kişi, istemsiz olarak, kendi hayatını ilgilendirmeyen bir sürü bilgiyi sırtına yüklenerek oradan çıkar. Öyle ki, konuşmanın sonunda “Neyse, bizi ilgilendirmez.” demek anlık bir rahatlama sağlar. Ancak bu cümlenin etkisi kalıcı değildir. Sevgili okurlar, bu cümleyi en başta, “Bizi ilgilendirmez.” diyerek kurmamız gerekiyor. Daha en başında, bu tür bir mevzuyu konuşmadan bitirebilmek… Asıl erdem burada yatıyor.

Peki, neden yapıyoruz? Birinin kilo alması ya da vermesi, boşanması ya da boşanmaması, ailesel sorunları neden bizim gündemimiz oluyor? Bunun çok farklı nedenleri olsa da, bunların altında kişinin altı boş hayatını gizlemeye çalışması yatıyor olabilir. Kendi hayatındaki eksikliklerin dikkat çekmemesi için başkalarının ne kadar sallantılı hayatları olduğunu göstermek, kişiyi bir nebze rahatlatıyor gibi görünebilir.

Kişinin hayatı gerçekten iyilik ve güzellik üzerine kuruluysa; hedefleri ve hayalleri olan bir insansa, dedikodu yapmaya ne zamanı oluyor ne de yeri. Dedikoduyu, bir insanın içine başkalarının çöplerini dökmesine benzetirim. Bakın, başkasının çöpünü alıp kendi içimize atıyoruz. Bu ne kadar trajik bir durum, öyle değil mi? Bile isteye içimizin kokmasına neden oluyoruz.

Peki, ne yapabiliriz? İşte burası bizim müdahale edebileceğimiz bir alan.

• Kendimizi geliştirebileceğimiz alanlara yönelebiliriz. Yaşamın anlamını ve amacımızı sorgulayıp , konuyla ilgili neler yapabileceğimize odaklanabiliriz.

• Başkalarının hayatlarındaki detayları bilme isteğinin kökenine inebiliriz. Hangi ihtiyacımızı karşılıyor bu durum? Bir şekilde besleniyoruz çünkü. Nereden beslendiğimizi bulursak, dedikodu yapma isteği daha anlaşılır hale gelir. Ve bir şeyin farkına vardığımızda artık eskisi gibi olamayız.

• Yanımızda yapıldığı zaman müdahale etmek, sınır koymak hem kendimize olan saygımızı hem de özgüvenimizi besler. İpler bizim elimizdedir; bir muhabbetin nereye evrileceğine, ipi kısaltarak ya da uzatarak biz karar veririz.

• Son olarak, çöp kokusu gelen insanlardan uzak durabiliriz. Çünkü yanımıza ya içimize başka insanların çöplerini dökmeye ya da çöpümüzü almaya gelmişlerdir.

İnsanların çöplerini karıştırmadığımız, kendi hayatımıza odaklanarak emin adımlarla ilerlediğimiz, sevgiye, iyiliğe ve şefkate odaklandığımız huzur dolu bir hafta diliyorum.