Şerh-i mesnevi çağlayanından ibretler 2

Abone Ol

Akıllıların verdiği zehir cana neş'edir

Ağustos ayının sonlarıydı. Beyzadenin biri, sıcak bir günde yemyeşil bahçeler arasından beyaz atı ile bir tarafa gidiyordu. Üzüm, elma, kaysı erik gibi meyvelerle mısır ve fasulye gibi sebze bahçelerinin birinin bitip birinin başladığı gölgeli yolda atını sürüp giderken yol kıyısında yorgunluktan uzanıp kestiren bir adam gördü.  

Akıllı beyzade yakınından geçerken uyuyan adamın ağzına bir yılanın girdiğini gördü. Atlı bağırıp koşarak yılanı ürkütüp kaçırmak istediyse de yetişemeden yılan adamın boğazından içeriye aktı. Akıllı süvari aklını kullanarak boğazına yılan kaçan adamı şiddetle sarstı. Elindeki kamçıyı şiddetle adama vurmağa başladı. Zavallı adam uyku sersemliğine neye uğradığını şaşırdı. Kırbaç acısı, korku ve dehşetle yerinden fırlayıp elma ağaçlarının arkasına kaçtı. Süvari peşini bırakmıyordu.  

Korku ve dehşet içinde ürperen adama insafsız kamçı darbeleri kalkıp inmeğe devam ediyordu. Adam kaçmak isterken, dibi çürük elma dolu bir ağacın dibinde tekrar kıstırdı. Hiddetle bağırarak: 

-Ey dertli adam, bu elmaları ye! Dedi. Adama kılıç korkusuyla çürük elmalardan zorla o kadar çok yedirdi ki midesi şişip geri gelmeğe başladı: 

-Beyzadem, ben sana ne yaptım ki canıma kastediyorsun? Yeter bu kadar zulüm. Düşmanlıksa vur kılıcı al canımı. İnsaf artık. Beni gördüğün saat ne uğursuz zamanmış. Senin yüzünü görmeyenlere ne mutlu! Az çok bir şey yapmadan, suçsuz günahsız bu zulmü dinsiz imansızlar bile yapmaz. Ağzımdan, burnumdan kan getirdin dedikten sonra el açıp Rabb'ine: Yüce Rabbim, şu zulmün cezasını sen ver, diyerek atlıya lânetler okuyordu.  

Beyzade kamçısının şiddetini artırarak “Koş, koş, durma koş!” diyerek habire vuruyordu. Adam dopdolu mideyle yara bere içinde düşe kalka koşuyor, bitkinlikten âdeta sürünüyordu. Süvari, midesi dolu, uykulu, ayakları ve yüzü - gözü yara içinde kalan adamı akşama kadar kovaladı, koşturdu. En sonunda adamın safrası kabardı ve ağız dolusu kusmağa başladı. İyi kötü yediklerini kustu. Bu kusma esnasında yılan da dışarı fırladı. İçinden yılanın çıktığını görünce o iyiliksever atlıya teşekkür için ayaklarına kapandı. Kusmakla çıkan o kara, iri, çirkin yılanı görünce bütün dert ve acılarını unuttu. Atlıya: 

-Sen hakikaten bir rahmet Cebrail'i veya Hakk'ın rahmeti, benim velinimetimsin. Allah senden razı olsun. Beni gördüğün saat ne mübarek zamanmış. Ben ölüp yitmişken bana yeni bir hayat bağışladın, dedi.  

Eşek, eşekliğinden dolayı sahibinden kaçar, sahibi ise iyilik ve hayır düşüncesiyle peşinden gider. Bu takip zarar verme fikriyle değil kurt paralamasın diyedir.  

Ey asil ve temiz ruhlu adam seni görene, sana yakın olana ne mutlu. Ey efendi, sana saçma sapan sözler söyledim, affet onları ben değil cehaletim söyledi.  

Durumu azıcık bilsem, münasebetsiz laf eder miydim? Bu hâli azıcık çıtlatsan sana övgüler yağdırırdım. Aklı kıt başıma vurdukça vurdun, kızdım, bağırdım, sersemleştim, aklım başımdan gitti. Ey kendi güzel, işi güzel beyim sözlerim delilik eseridir, onları affet.  

Beyzade karşılık verdi: 

-Eğer o zaman ben bir parçacık söylemiş olsaydım ödün sıdar, korkudan ölürdün. Eğer yılanın nasıl olduğunu azıcık çıtlatsam korkusu seni helak ederdi. Akıllı insanın başlangıçta düşmanlık gibi görünen hâlinin sonra sevgi olduğu görülür.  

Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa: Sizin canınızdaki düşmanı açıklayacak olsam, cesurların ödü patlar, ne yola gidebilir ne bir işe bakabilirdi. Allah Resûlü'nün bildiklerini biri bilmiş olsa hiçbir ibadete bedeninde kuvvet bulamazdı. Kedi önünde fare gibi mahvolur, kurt yanında kuzu gibi yok olurdu; haberini verdi: “Bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız. Yemek içmek içinize sinmezdi.” (Hadis)  

Allah'ın eli onların elleri üstündedir. Hakk'ın kudreti zayıf akıllılara elle anlatılır. Anlayışı kıt olanlara, yüksek mânâları kavrayamayan akıllara sonsuz kudret nasıl açıklanır? 

Ey zavallı, içindeki yılanı bilsen ne çürük elmaları yiyebilir, ne koşar ne de kusabilirdin? Senden münasebetsiz laflar işitmeme rağmen atımı sürüp seni zorla koşturuyor, içimden “Yabbi yessir” Rabb'im yılanın çıkmasını kolaylaştır diye duâ ediyordum. Sebebini söylememe izin yoktu. Seni o halde bırakıp gitmek de olmazdı.  

Peygamber Efendimiz, Taif'lileri Hakk'a ve imana davet için gidince Taif'liler dikenli yollarda onu taşa tutup ayaklarını kanattılar. Yara bere içinde kalan Peygamberimize Zeyd kendini siper edip korudu. Allah Resulü kendini taşlayanlar için kalb kırmadan: Ey Allah'ım, kavmime kurtuluş ver, onlar bilmiyorlar diye dua ediyordu.  

Kara yılanın belasından kurtulan adam, kurtarıcısının önünde yerlere kapanıyor: 

-Ey geleceğim, saadetim, gerçek hazinem. Ey temiz kalbli Bey yaptığın iyiliğe teşekkürden acizim. Mükâfatını yüce Allah versin, diyordu.  

Akıllıların düşmanlığı aslında dostluk, verdikleri zehir cana neş'edir. Ahmağın dostluğu ise dert ve beladır. (Şerh-i Mesnevi,c.7,s.598-610 / Mesnevi,c.2,s.144-147)