Şerh-i mesnevi çağlayanından ibretler -16

Abone Ol

AÇGÖZLÜLER NURSUZ OLUR

Sofi dervişin biri merkebiyle seyahate çıkmıştı. Yolculuk esnasında bir tekkeye misafir oldu. Merkebini kendi eliyle dergâhın ahırına bağlayıp yemini ve suyunu verdi. Unutulup ihmal edilerek hayvanını perişan etmek istemedi. Fakat kaza gelince alınan tedbirin ne faydası olur ki?

Sofinin misafir olduğu tekkenin dervişleri fakirlik içinde kusura batmışlardı. Peygamber Efendimizin ”Fakirlik küfre yaklaşmaktır”. Hadisinde belirtilen yoksulluk ve zaruretin mavh edici kıskacına inkâra sürükleyen belasına düşmek üzereydiler. 

Ey zengin, karnım tok, sırtım pek diye aklını başına al da fakirin sapık ve çarpık hareketine gülme

Tekkenin fukara topluluğu hata da olsa aralarında ağız birliği ederek konuk sofinin merkebini satmağa karar verdiler. 

İhtiyaç (zaruret) sebebiyle murdar ve haram olan bir şey mubah olur. Yanlış, doğru hükmünü alır. 

Yoksul tekke dervişleri sofiden gizli götürüp eşekceğizi sattılar. Parasına bol bol yiyecek içecek alıp mumlar yakarak şölen gibi bir eğlence sofrası kurdular. Ne zamandır midelerinin gurultusunu dinleyen fukara dervişler bol bol yiyecek içecek bulmanın gürültüsü ile tekkeyi velveleye verdiler. Kıt kanaat yiyecek ve oruçlu günler ne zamana kadar sürecek? Elimizde zembil (sepet) dilenci gibi dolaşmak ne vakte kadar devam edecek? Biz de insanız, bizim de canımız var. Bu gece misafirimizle daha hoş, daha şenlikli olacak, diyorlardı.

Yanlışlarını doğru sanmanın hatası ile sapıklık tohumu saçtılar. Konukları uzun yol yorgunu olduğu için olup bitenden habersiz kendisine gösterilen ilgi ve teveccühten çok hoşlandı. Yoksul dervişlerin saygı ve taltifle oynadıkları oyun misafiri kendinden geçirdi. Konuk sofi aşırı alakadan sarhoş kendi kendine:

-Bu gece, bu dervişlerle gülüp oynayarak sema etmezsem ne zaman ederim? Dedi. 

Şen şakrak yemekler yendi, oyun, eğlence başladı. Tekke tavanına kadar toz duman içinde kaldı. Döşeme tahtasına vurulan ayaklarla, sallanıp tepinmeyle kalkan tozdan içerisi duman içinde kalan mutfağa döndü. El çırpıp bağrışıyorlar, sakallarıyla yerleri süpürüyorlardı. 

Sofi hırsla arzuladığı yemeği az bulur, bulunca da çok yer. Manen gönlü gözü tok olanlar hariç, onların utanma duyguları bir şey istemeğe engel olur. 

Tekke dediğimiz bu kalender hanede yeme-içme, çalgı, oyun, sema ve şarkılar söylenmeğe başlayınca, yüksek sesle, koro halinde: “Eşek gitti, eşek gitti” diye ahenkle bağırmağa başladılar. Bu pek hoş ve ahenkli söyleyişe, bu neş'e ve coşkunluğa el çırparak destek verip: Eşek gitti, eşek gitti diyerek sabaha kadar kalgıyıp tepindiler. Yeme içme, coşup kendinden geçme bitince sabah ışıdı. Hepsi misafirle vedâlaşıp birer tarafa gittiler. Tekke boşalıp misafir sofi kaldı. O da eşyalarının tozunu silkeleyip toparlandı. Yol için hazırlandı. Eşyasını merkebe yükletmek için odasından çıkardı. Yola düzülen bir kervana yetişmek için acele ediyordu. Ahıra indi fakat merkebini bağladığı yerde bulamadı. Kendi kendine; tekkenin hizmetçisi onu sulamağa götürmüş olsa gerek dedi. Çünkü merkep akşam fazla su içmemişti. Hizmetçi gelince ona:

-Merkep nerde? Diye sordu. Hizmetçi hayretle kendi kendine:

-Şunun sakalına bak, diye mırıldandıktan sonra: Dün gece tekkede “eşek gitti eşek gitti” diye kıyamet koptu, duymadın mı? Diye cevap verdi. Sofi:

-Ben merkebi sana teslim ettim. Seni kendime vekil tayin etmiştim. Sana verdiğimi iade et, dedi. İslama, dine aykırı delil gösterme. Teslim ettiğim merkebi ver. Peygamber Efendimiz; Bir şeyi emanet alan onu kaybederse ödemeğe mecburdur, buyurdu. Hizmetçi:

-Ben tek başına olunca gücüm yetmedi. Hepsi üzerime hücumla tehdit ettiler. Can korkusu ile bu çirkin işe mecbur kaldım. Buna ödeme gerekmez. 

-Ödememekte ayak diretirsen kadıya, mahkemeye gidelim.

-Sen kedilerin ortasına ciğer atıp sonra da ciğerim nerde diye soruyorsun. Yüz aç arasında bir pide, yüz köpeğin önünde bir kemikten nişan kalır mı?

Sofi:

-Senden zorla ve zulümle aldıklarını farz edelim. Bunu yapmakla benim gibi bir fakirin canına kastettiler. Be adam, bari dervişler merkebi satmağa götürüyorlar diye niçin haber vermedin? Haberim olsa geri alırdım. Şimdi hepsi dağılıp gitti. Kimi bulup da hesap sorayım? Kimi kadıya götüreyim. Bunlar hep senin yüzünden oldu. Bu korkunç zulüm gerçekleşince niçin yanıma gelmedin? Deyince Hizmetçi:

-Vallahi haber vermek için yanına kaç defa geldimse hepsinde seni herkesten neşeli: Merkep gitti diyorken gördüm. Merkebin sahibi hayvanın satıldığını biliyor. Arif adam, kazaya razı diye geri döndüm. Sofi:

-Hepsi birden öyle hoş ve ahenkli söylüyorlardı ki onlara katılmak gerçekten bana da zevkli gelmişti. Doğrusu onları taklit beni berbat etti. Kötülüğü ve kötüleri böylesine taklit edenlere lanet olsun. 

Aklın, gözün ve kulağın temiz olsun dersen onları hırs ve açgözlülükten kurtar. İnsanı yoldan çıkaran tamahtır

Yemeğe, oyun ve eğlenceye düşkünlük hakikate akıl erdirmeğe mani olur. 

Peygamberler halktan bir şey beklemedikleri için kimseye külah sallamayıp saf ve temiz bir kalble: Allah'tan getirdiğim haberler karşılığı ben sizden ücret istemiyorum. Ben dellalim, müşteriniz Hak'tır. Buyurdu. 

Gönlü hak sevgisiyle dolu olanlar hürdür. Vicdanları hiçbir şeyle satın alınamaz. 

Açgözlüler nursuz olur. Hırslı insanların kulağına ibretli söz girmez. (Şerh-i Mesnevi,c.6,s.181-201 / Mesnevi,c.2,s.40-45) 

(Yaşar Çalışkan,  Kızıl Postun Eşiğinde Hz. Mevlânâ'dan Seçme Hikâyeler, Nüve Yayınları, Konya, 2008)