Seni çok özlediğimi hissettim

Abone Ol

Orda bir köy var uzakta…

Gene’nin(Beşağl’ın) kırında, Çoka’nın yaylasında…

Konya’nın 90 kilometre doğusunda…

Issız, bucaksızbir alanda ama altın sarısı ovasıyla hububatın tam da ortasında…

Kendi köyümdenbahsediyorum, uzun zamandır gitmediğim, daha doğrusu gidemediğim köyden…

Bugün sadece kendimi yazacağım.İçimi dökeceğim, kimseye söyleyemediklerimi, anlatamadıklarımı anlatacağım okunma kaygısı duymadan…

Her yerinde gocababamdan (dedemden) bir hatıra olan bu köye gidememiştim… Korkuyordum, rahmetli gocababamla çocukluğumdan bu yana yaşadığım hatıraların yeniden canlanmasından korkuyordum… Bana onu hatırlatacak her şeyden kaçmaya, uzak durmaya çalışıyordum.

Cumartesi günü bu korkuyu kırıp, her yerinde gocababamdan bir iz, bir anı bulunan köye gittim…

Ramazan’ıköyde geçirirdi. Köy onun için bambaşka bir yerdi. Sıkılırdı Konya’dan, şehirden ve şehrin gürültüsünden…

Köyün sakinliğini, sessizliğini, serinliğini severdi. En son geçen yıl aşağı yukarı aynı zamanlarda köyde birlikte iftar açmıştık. Nereden bilebilirdik ki birlikte geçirdiğimiz son Ramazan ayı olduğunu…

Nereden bilebilirdik ki o iftar sofrasına birlikte son defa oturduğumuzu…

Ramazan’da bir iftarıa köye gidelim de çırasını yakalım istedik. İftarı köyde yaptık ailecek…

Öğlen saatlerinde köydeki evdeydik.

Baktığım her yerde sen, gördüğüm her şeyde sen vardın gocababam…

Daha bahçedeki kapıyı açar açmaz sanki her zamanki gibi o güler yüzünle karşıma dikiliverecektin… Sanki yine gözün gibi baktığın meyve ağaçlarını sularken görecektim seni…

Sahi meyve ağaçları demişken, o herkese dağıttığın, köyde tatmayanın kalmadığı üzüm var ya… Yeşermiş, bu yıl da çok verimli maşallah. Ama henüz olgunlaşmamışlar, gözyaşı büyüklüğündeler…

Eylül’de kararır hepsi. Biz de dağıtacağız tüm köylüye merak etme sen… Rasim ağanın üzümünü bu yıl da tadacak herkes…

Sonra kayısı ağaçları vardı ya, bu yıl don ve dolu vurmuş gocababa. Pek fazla kayısı yok. Ama Ramazan’da hoşaf yapacak kadar çıktı elhamdülillah.

Ne çok severdin sen hoşafı. Sahurda şapıdık şapıdık içerken canımı çektirirdin de ben de içerdim…

Vişne de çok verimli, kıpkırmızı kızarmış… Kuşlar da bol bol nasiplenmiş. Sonra dut ağacı da her zamanki gibi ihtişamıyla bahçenin orta yerinde duruyor. Kuşlara yuva ve gıda olmuş… Senin eserin… Her cıvıltılarında sana dua var…

İğdeyi de inceledim, bu yıl iğdemiz var. Dolu pek etki etmemiş ona…

Arka taraftaki bahçe var ya gocababa, envai çeşit ağaç dikip yetiştirmeye çalıştığın… Büyümüş o fidanlar. Hatta erik ve elma bu yıl meyve de verecek. Allah yedirmeyi nasip ederse seni anarak yiyeceğiz…

Ceviz de tutmuş, daha çok küçük ama yeşermiş yani. Ha bir de çam vardı ya hani benim getirdiğim.

Oğlum bu tutmaz amma bi deneyelimdediğin çam… Tutmamış hakikaten, olsun yapacak bir şey yok…

Garaja da girdimaylar sonra ilk defa gocababa… Takımların olduğu gibi duruyor… Sonra bir köşede geçen yıl ektiğimiz buğdaydan kalan süpürüntüler…

Mavi boncuğatakıldı gözüm gocababa. Senin emektara… Yanına gidip gitmemekte bir süre tereddüt etsem de bir çalıştırayım dedim senin emektarı. Mavi boncuk tek marşta zıradar aldı gocababa.

Senin deyiminle, zorlu zorlu maşallah…

Daha fazla duramadım da hemen kaçtım garajdan gocababa. Bundan 15 sene önce o garajı birlikte yapışımız geldi aklıma. Sen merdivene çıkardın ben sana biriket uzatırdım. Sonra bol samanlı çamuru da sürdük mü tamamdır…

Güle oynaya, şakalaşa şakalaşa bitirmiştik birlikte koskoca garajı. Çamur topacını bir keresinde hızlı atıp yüzüne oturttuğum aklıma geldi. Ne gülmüştük ama…

Şimdi bunlar hatırıma geldiğinde ufaktan bir tebessüm etsem de gerisi gelmiyor.

Giden de gelmiyor, ama insan özlüyor işte gocababa…

Dünya fani, ölüm ani… İşte şimdi yoksun aramızda… Ancak hatıralarınla yetiniyoruz böyle naparsın…

Şimdi sadece gözlerimizde dolan iki damlasın…

Allah sana rahmetiyle tecelli etsin güzel insan…

Dualarımız her daim seninle…

Mesnevi’den:

“Herkes kendi zannınca yar oldu bana; (ama kimse) içimdeki sırları aramadı.”