Sendikalar bölündü, hükümet sevindi!

Abone Ol

Taksim tartışmalarının, taşların, sapanların, gaz bombalarının… arasında, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı daha geri bıraktık.
İstanbul’u saymaksak Türkiye’nin büyük bölümünde 1 Mayıs kutlamaları sakin geçti.
Sakin geçen illerden biri de Konya oldu.
Her yıl olduğu gibi Konya’da da 1 Mayıs, sakinlik içerisinde bayram havasında geçti.
Halaylar çekildi, oynandı, sloganlar atıldı…
Bunlar güzeldi de güzel olmayan bir durum vardı.
Oda farklı siyasi ve ideolojik görüşteki sendikaların ve partilerin birlikte 1 Mayıs’ı kutlamak yerine ayrı ayrı kutlamaları oldu…
1 Mayıs sözde işçinin, emekçinin birlik ve dayanışma günüydü ama Türkiye’nin genelinde
olduğu gibi Konya’da da işçiler arasında birlik ve dayanışma olmadı.
KESK, DİSK, Halkevleri, Eğitim-Sen, ÖDP; Atatürk Anadolu Lisesi önünde.
Eğitim-İş, CHP, İşçi Partisi, Büro-İş; Gedavet Parkı'nda.
Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen; Zafer Meydanı'nda 1 Mayıs’ı kutladı…
Hükümete karşı tek ses olup, isteklerini iletmesi gereken işçi sendikaları, ideolojilerini, görüşlerini, kaprislerini bir kenara bırakamadı.
Böyle olunca da 50-100 kişilik gruplar halinde seslerini duyurmaya çalıştılar.
Fakat sığ kalan seslerini kimse duymadı. Her grup toplandığı yerde kendi çaldı, kendi söyledi…
Kendi içlerinde bölünüp, parçalanmış olan sendikalar ise birbirlerinden farklı bir şey söylemiyordu.
Hepsi, gelir adaletsizliğinden, eşitsizlikten, sosyal güvenceden, taşeronlaşmadan, kadro alamamaktan… yakındı.
“Görüşler, düşünceler birdi” ama sırf ideolojik kutuplaşmaları bir 1 Mayıs’ı daha amacından uzaklaştırdı.
Tek dertleri insanca bir hayat sürmek olan işçiler, üyesi oldukları sendikaların birlikte hareket edememeleri sonucu yine isteklerini gür bir sesle duyuramadı…
İşçi sendikaları, “ideolojilerimiz ayrı olsa da işçiler ortak noktamız, söz konusu işçiyse gerisi teferruattır” anlayışı içinde olmaları gerekirken, bu yılda farklı alanlarda bildiri okumakla yetindiler.
Okudukları sayfalarca dolusu yazı, hükümetin dikkatini çekmediği gibi medyada da birkaç satır olarak yer aldı.
Oysa tüm Türkiye’de işçi konfederasyonları bir araya gelip, ortak bir bildiri hazırlasa ve hazırlanan o bildiriyi arkalarında milyonlarca işçiyle birlikte gür bir sesle okusalar, daha anlamlı olurdu.
Fakat bu yıl da bu hayal boşa gitti. Her konfederasyon kendi çaldı, kendi oynadı.
Bu işten en çok sevinen ise şüphesiz hükümet oldu. “İdeolojik çatışmaların olduğu işçi sendikalarının içinde ben bunları yüzde 4 oranındaki zamlarla oyalamaya devam ederim” sevincini yaşadı.  
“Birlikten kuvvet doğar” sözünü unutan sendikalar işçiyi sevindirecekken, yine hükümeti, kapitalizmi, emperyalizmi mutlu etti.
Aralarındaki birlik sağlanmadığı sürece de;
– Mutlu etmeye devam edecekler.
– Açlık sınırının yaklaşık 1200 TL olduğu Türkiye’de işçi 774’lik asgari ücretle geçinmek zorunda kalacak.
– İşten atılma korkusuyla sosyal güvencesiz çalışan işçiler emek sömürüsüne kurban edilecek.
– Adeta köle gibi çalıştırılan taşeron işçilerin sayısı artacak.
– Sözleşmeli kamu işçileri kadro hayaliyle yaşayacak.
– Güvenliğin olmadığı çalışma ortamlarında işçiler iş kazalarında ölmeye devam edecek.
Bu bakımdan işçi sendikaları, en temel görevleri olan işçilerin haklarını savunmak adına bir araya gelmek zorundadır.  
Unutmasınlar ki ortak bir noktada buluşmadıkları sürece kaybeden işçi, kazanan emeği sömüren kapitalizm ve bu işten kazançlı çıkan hükümet olacaktır…