Anadolu'dan bir güneş gibi doğan, ışığını kısa bir süre içerisinde Konya'nın sınırlarından taşıran, Türkiye sınırlarını da aşarak dünyaya nam salan Konya Şeker yeni yatırımlarına aralık vermeksizin devam ediyor...
Bu manada, Anadolu'dan aldığı güçle kendinden emin adımlarla ilerleyen Konya Şeker'i tebrik ediyor ve nazardan korunması için maşallah diyorum...
PANKOBİRLİK Genel Başkanı ve Konya Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk, et ve süt üretiminin yapıldığı Panagro Tesisleri'nde gazetecilerle biraraya geldi...
Yaptıkları yatırımları, bugün Konya Şeker'in hangi aşamada olduğunu, vizyonlarını ve geleceğe dönük planlarını tüm detayları ile uzun uzadıya anlattı...
Biz de güzel güzel dinledik...
Bir ıbrıkçı hikayesi var bilir misiniz...
Umuma açık abdesthanelerde su tesisatının olmadığı zamanlarda, ihtiyaç giderecek olanlar, kapının girişinde bulunan kırmızı, yeşil, mavi renklerdeki ıbrıklardan birini yanına alır ve hacetini giderirmiş.
Adamın biri de bu ıbrıkları doldurup yerine koyuyor, kapının girişinde bekleyip, hacet gidermeye gelenlerin kullanmasını sağlıyormuş...
İşi buymuş.
Gel zaman git zaman bu adam boş durmaktan sıkılmış. Sağa sola sarkmaya başlamış.
Hacet gidermeye gelen biri kırmızı ıbrığı eline almış içeri doğru ilerlerken, bizim ıbrıkçı 'hop, dur bakalım nereye gidiyorsun? Bırak onu, mavi olanı al' demiş.
Adam alelacele kırmızı ıbrığı bırakıp, ıbrıkçının gösterdiği üzere mavi olanı almış. Bir başkası geldiğinde de ona başka renktekini, öteki geldiğinde ona başka renktekini almasını söylemiş...
Ibrıkçıyı izleyen biri de merak etmiş. Gidip ıbrıkçıya, Az önce gelen vatandaş kırmızı ıbrığı aldı, ona mavi olanı almasını söyledin. Bir başkası mavi olanı almak istedi ona yeşil ıbrığı verdin. Sonra diğeri geldi, ona da kırmızı ıbrığı almasını söyledin. Ibrıkların renkleri dışında birbirilerinden farkı ne? Neden böyle davrandın? diye sormuş.
Bizim ıbrıkçı başı da, Eee o kadar bekliyoruz burada. Bırak o kadar da bizim sözümüz geçsin cevabını vermiş.
Konya Şeker'in de bir ıbrıkçısı var.
Dünkü programda kapının önündeydi. Bizden birkaç adım önde olan meslektaşlarımızı (kendi tayfası diyebilirim) şen şakrak, öpe koklaya, kucaklaya şakalaşa içeri aldı.
Yanlış anlaşılmasın, bir beklentimiz yok, hiç de sevmem zaten öpülüp yalanmayı. Ama sanki biz orada yokmuşuz gibi bir tavır içerisindeydi bu şahıs. Dikkatimi çekti, bedime gitti...
Selam yok, merhaba yok, hoşgeldiniz yok, beş gittiniz yok...
(Kırmızı ıbrığı alma, mavi ıbrığı al durumu)
Panagro Et ve Süt Üretim Tesisleri'ne girmeden önce bu ıbrıkçı gazetecileri yanına toplayıp, 'Prensiplerimiz gereği içeriden fotoğraf çektirmiyoruz. Takdir sizin ama gezdiğimiz yerlerden fotoğraf ve görüntü almayacağınızı ben zaten biliyorum' sözlerini ardı ardına sıralamaz mı?
(Mavi ıbrığı bırak, yeşil olanı al durumu)
Neyse, gezi ve incelemeleri de tamamladık, sıra Recep Konuk'un hitap etmesine geldi. Konuk'un yeni gelişmeleri aktaracağı salonda yuvarlak masalar sıralanmış. Sevdiğim ve saydığım gazeteci ağabeylerimin bulunduğu masayı uzaktan gözüme kestirdim. Onlarla sohbet edip, bir şeyler kapmanın derdindeyim. Masadaki boş yere oturdum.
Ibrıkçı yine iş başındaydı... Hemen karşı tarafıma geçip, 'oraya falanca şahıs oturacak sen oradan kalk başka yere otur' dedi.
(Yeşil olanı alma, kırmızı ıbrıkla hacet gider mantığı)
Güler misin, ağlar mısın... Sessizce kalktım. Orada bulunma amacımız, PANKOBİRLİK Genel Başkanı Recep Konuk'u dinlemek, ondan aldıklarımızı halka aktarmaktı. Çıkıp gitsem olmayacak, geçtim başka bir masaya oturdum. Ama bu olay da benim içime oturdu...
Konya Şeker hakikaten o kadar büyük bir kuruluş ki, gölgesinde işte böylesi küçücük insanları çok rahat bir şekilde barındırabiliyor.
Biz orada Konya Şeker'in misafiriydik. Bizim kültürümüzde misafir kapıda karşılanır, misafir odasına veya gideceği yere kadar kendisine eşlik edilir, uygun bir yer gösterilir, birkaç cümle ile hal ve hatırı sorulur, kendisiyle ilgilenildiği, kendisinin ziyaretinden memnuniyet duyulduğu misafire hissettirilir...
Ne yalan söyleyeyim, ben bunların tam tersini hissettim...
Ve sen, adabı muaşeretten nasibini alamamış olan, BATI'nın kültürü ile yetiştiği her halinden belli olan, kendisini nimetten sayan, terbiyesiz ve hadsiz şahıs...
BATI'da belki bu işler böyle yapılıyordur ama doğuda, yüzyılların kültürel birikimin bağrında taşıyan bu Anadolu topraklarında böyle bir anlayış da yok, böyle bir yaklaşım da yok.
Buyur gel de sana hoşgörüyü, misafirperverliği, her şeyden önce insana insan olduğu için nasıl değer veriliri ve en önemlisi adamlığı bir güzel anlatıyım, öğreteyim.