Saray Osmanlının olsun bize ev gerek!

Abone Ol

Ali radiyallahu anh'dan: "Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sel­lem ile beraber oturuyorduk. Üzerinde kürk parçalarıyla yamanmış bir hırkadan başka bir şey bulunmayan Mus'ab bin Umeyr çıkageldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onu görünce, (Mus'ab'ın Mekke'deki) eski debdebeli halini hatırlayarak ağladı. Sonra Al­lah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Biriniz sabahleyin ayrı, öğlenden sonra ayrı güzel elbise giydiği, önüne bir ta­bak konup öteki kaldırıldığı, evlerinizi bu Ka'benin örtüldüğü gibi örtülere büründürdü­ğünüz (döşediğiniz) zaman haliniz nice olur?'

'Ey Allah'ın Resulü! Tabii ki halimiz o gün bugünkünden daha iyi olur. Çünkü o za­man geçim sıkıntımız olmaz, kendimizi tama­men ibadete veririz.' Şöyle buyurdu: 'Bilakis bugün siz, o günkünden daha iyi durumdası­nız.' [İkisi de Tirmizî'ye ait] Rudani 9601

 

Bugün İslam dini dünyevileşmiş hallerini zedelemeyecek şekilde takdim ediliyor insanlara.  Dünya hayatının esas alındığı ahiretle alakalı işlerin Dünya hayatını sarsmadığı kadarıyla kabul edilebildiği bir din telakkisi bu. 

İki Dünya'da da hasene için dua ederiz. Ancak 'hasene' nedir? Dünya hayatının dünyevi zenginlikler içinde geçirilmesinin esas ittihaz edildiği bir hayat uğraşının mahsulü müdür 'hasene'?

Ayetler ve hadislerden deliller getirerek kendi fikirlerini destek bulmaya çalışmanın getirdiği çoraklık içindeyiz. Bu sebeple mevzu hakkındaki ayetleri sıralamayacağım. Kendi telakkilerimizi desteklediği ölçüde müracaat ettik Nas'a.

Hayatımızda Kur'ana bir yer açtık. Hayatımızı Kur'anda aramadık. Bu sebeple Kur'andan ayetler sıralanması işi bir daha insanlar Kur'ana müracaat edemesin diye yapıldı. İslamsılık cereyanı her şeyi ayağa düşürdüğü gibi Kur'an ayetlerini zikretme meselesini de ayağa düşürdü.

Kur'anı anlamak ve anlatmak için değil, teslim olmak için okuyan herkes bilir ki Kur'an Dünya hayatını değil ahretin esas yurt olduğunu ve bütün hazırlığın ahret için yapılması halinde doğru iş yapılacağını ihtar eder. Aksi halde Dünyanın kardırmacasına (gurura) kapılmış oluruz.

Bu sebeple biz Türklerin indinde Dünya “Yalan Dünya”dır.  “Fani bedene kefen yakışır” derdi Akıncılar.

Bugün Müslüman'ım diyen insanlar iki cereyan arasında sıkışmış görünüyorlar. İslam'ın Hırıstiyani bir yorumla ruhani, mistik bir hale dönüştürülmüş hali ile Yahudileştirmenin tek Dünyalı (seküler) baskısı altında şekillenmiş hali arasında sıkışmış durumda Müslümanlar.

Tasavvufi kesim olarak kendilerinin adlandırılmasından memnun olan kesim Hırıstiyanî bir ruhaniyete, mistik bir havaya kapılmış gidiyor. Bunun dışında bir zamanlar radikal olarak adlandırılan kesim ise dinin aklileştirilmesi, rasyonelleştirilmesi işinin münfaili oldular.

Ne gariptir ki birbirini kıyasıya eleştiren iki cenahın da yolu AKP iktidarından sonra dünyevileşmeye vardı. Dünya nimetlerinden azami derecede istifade etmenin kendi menfaatlerine olduğu kanaatinde mutabıklar bugün.

Bunlara “Dünya'nın süsüne sarhoşluğuna kapılmayalım için nazil oldu Kur'an” deyince hep bir ağızdan “Hayır efendim, Hz. Ebubekir de zengindi. Hz. Osman da zengindi!” diye söze başlayıp düşük/acınası hallerini müdafaa için bazı savunma mekanizmalarına müracaat ediyorlar. Bunlardan diğeri de Rasulullah'ın “Allah kuluna verdiği nimeti üzerinde görmek ister” mealindeki hadisi. Başka? Başka da yok.

Nimet kelimesinden ni'metlenememiş bu nasipsizlere göre saçlarına sürdükleri jöle Allah'ın nimeti oluyor herhalde.

Bir zamanlar sahte bir İslam devrimi filminin baş aktörü Humeyni'nin kerpiç evinden bahseden radikallere bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın açılış merasimin davetiye gönderilse gitmeyecek olan kaldı mı? Bir de bu kesim Necmettin Erbakan'ı kızını Çırağan Sarayı'nda evlendirdi diye eleştirmişti.  Tayyip Erdoğan'a doğru sürülen kalabalıkların ağzında tekrarladıklarından birisi de bu mesele idi.

Haydi, bu radikal kesim zıvanadan çıktı diyelim.  Bu tasavvuf erbabıyız pozlarındaki kesime ne oldu? Tasavvuf erbabı olmanın ilk şartı Dünya kokmamak değil miydi? Ne oldu o derviş pozlarına? Çocuklarına Zahid veya Sami ismini koyan Nakşilerden bu dünyevileşme coşkusundan hissedar olmayan kaldı mı?

Bugün tarikatçıyım diyenlerin de radikalim diyenlerin de tariki Rasulllah'ın yıkılacağı müjdesini verdiği Kisra'nın, Kayzer'in saraylarına vardı.

Bu sebepledir ki Osmanlı hayatı ile Türk hayatının ayrı ayrı güzergâhlarda yürüdüğünü göstermek istediğimizde duymazdan geliyorlar.

Türk, sofraya konan ne olursa olsun “Getir kardeşim, taştan yumuşağını yeriz” der. Osmanlı, Bizans saraylarından intikal eden bin bir çeşit zengin bir Osmanlı Mutfağının mirasçısıdır.

Türk yaşadığı coğrafyaya ve tabiat şartlarına uygun olarak, ya kerpiçten, ya ahşaptan ya taştan basit mütevazı evlerde veya çadırlarda yaşar. Osmanlı Saraylarda.

Osmanlı'ya göre Dünya hayatının ihtişamında gâvurlarla yarışmak en mühim faaliyettir.

Türkler ise: “Üryan geldim gene üryan giderim, ölmemeğe elde fermanım mı var” diyenlerdir.

Osmanlıların hepsi medenidir. Türkler medeniyeti “tek dişi kalmış canavar” olarak teşhis edebilenlerdir.