Edep; edepsizlerin edepsizliğine sabretmektir der Mevlana hazretleri.
Bakın Üstad Necip Fazıl ne der sabır konusunda!
Sabrın sonu selâmet,
Sabır hayra alâmet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selâm et!
Felâh mı, onda felâh,
Silâh mı, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.
Sabır, incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakka tevekkül.
Sabır hakka itimat.
Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur'anda buyruk!
Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare...
Bu haftaki yazım anladığınız üzere SABIR üzerine olacak. Günümüzde HIZ vazgeçilmez bir unsur haline gelmiş. İnsanlar saniye geçiktiğinde kullandığı alete sinirleniyor, trafikte kırmızı ışık biraz uzun yanınca, öndeki araba yeşil yandığı halde 1 saniye geç hareket edince küplere biniyor. Yüzlerce örnek ardarda sıralayabiliriz.
Kanaatimce, hız bu insanlığın sonu olacak gibi görünüyor.
Eşimize, çocuğumuza, arkadaşımıza çevremizdeki insanlara hiç sabrımız yok.
Mevlana hazret ne güzel söylemiş: Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır! Bunun dışındaki yaptığınız yorumlar ve üzülmeler gereksizdir, biçaredir. Unutmayın; Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır. Günümüz insanının derdi toz almak değil maalesef kilimi dövmek olmuş. Bir an nefes alın ve çevrenizde olan bitene bir bakın! Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
İsyan etmek, gündelik farkındalık öğretilerine uyarlandığında; olmuyor işte, başaramıyorum, "sıkıldım", "yeter artık" gibi cümleler sarfederek, isteklerimize ulaşmamızı engeller. Üzülme, istediğin bir şey olmuyorsa, ya daha iyisi olacağı için; ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur. Sen darda olduğun vakitlerde, sana bahşedilmiş olanlarla elinden geleni yaparsın, en güzel çareleri düşünürsün uygularsın. Fakat yine bir şeyler olmuyorsa, kendini yerden yere vurman iyi bir durum değildir. Direnmekle, kendi iç huzurunu bozarsın. Sabırla uygula sana verilmiş olanları, o anki imkanlarınla.
İşin biraz daha ileri noktası ne biliyor musunuz?
Sabırsız insan aynı zamanda vefasız, isyankar, Anadolu tabiriyle ekmeksiz de oluyor.
Felah mı istiyorsun?
Murat mı istiyorsun?
Çare mi istiyorsun?
Derman onda!. SABIR edebilmekte!..
Üzülme! Dert etme can! Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan, ne mutlu sana! Elinde olmayanları söyleme bana, elinde olanlardan bahset can! Üzülme! Geceler hep kimsesiz mi geçecek? Gidenler dönmeyecek mi? Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede veya bir bahar sabahında karşına çıkmış. Bil ki, güzellikler de var bu hayatta, gel git'lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin? Hüzün olgunlaştırır, kaybetmek sabrı öğretir (Mevlana)
Yıkmak, tüketmek, sona erdirmek günümüzde artık normal kabul ediliyor. İnsanlar bu hız ve sabırsızlık nedeniyle sonunu düşünemiyor. AN a odaklanıyor ve o AN doğru geleni doğru, yanlış geleni yanlış olarak kabul ediyor. Elbette ki son pişmanlıklar hiç fayda vermiyor.
Sabır öyle büyük bir berekettir ki; acıya sabredersin, adı metanet olur, İnsanlara sabredersin adı hoşgörü olur, dileğe sabredersin adı dua olur, duygulara sabredersin adı gözyaşı olur, özleme sabredersin adı hasret olur, sevgiye sabredersin adı aşk olur.
Unutmamamız gereken son bir söz! Şems hazretleri; Olmadı diye sızlandığın dua'ya, gün gelir olmadı diye şükredersin! demektedir. Neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu ancak Mevlam bilir.
Sabrı ve bereketi bol, metanetli, hoşgörülü, dualı, aşklı ömürler dilerim!