banner5
banner68

‘Haddi aşmadan’ ebediyete gitti

Merhum Rahmi Erdem’i anlatan Yazar Salih Sedat Ersöz, “Rahmi hocamın samimiyetine, imanına, inancına, inancının gereğini yerine getirme çabasına, düzgün yaşantısına, gayretli çalışmasına, dekan olduğu halde gayet mütevazı davranışlarına ve her dalda başarısına şahit olmuşumdur” dedi

29 Nisan 2022 Cuma 11:31
‘Haddi aşmadan’ ebediyete gitti

RAHMİ ERDEM

1958 yılında Mersin’in Erdemli ilçesinde çiftçilikle geçinen bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. 11-12 yaşlarındayken Konya Uluırmak Nuraniye Kur’an Kursu’nda yatılı olarak kaldı. Mersin’de İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra Konya’da, Mühendislik ve Mimarlık Akademisi mimarlık bölümünde okudu. Mezuniyetinin akabinde bir akademisyen olarak okuluna geri dönmüş, Şehir ve Bölge Planlama alanında uzmanlaşarak, Konya Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde göreve başladı. Alanında profesörlüğe kadar ilerledi ve 2018-2021 yılları arasında fakültesinin dekanlık görevini üstlendi.

2022 yılı Ocak ayının sonunda ailece covide yakalandılar. Rahmi hocada yüksek ateş ve akciğerde tutulum görünmesi sebebi ile hastaneye yattı. Tedaviye cevap vermeyince yoğun bakıma kaldırıldı. 20 gün yoğun bakımda yattı. İki gün entübede kaldıktan sonra 5 Mart 2022 Cumartesi günü sabah saatlerinde En Sevgiliye kavuştu.

Biz birkaç arkadaşla 2016 yılının Nisan ayında S.Ü. Edebiyat Fakültesi Arapça Öğretim Görevlisi Suriyeli olduğu halde Türk Vatandaşı olan Hazım Adnan hocadan Yazma Eserler Kütüphanesinde Arapça dersleri almaya başladık. 2017 yılı içinde derslere Rahmi hocam da katıldı. Bu andan itibaren Arapça öğrenmek için haftada 3 gün sabah namazının ardından beraber oluyorduk. Derslerimiz Pandemi sürecine kadar Yazma Eserler Kütüphanesinde devam etti. Pandemi süreci başlayınca dersleri internet üzerinden yapmaya başladık. 2020 yılının Kasım ayı başına kadar internet üzerinden derslere devam ettik. Sonra çeşitli sebeplerle biraz ara verelim diyerek derslere son vermiş olduk.

Bu süre içinde 3 yıldan fazla bir zamanda Rahmi hocamla haftanın 3 günü beraber olduk. Ayrıca bazı günlerde yürüyüşler yaptık. Çeşitli mekânlara giderek oralarda kahvaltılar eşliğinde dersimizi ikmal ettik. Bütün bu etkinliklerde Rahmi hocamın samimiyetine, imanına, inancına, inancının gereğini yerine getirme çabasına, düzgün yaşantısına, gayretli çalışmasına, dekan olduğu halde gayet mütevazı davranışlarına ve her dalda başarısına şahit olmuşumdur.

Covide yakalanarak hastaneye yattığını işitince hemen aradım. Gayet güzel konuştuk. “Hocam sakın moralini bozma, ben de çok ağır geçirdim, 1 ay hastanede yattım. Sonunda Allah’a şükür iyileşip

çıktım. Şu anda da gayet iyiyim, sen de iyileşirsin İnşallah” diyerek moral vermeye çalıştım. “Moralim iyi, burada bakımım da iyi. Ben de kendimi iyi hissediyorum” dedi. Daha sonra rahatsız etmemek için aramıyordum ama mesajla durumunu soruyordum. İyiyim diye cevap veriyordu. Bir gün yazdığıma cevap vermedi. Birkaç gün boyunca cevap alamadım. Meğer yoğun bakıma alınmış. Kısa süre sonra da vefat haberi geldi. Allah rahmetiyle muamele eylesin.

Oğlu Hüseyin Nihat Erdem babası ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Babamın hocaları, meslektaşları ve öğrencileri onun hakkında; “O bizim sadece hocamız değil babamız, ağabeyimiz gibiydi” diyerek anmaktadırlar. Erdemli’li olmasına rağmen Konya’yı birçok Konyalıdan daha iyi bilirdi. 40 yılı aşkın süredir buradaydı çünkü… Konya’nın geçmişiyle ilgili de önemli bir arşivi mevcuttur. Sadece eğitim-öğretimle ilgilenmiş değil, pek çok alanda kendini yetiştirmiş, birçok hobisi olan çok donanımlı bir insandı kendisi… Amatör telsizciliğe, fotoğrafçılığa merâkı vardı. Hat sanatı ile yakından ilgilenir, dersler alırdı. Güzel sesiyle Kur’an-ı Kerîm’i en güzel şekilde tilavet etmeye gayret ederdi. Hafız olmayı çok isterdi ve “Nasip olmadı.” diyerek üzülürdü. Nitekim son senelerinde hafızlık çalışmalarına da başlamıştı. Kitap okumaya ve biriktirmeye çok meraklıydı. Aynı anda birkaç kitabı birden okurdu. Yüzlerce kitaplık kütüphanesini de bu şekilde bıraktı bizlere.

Dürüst, âdil, fazîletli, mert, yalansız, riyasız, maddiyata kıymet vermeyen, cömert, özetle nâdîde bir insan oldu Rahmi Hoca. Yaptığı her şeyde öncelikle Allah’ın rızasını gözetti. Allah da ondan razı olsun. Hayatındaki her şeyde sünnete uygun davranmaya gayret etti. Yoğun bakıma yatınca “sünnettir” diyerek vasiyetini hazırladı. “Mümin vasiyetini cebinde taşıyacak” derdi. Hastanede yatırken son güne kadar ima ile namazını kıldı. Entübe edilmeden az öncesine kadar, son derece sıkıntıda olmasına rağmen, nefes nefese ima ile namaz kılarken gördük. 63 yaşını aşmayı ‘haddi aşmak’ olarak değerlendirirdi. Bu konuda da sünnete uymuş oldu ve haddi aşmadan ebedî makamına intikal etti. Allah rahmetiyle muamele eylesin…” Fânî bildiğimiz şu âlemde maddiyat değil insan biriktirmeyi şiar edinene ne gam? Ardında bıraktığı onlarca dostunda, yüzlerce talebesinde birer pâresi yaşamaya devam ederken… Anlaşılan o ki; artık bir telefondan çok daha yakında, gönlümüzün tam da ortasında... Şükürler olsun rüyalarımızı denk düşürene.  Selâm olsun o vuslat gününe.  Eyvallah cânımız… Eyvallah…”

Babası Nihat Erdem’de merhum oğlu ile ilgili şunları söylüyor:

“Çok sevdiğim oğlum merhum Prof. Dr. Rahmi Erdem hakkında ne söylesem onu tarif etmiş olamam. Çünkü o bir umman gibi derindi. Onun çocukluğu ve öğrenciliği temiz, uysal ve çalışkandı. 70'li yıllarda Mersin İmam Hatip lisesini bitirdi, aynı yıl Ankara hukuk fakültesini kazandı. 2 yıl anarşi nedeniyle devam edemediğinden okulu tamamlayamadı. 3. sene Eskişehir eczacılığı kazandı yine anarşi yüzünden kayıt bile olamadı. 1980 ihtilalinden sonra Konya'da Mimarlık Fakültesine girdi ve orayı başarıyla bitirdi. İmam Hatip'te okurken yazları Konya'da Kur'an kursuna gönderirdim çok da faydalandı. Allah razı olsun çok saygılı, hürmetkâr, parlak bir öğrencilik hayatı oldu. Ailemiz içinde takva yönünden en kuvvetli olan oydu.

Benim güneşimdi, ben de ay,

Ne kadar da erken gitti vay vay!”

Kız kardeşi Emine Nergiz’in ağabeyi ile ilgili görüşleri şöyle:

“Ben en küçük kız kardeşiyim. Ağabeyim benim için çok kıymetliydi. Kardeş ölür de kardeşi mutlu yaşar mı? Kardeşini özlemeden günler geçer mi? Ağabeyciğim ile ölüm kelimesini aynı cümlede bile kullanmamışken yokluğuna alışmak çok güç. Rabbim merhametiyle muamele etsin. Her gün dualarımızda ve kalbimdesin. Mekânın cennet olsun.”

Akademisyen arkadaşı Prof. Dr. Mehmet Çağlar Meşhur’un, merhum Rahi Erdem ile ilgili düşünceleri de şöyle:

“Rahmi Hoca ile ilk defa karşılaştığınızda uzun zamandır tanışıyormuşsunuz hissi uyandıran bir insandı. Sofrasından yenilsin, içilsin isterdi. Haklarında çok konuşmazdı ama çocuklarına ve eşine düşkünlüğünü her hali ile belli ederdi. Evindeki huzuru her şeyin üstünde tutardı. Her insan gibi hata yaptığı, duygularının mantığının önüne geçtiği zamanlar olurdu. Ama hatada diretmezdi. Ona yapılacak en büyük iyilik yanlışlarını, hatalarını yüzüne söylemekti. Her an vicdani sorgulama içerisindeydi. Yaşına, sıfatına bakmaksızın kalbini kırdığı birinin gönlünü almaya çalışırdı, tam anlamıyla kibirsiz bir insandı. 63 yaşında vefat edenlere imrenirdi. Gönlünden geçirmiş midir ya da istemiş midir bilinmez ama imrendiği yaşta emanetini teslim etti. “İyi bilirdik” lafı yüzeyseldir, cenazesi özde “iyi bilinen” bir insan olduğunu gösterdi. Rahmetle…”

Akademisyen arkadaşı Dr. Öğr. Üyesi Elif Gündüz’de kendisi ile ilgili şunları söylüyor:

“Rahmi Hocam için bir şeyler yazacağımı düşünürdüm de böylesi hiç aklıma gelmemişti doğrusu… Konya’da Mimarlık Fakültesinde çok emeği olan, pek çok meslek insanı yetiştiren kıymetli bir büyüğümüzdü Rahmi Hocam. Fikirlerinden her daim faydalandığım, farklı ufuklar açan, öğrenmeyi seven, insanların her alanda kendisini geliştirmesi gerektiğini düşünen, çok yönlü bir insandı. Hocam, o sert mizacının altında koskocaman bir merhamet saklıydı aslında. Her defasında şaşırtırdı beni… Gönül almasını bilen, öğrencilerini her daim koruyup kollayan, güzel ahlaklı, iyi yürekli bir insandı.

Dekanlık vazifesinin sona ermesinin ardından kendisini ziyarete gittiğimde, gelecek planlarında ne olduğunu sordum hocama. “Allah haddimizi aşırtmasın” dedi bana. Şaşırdım. “Anlamadım” dedim. Bana, Peygamber efendimizin vefat ettiği yaşı hatırlatarak, 63 yaşı aşmanın böyle adlandırıldığını söyledi. “Aman Hocam” dedim, “durun hele, tövbe estağfurullah.” Gitti Hocam… Haddi aşmadan gitti. İnandığı gibi yaşadı, güzel dualar topladı, bizleri gözü yaşlı ve şaşkınlık içinde bırakıp gitti hocam… Oysa daha soracağım, öğreneceğim, danışacağım çok şey vardı… Bilmediğim ama en güzel yerlerde olduğuna inandığım âlemde Rabbim merhametiyle muamele etsin inşallah. Vefatı sebebiyle yazmak, kabrini ziyaret etmek çok zor bana… Canım Hocam, mekânın cennet olsun. Her daim öğrencin…”

Hafız Ahmet Çalışır, merhum Rahmi hocayla ilgili şunları söyledi:

“Bundan 7 / 8 yıl önce idi. Kapu camiinde mukâbele okuduğum yıllarda baş hafızlığımı da yapmış olan Hafız Şükrü Bağrıaçık hocamızın mahdumu edebiyat hocası Mustafa Ziya Bey aradı. Bir tanıdıklarının olduğunu, benden tilavet ve de musiki dersleri almak istediğini, mümkünse tanıştırmak istediğini söyledi. Randevulaştık, buyur ettim.  Görünümünden 60 lı yaşlarda olduğu anlaşılan, “sîmâhum fi vücuhihim” ayet i kerimesinin sırrı da vechinde tecelli etmiş, güzel yüzlü, mütebessim çehreli, gözleri ile insanı kucaklar gibi içten bakan, mütevazı edalı olgun ve de oturmuş karakterli bir zat geldi. Tanıttı kendisini… Hoş-beş ettik. Tanıdık birbirimizi. Neler yaptığımızı ve neler yapacağımızı konuştuk. Çok takdir etmiştim kendisini o vakit. Hem üniversitede profesör olacaksınız, hem idareci pozisyonunuz olacak, vakit noktasından bir sürü angarya işin arasından sıyrılıp, ailenizi, çocuklarınızı ihmal etmeyeceksiniz, hem de hüsn i hat, musiki ve de ileri derecede Kur’an ilmi tedris etmek için kendisinden küçük de olsa bir hocanın dizinin dibinde diz kıracaksınız. Her türlü takdirin üzerinde… Bu hali ile bile bendenize bir ders vermişti kendisi… İslam medeniyyetinde hamaliye vazifesini üstlenen insanların başlıca özelliklerindendir bu vasıflar. İmrendim, gıpta ettim. Hatta ileri gidip kıskana yazdım, Rabbim muhafaza etsin. Bu hal bende de olsun dedim niyaz ettim Rabbime. Böyle oldu ilk tanışmamız Rahmi ağabey ile… Benden yaşça ileride olmasına rağmen hiçbir vakit hoca-talebe ilişkisini elden bırakıp, hocam demeyi ihmal etmedi. Ahmet bey dahi demedi. Hocam dedi hep pür edeble… O benden Rabbimiz ne verdi ise ilim tedris etti, ben de ondan EDEB …

Rahmi ağabey az konuşup çok şey anlatan, hal ile konuşmayı seven bir dost idi. Mueddeb, muallim, müderris, mümin ve de muvahhid bir zat, Konyalı olmasa da ‘Konya çelebisi ‘ vasfını sonuna dek hak eden bir kişi idi Rahmi Ağabey… Tashih i huruf ve talim derslerini bitirmiş idik. Musikide de belli bir kıvama gelmiş idi. Hafızlığa niyetlendik. Çokça ezber yapmaya başlamış idi hazırlık olsun diye. Kendince bazı sebeplerden dolayı ertelemiştik bir müddet hafızlık eğitimini. Güzel bir Kur’an dostu idi gıpta edilecek derecede. Ders olsa da olmasa da dernek binamıza gelir ziyaret eder, kalırdı bir müddet. Severdi oradaki havayı. Okurdu salına salına Kur’an ı kerimi. Nefesim az daha olsa, daha iyi olacak amma yetmiyor ki derdi. Nefesi yettiğince okudu elhamdülillah. Sonuna dek…

Rahmi kulun geldi sana, rahmeyle sen Yâ rahîm,

Merhamet kıl ya Rabbenâ, kerem eyle ya Kerim.”

Arkadaşı ve hocası Ömer Faruk Çelik’in de sözleri şöyle:

“Rahmi hocamız hem adı hem de soyadı gibi rahmet ve erdem sahibi biriydi. Bu sadece sözde değil, bil fiil yaşantı olarak kendisinde müşahede ettiğim bir hasletti. Öyle ki, arkadaşlardan bazılarının borçlarını kendilerinin haberi olmadan öder, daha sonra o arkadaş başkalarından borcunun ödendiğini öğrenirdi. Arkadaşlarının hukukunu gözetendi, velakin, hatalarını da ihmal etmeyendi. Arkadaşlar arasında herhangi gibi uyuşmazlık meydana geldiği zaman, ehil bir kimse tarafından kendisinin de önderliğinde o sıkıntının çözülmesini sağlardı. Arkadaşlarının sıkıntıları ve dertlerini kendi derdi bilirdi. En önemli özelliklerinden birisi de, hatası kendisine söylendiği zaman doğrudan kabul edip, hatasını düzeltene teşekkür eder ve o hatayı nasıl def edeceğini de sorardı. Kendi hatırı değil, Hakk’ın hatırını güderdi. Her bir şeyi yapmadan önce devamlı ehline sorardı. Kısaca, Osmanlı beyfendisi, Anadolu delikanlısı, mütedeyyin biriydi. Öyle ki, şer’i bir emri duyup da yapmadığını bilmiyorum. Ehli sünnet itikatında mü’min salih bir kuldu. Cenabı Hakk rahmet eylesin ve Cennet-i Firdevs’inde bizi cem eylesin.”

Oğlu Hüseyin Nihat Erdem’e teşekkürlerimi ve taziyelerimi iletiyor, haddi aşmak olarak nitelendirdiği 63 yaşını aşmadan vuslata eren Rahmi hocama tekrar Yüce Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Mekânı cennet olsun.

YARIN: YAŞAR ARICI

SALİH SEDAT ERSÖZ 

Son Güncelleme: 29.04.2022 12:02
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64

banner50