Ramazan ayı, bir sabır mektebi gibidir. Gün boyu tutulan oruç, yalnızca aç kalmak değildir; nefsi terbiye etmek, kalbi yumuşatmak ve insan olmanın kıymetini yeniden hatırlamaktır. Günler geçer, iftar sofraları kurulur, sahur vakitleri bereketlenir ve derken Ramazan yavaş yavaş sonuna yaklaşır. İşte tam bu günlerde, kapımızı çalmaya hazırlanan bir misafir vardır: Ramazan Bayramı.
Çoğu zaman bayramı yeni elbiseler, tatlılar ve ziyaretlerle karşılamaya hazırlanırız. Elbette bunlar bayramın güzelliklerindendir. Fakat bayrama hazırlanmak sadece ev temizlemek, baklava açmak ya da bayramlık almak değildir. Asıl hazırlık kalpte yapılır.
Bayrama hazırlanmak, kırgınlıkları temizlemekle başlar. Çünkü bayram, dargınlık taşıyan kalplerin günü değildir. Bir kardeşimizle, bir komşumuzla, bir akrabamızla aramızda kırgınlık varsa, bayram gelmeden o yükü kalbimizden indirmek gerekir. Bir telefon, bir selam, bir “hakkını helal et” sözü bazen yılların buzunu eritir. Bayramın bereketi de işte böyle başlar.
Bayrama hazırlanmanın bir başka yönü de yetimi, garibi ve ihtiyaç sahibini hatırlamaktır. Ramazan boyunca sofralarımıza bereket geldi. Fakat aynı mahallede, aynı şehirde iftar sofrası kuramayan insanlar da var. Bayram öncesi verilen fitre ve sadakalar işte bu yüzden önemlidir. Bir çocuğun yüzünü güldüren küçük bir yardım, belki de o bayramın en büyük sevincine dönüşür.
Eskiden bayram hazırlıkları mahalle mahalle yapılırdı. Evlerden tatlı kokuları yükselir, komşular birbirine tabaklar gönderirdi. Kapılar kilitlenmez, gönüller kapanmazdı. Çocuklar bayram sabahını heyecanla beklerdi. Büyükler de camiden döndükten sonra ev ev dolaşır, hal hatır sorardı. Bayram sadece bir gün değil, adeta bir gönül seferberliği olurdu.
Bugün ise hayatın telaşı bazen bayramın ruhunu gölgeleyebiliyor. Telefon mesajları ziyaretlerin yerini alıyor, acele içinde geçen günler bayramın tadını azaltabiliyor. Oysa bayram, insanın yavaşlaması gereken bir zamandır. Kapıyı çalmak, bir büyüğün elini öpmek, bir çocuğun başını okşamak… İşte bayramı bayram yapan şeyler bunlardır.
Ramazan Bayramına hazırlanırken belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu Ramazan beni değiştirdi mi?” Eğer kalbimiz biraz daha yumuşadıysa, dilimiz biraz daha güzel konuşuyorsa, ihtiyaç sahibini biraz daha fazla hatırlıyorsak işte o zaman Ramazan amacına ulaşmış demektir.
Çünkü bayram, aslında bir ödül gibidir. Sabredenlerin, paylaşanların, dua edenlerin sevinç günüdür. Bir ay boyunca tutulan oruçların, edilen duaların ve yapılan iyiliklerin ardından gelen manevi bir armağandır.
Bu yüzden Ramazan Bayramına hazırlanırken sadece evimizi değil, kalbimizi de temizleyelim. Dargınlıkları bitirelim, büyüklerimizi ziyaret edelim, küçükleri sevindirelim. Çünkü bayram; kapısı herkese açık olan bir merhamet günüdür.
Unutmayalım ki gerçek bayram, gönüllerin birleştiği gündür.