insan bazen dış düşmanlardan değil, kendi kalbinden zarar görür. Sessizce büyüyen bazı duygular vardır; görünmezler ama insanı içten içe tüketirler. Haset ve kin işte böyledir. Bir kıvılcım gibi başlar, sonra gönlü kaplayan bir yangına dönüşür.
Allah Teâlâ bizleri bu hastalıklardan muhafaza etsin…
Çünkü haset sadece bir duygu değildir; insanı adım adım karartan bir yolculuktur.
Hasetin dereceleri vardır.
Bazen kişi başkasındaki nimetin yok olmasını ister — en tehlikelisi budur.
Bazen açıkça istemez ama içi daralır.
Bazen “onda var, bende niye yok?” diye iç geçirir.
Bazen üstünlüğü kabullenemez, içine dert eder.
Sonra kin doğar…
Fırsat bulursa zarar verme isteği belirir…
Davranışlara yansır…
Gizli düşmanlığa dönüşür…
Açık mücadeleye çıkar…
Ve nihayet zulme kadar varabilir.
İşte bu yüzden kin ve haset, yalnızca bir ahlâk meselesi değil; bir iman meselesine kadar uzanabilecek kadar tehlikelidir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) boşuna uyarmamıştır:
İnsan kalbinde taşıdığı duygularla olgunlaşır ya da kirlenir.
Çünkü hasedin kökünde çoğu zaman şu gizli soru vardır:
“Allah ona neden verdi?”
Bu soru bazen dilde değil kalpte sorulur.
Eğer kul, Allah’ın taksimine razı olmazsa tehlike büyür.
Ama kişi nefsinin kıskandığını fark eder, bundan rahatsız olur ve bastırırsa; işte o zaman kalbi hâlâ canlıdır. Mücadele vardır, umut vardır.
İslam’ın ölçüsü açıktır:
Mümin, kardeşi için de kendisi için istediğini ister.
Kin ise daha sinsidir.
Haset kıvılcımdır, kin köz…
İçeride yavaş yavaş yanar.
Kinli insanın bakışı değişir.
Sözü sertleşir.
Dinleme kabiliyeti azalır.
Adaleti bozulur.
Hatta bazen haksız olduğunu bildiği halde tartışmaya devam eder.
Çünkü artık mesele hakikat değil, nefstir.
Oysa Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
“Haset, ateşin odunu yediği gibi sevapları yer.”
Bir düşünelim…
İnsan yıllarca ibadet eder, iyilik yapar, sabreder…
Ama kalbinde büyüttüğü bir kin, hepsini sessizce yok edebilir.
Buna karşılık başka bir kapı açılmıştır: affetmek.
Yine Efendimiz buyurur:
“Sadaka malı eksiltmez. Kul affettikçe Allah onun şerefini artırır. Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.”
Ne büyük ölçü…
İnsan zanneder ki affederse küçülür.
Oysa affeden yükselir.
İntikam nefse tatlı gelir, affetmek ruha…
Kin insanı ağırlaştırır, bağışlamak hafifletir.
Haset karartır, tevazu aydınlatır.
Gerçek güç, karşılık vermek değildir.
Gerçek güç, kalbi temiz tutabilmektir.
Sonuç şudur:
Haset ve kin kalbi karartır, amelleri eritip götürür.
Affetmek insanı büyütür.
Tevazu yükseltir.
Sabır ise mümini olgunlaştırır.
Kalbi korumak, hayatı korumaktır.
Çünkü insanın en büyük imtihanı çoğu zaman başkalarıyla değil, kendi içindedir.