Enes İbni Malikradıyallahu anh şöyle dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hastalığı ağırlaşınca sıkıntıları çoğaldı. Durumu gören Fatıma radıyallahu anha: Vah babacığım, ne büyük sıkıntın var! dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: (Kızım), bugünden sonra babanın sıkıntısı olmayacak buyurdu. Resuli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince, bu defa Fatıma radıyallahu anha: Allah’ın çağrısına icabet eden babacığım vah, mekanı Firdevs cenneti olan babacığım vah, kara haberini ancak dostu Cebrail’le paylaşacağımız babacığım vah, diye ağladı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin defninden sonra da Hz. Fatıma duygu ve üzüntülerini şöyle dile getirdi: Resulullah’ın üzerine (çarçabuk) toprak atmaya eliniz nasıl vardı, gönlünüz nasıl razı oldu? (Buhari, Meğazi 83. Ayrıca bk. İbni Mace, Cenaiz 65)
Bu hadisi şerifte, sabır konusunda Peygamber Efendimiz’in tavrını görmekteyiz. Sekeratı mevt denilen, can çekişme sırasındaki şiddetli sıkıntıları yaşamak bakımından Hz. Peygamber diğer Müslümanlar dan farklı bir durumda değildi. O da sıkıntı çekiyordu. Ancak şikayet etmiyor, sabrediyordu. Sevgili kızı Hz. Fatıma, durumu görünce dayanamamış, babasına karşı duyduğu derin muhabbetin tabii bir sonucu olarak üzüntüsünü dile getirmiş, Vah babacığım, ne kadar da büyük sıkıntın var deyivermişti. Efendimiz kızını teselli etmek ve her sıkıntının bir sonu olduğunu belirtmek maksadıyla, Bugünden sonra baban sıkıntı çekmeyecek buyurmuş, bu bitmek üzere olan sıkıntıları sabırla karşıladığını duyurmuştu. Hz. Peygamber’in bu sözleriyle vefatını haber verdiğini Hz. Fatıma’nın o anda anlayıp anlamadığını bilemiyoruz. Ancak, anlamışsa bile, sevgili babası için sıkıntısız bir gelecek müjdesi almış olmaktan biraz teselli bulduğunu tahmin edebiliriz. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Fatıma’nın söyledikleri, üzüntüsünün tabii bir ifadesidir. Bu ifadede aşırılık yoktur. Hatta onun, Hz. Peygamber’in ahiretteki mevki ve makamlarını anarak kendi kendini bir anlamda teselli ettiğini bile düşünebiliriz. Vah diye üzüntüsünü dile getirmesi, onun Hz. Peygamber’in vefatını kabullenemediği manasına gelmez. Ölüm haberini dostlara ulaştırmak adettendir. Hz. Fatıma da bu geleneğin bir uzantısı olarak hadiseyi Cebrail’e haber vermekten ve acıyı onunla paylaşmaktan söz etmiştir.
Bir rivayette, hadisimizin ravisi Hz. Enes’e hitaben söylediği kaydedilen son cümle, Hz. Fatıma’nın olay karşısındaki hislerini ifade açısından fevkalade dikkat çekicidir. Resulullah’ın üzerine toprak atmaya nasıl eliniz vardı, nasıl gönlünüz razı oldu? Bu söz onun, Hz. Peygamber’in defnedilmesini içine sindiremediğini göstermez. Olsa olsa bu işin bu kadar çabuk ve kısa zamanda yapılması onu şaşırtmış olabilir. Hz. Enes’in herhangi bir cevap vermemiş olması da bu sözlerin üzüntülü anlarda tabii karşılanabilecek türden olduğunu gösterir. Hem unutulmamalıdır ki sabır, hiç üzülmemek demek değildir. Sınırı aşmayan söz ya da fiillerle sıkıntıları geçiştirmesini becerebilmektir. Hz. Fatıma’nın yanık sözlerinde de bunu görmekteyiz.
Bu olay, bir yandan sabrın gerçekten büyük ve zor bir iş olduğunu gösterirken, bir yandan da bizzat Hz. Peygamber ve ailesinin bu konudaki davranışlarını gözler önüne sermekte, konuya ait sünnetteki tabiiliği ümmete öğretmektedir.
Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler Nelerdir? Ölmek üzere olan kişiye üzülmek ve acımak tabii bir hadisedir. Vefatından sonra kişiyi vasıflarıyla anmak caizdir. Peygamber Efendimiz, ölüm öncesi sıkıntılarına sabretmesiyle de ümmetine örnek olmuştur.