PAPA’NIN TÜRKİYE ZİYARETİ (2)

Abone Ol

Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyaretine, özellikle İznik ayinine birkaç açıdan bakmak ve ziyareti ona göre değerlendirmek gerekiyor.

Her şeyden önce bu ziyarete inancımız açısından bakarsak nasıl bir sonuç ortaya çıkıyor? Müslümanlar, gayrimüslimlerle nasıl bir ilişki kurabilir? Bu sorunun cevabını Hz. Peygamber Efendimizin uygulamalarına bakarak verebiliriz.

İslam Peygamberi, Medine'ye hicret edip yeni bir devlet kurduktan sonra gayrimüslimlerle bir dizi anlaşmalar yaptı. Bu anlaşma, elli civarında maddeden oluşuyor, Müslümanlar ile Medineli Arap ve Yahudi kabileleri arasında karşılıklı Hak ve vazifeleri tanzim ediyordu. Dünyada bir devletin yaptığı ilk yazılı anayasayı Medine Vesikası adıyla Allah Rasulü yürürlüğe koymuştur. Bu metnin 2. ve 25. maddelerinde, Yahudi ve müttefiklerine tam bir din hürriyeti tanınmıştı. Bu anlaşma din hürriyeti açısından bir ilktir. Yahudilere yapılacak bir saldırı aynen Müslümanlara yapılmış gibi kabullenilecektir, denmiştir.

Hendek savaşından sonra Rasullullah ashabına bir yıl sonra Kâbe ziyareti müjdesini verdi. Hudeybiye denilen yere gelindiğinde Kureyş bu ziyarete izin vermedi. Aralarında yazılı bir anlaşma gerçekleşti. Anlaşmanın ilk üç maddesi şöyleydi:

1.Muhammed bin Abdullah ve ashabı, bu sene geri dönecekler ve Mekke’ye girmeyeceklerdir. Gelecek yıl Mekke halkı oradan çıkacaklar ve Muhammed bin Abdullah ashabı ile birlikte oraya gireceklerdir.

2.Gelecek yıl beraberlerinde yalnız yolcu silahı olan kılıçları bulunacak ve kılıçları kınlarında olacaktır.

3.Mekke 'de üç günden fazla kalınmayacaktır.

Yapılan bu anlaşma üzerine Müslümanlar Kâbe’yi ziyaret edemeden Medine’ye geri döndü.

Hz. Peygamber Efendimiz, sadece anlaşma değil müşriklerle ittifak bile kurmuştur. Hz. Peygamber (a.s.m) Mekke’nin fethinden sonra, Huneyn ve Evba gazvelerinde müşriklerle beraber hareket etmiş, Havazin ve Sakif kabilelerine karşı birlikte savaşmıştır.

İslâm’a göre gayrimüslimlerle karşılıklı ziyaret edilmesinde, anlaşmalar yapılmasında hiçbir şekilde bir mani yoktur.

Peki gayrimüslimler, Müslüman bir ülkede kendi ibadetlerini yapabilirler mi?

Peygamberimiz (sav), genel kurallara uyan herkes ile iyi ilişkiler içinde olmuş ve hiçbir zaman diğer din mensuplarının dinlerine müdahale etmemiştir. Ehl-i kitabı toplumun birer ferdi olarak kabul etmiş ve onların bazı davetlerine de icabet etmiştir.

İslâm, Müslüman olmayan toplulukların, dinlerini istedikleri gibi yaşamalarına izin vermiştir. İslam’a göre, ehli kitabın yemeklerinden yemek caiz, kestikleri helaldir. Müslüman erkekler, ehli kitabın kadınları ile evlenebilirler. Evlendikten sonra da kadın kendi dinini serbestçe yaşayabilir. Ona herhangi bir baskı yapılamaz. İslâm; gayrimüslim vatandaşlara, hayatlarının, bedenlerinin, mallarının, kültür, inanç ve namuslarının korunacağına dair garanti verir.

İkinci olarak tarihsel açıdan bakmak gerekir. Bizim tarihimizde gayrimüslimlere hiç bir baskı yapılmamıştır. Gayrimüslimler, bizim devletlerimizde serbestçe ibadetlerini yapmışlardır.

İslâm, Müslümanların fethettikleri topraklarda yaşayan hiç kimsenin zorla İslâm’a girmesine müsaade etmez. O, herkesi inanç ve fikrinde serbest bırakır. Kuruluşundan itibaren şer’i hukuku uygulayan Osmanlı Devleti, bu anlayışı devletin bütün organlarında devam ettirmiştir. Osmanlı Devleti, idaresi altında bulunan gayrimüslim vatandaşlarının dini hak ve hürriyetlerini koruma hususunda titizlikle hareket ediyordu. Devletin kuruluşundan itibaren insanlar arasında din farkı gözetilmemiştir.

Osmanlı Devleti; gerek din, gerek mezhep, gerekse ırk bakımından birbirlerinden farklı pek çok unsuru idare ediyordu. Osmanlı Devleti ve onun asli unsuru olan Müslümanlar, Müslüman olmayan vatandaşların haklarına titizlikle riayet ediyordu. Bu hakların kullanılması esnasında müdahale edenler hemen cezalandırılıyordu.

Şanlı tarihimize baktığımız zaman gayrimüslimlerin ibadetlerini özgürce yaptıklarını ve hiç kimsenin buna müdahalede bulunamadığını görüyoruz.

Konuyu bir de gayrimüslim devletler içinde yaşayan, azınlıkta olan Müslümanlar açısından değerlendirmek gerekir. O ülkelerde yaşayan Müslümanların ibadetlerini serbestçe yaşamaları, Müslüman ülkelerde yaşayan gayrimüslimlerin ibadetlerini serbestçe yaşamalarına bağlıdır. Müslüman ülkeler, gayrimüslimlerin ibadetlerini engellerse, bunun karşılığı olarak gayrimüslimler de Müslümanların ibadetlerini engelleyeceklerdir.

İbadet konusunda ülkeler arasında karşılıklı anlaşmalar yapılmaktadır. Gayrimüslimlerin, bizim ülkemizde ibadetlerini, ayinlerini yapabilmeleri karşılığında, dışarıdaki Müslüman vatandaşlarımız da oralarda camiler açmakta, ibadet başta olmak üzere her türlü tebliğ vazifelerini serbestçe yapmaktadırlar. Papa dünyadaki bütün Katoliklerin ruhani lideridir. Bu sebeple bütün dünyanın gözü bu ziyaret sebebiyle Türkiye’ye dönmüştür. Papa’nın ayine katılmasına engel olmak demek, Hıristiyan ülkelerde yaşayan tüm Müslümanların ibadetlerinin engellenmesi sonucunu doğuracaktır.

Görüldüğü gibi konuyu üç ayrı açıdan da değerlendirdiğimiz zaman ülkemizde yaşayan Hıristiyanların ve misafir olarak ülkemize gelen Papa’nın ayinlerini yapmalarında hiçbir sakınca ortaya çıkmıyor.

Papa’nın ayine katılmasını ülkemiz açısından çok büyük bir tehlike olarak görenler, ülkemize ve devletimize güvenden yoksun kişilerdir. Bizim devletimiz, bir ziyaretle ve bir ayinle zor duruma düşecek aciz ve zayıf bir devlet değildir. Türkiye bin yıllık geçmişi olan kadim bir devlettir. Bin yıllık devlet aklı işlemektedir. Türkiye, ne Papa’nın gelmesinden ne de onun ayine katılmasından korkacak bir ülke değildir. Her şeyden önce kendimize güvenmeliyiz.

Sonuç olarak, Papa’nın gelişi ve ayin yapması dinimize ve tarihimize uygundur. Gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanların özgürce İslâm’ı yaşayabilmeleri için de bu iznin verilmesi gerekiyor.

Şöyle bir söylem var. “Papa’nın ziyareti yalnızca diplomatik değil, Katolik birliğinin sağlanması için atılan bir adımdı.” Böyle olduğunu kabul etsek bile, bundan en çok Siyonistler rahatsız olur. Böyle bir gelişmeden ABD’nin yönetimini de etkileyen evanjelistler rahatsız olur. Katolikler güçlenirse, Protestanlardan oluşan evanjelist güç zayıflar. Zira Katolikler, Siyonizmin etkisi altında kalan bir din istemiyor. Siyonizme karşı bazı batı ülkelerinde başlayan hareketler, dalga dalga yayılarak ABD’yi de kuşatır ve Siyonist baskıya dur derse İsrail’in batıdan aldığı biraz olsun zayıflayan destek tamamen çöker. Türkiye, son yıllarda Hristiyan dünyası ile Siyonizme karşı bir insanlık cephesi kurmak için uğraşmaktadır. Türkiye’nin Papa nezdinde Hristiyan dünyası ile yaptığı temas bu bakımdan önemlidir.

Bazılarının söylediği gibi Papa’nın gelişiyle Türkiye ezilmez, erimez, yıpranmaz, bir zarara uğramaz. Aksine Papa ister bir dini lider olarak gelsin ister devlet başkanı sıfatıyla gelsin, onun gelişi ülkemizin büyüklüğünün ve gücünün göstergesidir.

Uluslararası ilişkilerde karşılıklı ziyaretler hep olur. Daha önceki yıllarda da ülkemize papalar gelmiştir. Bu ülkede yıllardır azınlıklar ibadetlerini ve ayinlerini zaten yapmaktadırlar. Papa’nın ayini bizden bir çakıl taşı dahi kaldıramaz. Yeter ki kendimize ve devletimize güvenelim. Papaların gelip gitmesinden ve onların ayin adı altında söylediği şarkılardan korkmayalım. Devletimiz bunları zaten bütün teferruatıyla bilmekte, gerektiği zaman gereken adımları atmaktadır. Biz asıl içimizdeki hainlere dikkat edelim. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.