Her daim vurguladığımız üzere dil önemli. Dil insanı insan yapan şeylerin birincisi değil şüphesiz, ama bu dünyada ona konum veren, eşya ile, dahası bir insanın diğer bir insanla ilişkisini sağlayan araç dil.
Sesler hecelere, heceler kelimelere, kelimeler tabirlere ve tabirler cümlelere dönüşüyor dille. Bazı tabirler var, yaygınlaşır insanlar arasında. Avamdan havassa kadar herkes kullanır bu tabirleri. Dışarıdan bakıldıklarında çok masum görülen bu tabirlere dikkat kesilmek gerekir. Özellikle bir dili yaratan kültüre yabancı tabirlerin kullanımında azami titizliği göstermek şart! Aksi halde anlam dünyamız alt üst olur, ıssız dağ başlarında eriyen karlardan süzülen sular gibi berrak olması gereken zihnimiz bulanır.
***
Söz konusu etmeye çalıştığım tabir Bilge Kral. Daha önceden kullanılır mıydı ülkemizde bilmiyorum, ben bu tabiri yakın tarihimizde Aliyaİzzetbegoviç'in yerini almasıyla birlikte duydum. Eminim şimdi çevremde kime sorsam onlar da aynı şeyi söyleyeceklerdir.
Aliyaİzzetbegoviç'in bilge olarak nitelenmesine, ister dostu olsun ister düşmanı, kimsenin bir itirazı olabileceğini sanmıyorum. Ancak kral diye tabir edilmesini muhtelif açılardan tartışmaya açmamız gerektiğini düşünüyorum. Birincisi, Sırpça kökenli bu kelimenin hayatındaki en büyük mücadeleleri Sırplara karşı vermiş bir Boşnakla birlikte anılmasının ona haksızlık olup olmayacağını insaflarınıza sunuyorum. İkincisi, kralın en yüksek devlet otoritesini, bütün devlet başkanlığı yetkilerini kalıtım veya soylularca seçilme yoluyla elinde bulunduran kimse anlamının da Aliyaİzzetbeoviç'in bir halkın lideri olması sürecini açıklamaktan fersah fersah uzaktır. Üçüncüsü, bilge kral (doğrusu bilge hükümdar olmalı) tabiri bizim bir peygamber olduğuna inandığımız ama Yahudilerce bu sıfat layık görülmeyen Hz. Sülyeman'a yakıştırılmış Kitab-ı Mukaddes kaynaklı bir tabirdir.
Bütün itirazlarıma rağmen bu tabirin Aliyaİzzetbeoviç için galat-ı meşhur olarak kullanıldığını, kendi kültür dağarcığımızdan daha iyi bir tabir bulana kadar (bu öncelikle tabiri icat edenler için bir görevdir) kullanılmaya devam edeceğinin de farkındayım.
***
Aliyaİzzetbegoviç'in dilimize kazandırılmış muhtelif kitapları var. Ben bunlardan, dünyaya nizamatvermeyi pek seven dostlarımızın neredeyse hiç değinmediği, ÖgürlüğeKaçışımı dikkatinize sunmak istiyorum.
Merhumun mahpusluk günlerinde okudukları, gördükleri, duydukları üzerine, gizli gizli not alıp önce adam öldürme suçundan mahkûm bir arkadaşına verdiği, daha sonra da cezası biten bir adi suçlu vasıtasıyla hapishane dışına çıkardığı notlardan oluşan kitabın orijinali 1998 yılında yayımlanmış. İlk notların 1984'te alınmaya başlandığını düşünürsek üzerinde 30 yıl geçmesine rağmen sanki düne aitmiş gibi okunabilmesi Aliyaİzzetbegoviç'in bilgeliğinin bir delili olsa gerek.
***
Özgürlüğe Kaçışımı ilk okuşuyumun üzerinden 10 yıla yakın bir süre geçti. Her okuduğum satır bana orada geçen isimler, olaylar ve fikirler hakkında yeni okumalar yapmam gerektiğini işaret ettiği için 400 sayfa dolayındaki bu kitabı ilk okuyuşumun aylarca sürdüğünü hatırlıyorum. Siz de bir halkın, bir milletin, bir ümmetin tarihine mührünü vurmuş, siyaseti lafazanlıkla değil kellesini koltuğuna alarak yapmış, fikir diye insanlarla paylaştıklarını bir propaganda malzemesi olarak kullanan, çilesini çekerek içselleştirilen bir kahramanın akıl ve gönül dünyasına girmek, oradan çıkarak kendi ruh ve gönül dünyanızı dikey ve yatay eksende büyütmek isterseniz hemen Özgürlüğe Kaçışımı okumaya başlayın diyorum.
***
Özgürlüğe Kaçışımı özetlemek, diğer kısımlarını es geçip bir kısmını alıntılamak mümkün değil. İyisi mi köşemin sınırlarını fazla zorlamadan bir cümle aktararak susayım: Akıllı adam nasıl konuşulacağını bilir. Hikmetli adam ise nasıl suskun kalınacağını da bilir.
***
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)