Orucun dünya hayatına zararları

Abone Ol

Batı karşısında savaş meydanlarında tattığımız mağlubiyetler bizde derin bir aşağılık kompleksi oluşturdu.

Bu aşağılık kompleksi zihin işleyişimize derin izler bıraktı. 'İslam'ın hakikatleri'nin batılı bir zihnin anlayabileceği bir şekilde takdim edilmesinin en iyi  'tebiğ metodu' olduğu fikrine saplandık. 

Bunun neticesinde de muhatabın zihin işleyişinin kavrayabileceği bir şekle sokuldu İslam telakkimiz.  İslam'dan bahsedenler karşılarına Batılı bir adamı oturtarak ona hitap ederek İslamı anlatmaya müspet bir mana atfettiler. Bu menfi cereyanın tesirinden Akif bile kurtulamamıştı: "Asrın idrakine söyletmeliyiz Kur'anı

Bediüzzaman ise "medenilere galebe ikna iledir" demişti. İkna ise muhatabının bilimsel zihnini esas alarak İslam'ın tercüme edilmesiyle olabilir. 

Bu 'Kur'anı asrın idrakine söyletme' ve 'İslamı medenilere onların anlayacağı hoşlarına gidecek bir şekilde takdim etme' işi İslama hizmet gibi başlamış ise de bugün büyük bir felakete dönüşmüştür.

Bugün öyle bir din var ki, bu dinin batılı aklın almadığı hiçbir hakikati hakikat sayılmıyor. Modern zihnin kabul edemeyeceği bir hakikat-i İslamiye ya görmezden geliniyor ya da aslına ihanet edilerek, modern zihnin anlayabileceği şekle sokuluyor. Bunun adı da 'tebliğ' oluyor. 

Böylece batılıların canını sıkmayan bir din ortaya çıkmış oldu. Batı Medeniyeti Yahudilik ve Hristiyanlığa ne yaptı ise İslam'a da onu yapmak istiyor: Kendi işleyişine zarar vermez hale getirmek ve giderek ondan istifade etmek. İslam bir olan Allah'a kulluğa davet ediyor. Başka ilahların, hayat nizamlarının külliyen iptali ile yerine tamamen farklı, kendine mahsus, salih bir hayat inşasını amaçlıyor. Kur'an, İslam'a yeni dahil olan şahıs/cemiyet hayatında bir inkılapla -ani bir inkılap değilse bile netice itibariyle insan ve cemiyet hayatında külli bir -değişiklik getirmeyi hedef alıyor. 

Batılı/modern kafanın kabul edebileceği/anlayabileceği şekle sokulmuş olan bu yeni din ise; batılı hayatı külliyen reddetmeyen, sarsmayan sadece ufak tefek rötuşlar yapan bir din.  Bu yeni 'Müslüman!' tipi batılı bir hayatın bütün icabını yerine getiriyor ama bu durum Müslümanlığına hiçbir halel getirmiyor. 

Kapitalizme uyarlanmış bu yeni dine insanları davet eden hoca efendilere sorarsanız da bu yaptıkları "kolaylaştırın, zorlaştırmayın" emrine tabi olmakmış.  

İslam asli haliyle modern zihne rahatsızlık veriyor. Müslümanların güya önde gidenleri de bu rahatsızlığın aslında olmaması gerektiğini söylüyorlar. Bilim ve teknoloj ile İslam çatışmazmış. Çatışıyor sanmamız bizim cehaletimizdenmiş. 

Oruçtan mı bahsedeceksiniz? 'Meta-üddünya'yı, refahı esas kabul eden batılı/modern zihnin hoşuna gidecek bir şekilde takdim etmelisiniz... İnternette yapabileceğiniz küçük bir araştırma ile 'alimlerimizin' orucun faydalarını nasıl saydıklarını siz de öğrenebilirsiniz. Mesela;

Kalp damar sistemi düzenli çalışır.

Faydalı enzimler uyarılır.

Diyabet gelişimi engellenir.

Bağışıklık sistemi hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.

Toplumsal iletişim ve barış artar.

Zenginler fakirleri daha iyi anlar.

Mide ve bağırsak sorunlarında oldukça yarar sağlar.

Boşaltımı sağlayan organların dinlenmesi sağlanır.

Böbreğe, dalağa, ciğere faydası da vardır.

...

Bu 'alimler' kendilerine 'bayramın faydası' sorulunca da şöyle diyorlar: "Tüketimi artırmaya, ekonomiyi canlandırmaya, toplumsal barışın güçlenmesine, vatandaşlar arasında dayanışmaya  yarar. Görüyorsunuz kardeşlerim, İslam dünya nimetlerinin hepsinden istifade eden, mutlu, sağlıklı, müreffeh, -biraz da şişman- zengin fertler yetiştirir. Lütfen korkmayın! Size bir zarar vermez İslam. N'olur Müslüman olun. Müslümansanız n'olur oruç tutun. Bak çok cici bişey oruç tutmak."

* * *

I ve II Cihan Harbi'nin neticesi olarak bütün Dünya bu modern zihin işleyişine bilmecburiye intibak ettirildi. Globalizm çağı dedikleri 1991'den sonra yeryüzü üzerinde Batı Medeniyeti'ne karşı direnmenin manasız olduğu, trenle kafa kafaya tokuşmanın faydasız olduğu, doğru yolun bu trende bir vagon olmaktan geçtiği insanların zihnine kazındı. Bu bütün dünyayı tesiri altına alan bir büyü. Güya Dünyanın aldığı şekil  tabii, olağan, kaçınılmazmış. İnsanlık serüveni aka aka buraya gelmiş: Demokrasi, insan hakları, serbest piyasa. Bunun aksini savunanlar çıkmış ama -güya SSCB ve İran bunu denemiş ama yapamamış- batı medeniyeti bir türlü yenilememiş. O halde ne yapmak lazımmış kardeşlerim? Tecavüz kaçınılmazsa zevk almak lazımmış. 

Bugün değişik cenahlarda siyaset yapmasına izin verilen  'siyasi'lerin hepsinin zihin işleyişinin altındaki en temel düstur bu.  Ha, bir de şu hikaye var: Horoza sormuşlar. "Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?" diye. Horoz da cevap vemiş "kim neden çıkar beni ilgilendirmez, ben işimi yaptığıma bakarım" demiş. Bu fıkra da 'siyasi'lerimizin çok sevdiği bir fıkra. Bu fıkradan ne mi anlıyorlar?.. Öyle meseleler hakkında derin düşünmeye, kafa yormaya, felsefe yapmaya gerek yok. Nasıl olsa olacak olan oluyor. Biz işimize/zevkimize/keyfimize bakalım. 

Eski Türk filmlerinde tecavüze uğrayan kız eline geçirdiği ilk silahla mütecavizi cehenneme gönderirdi... Tecavüze uğrayan utançla intikamının peşinde olur, zevk almaz. Tecavüzden zevk alan alçaktır, fahişedir... İntikamını alamıyor mu? O halde utançla bekler, sırıtmaz. 

* * *

Türklerin asırlardır başucu ilmihali olan, modern düşüncenin iğfal etmediği bir zihni ortamda hazırlanmış olan "Mızraklı İlmihal"in orucun faydaları bahsinde ne yazdığına bir bakalım:

Ve dahi oruç tutmanın on bir faidesi vardır:

1. Cehennem'e kalkan olur.

2. Sâir ibadeti kabul olur.

3. Bedeninin zikri olur.

4. Kibri kırar.

5. Ucbu kırar.

6. Huşûu ziyade eder.

7. Sevabı, mizanı doldurur.

8. Allah Teâlâ ol kulundan razı olur.

9. İman ile vefat ederse Cennet'e erken dahil olur.

10. Kalbi nurlanır.

11. Aklı nurlanır. 

 

13 Ramazan 1435