"ŞİMDEN GERÜ TÜRKÇEDEN GAYRI DİL SÖYLENMEYE"
Türk kültür tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 13 Mayıs 1277, Türkçe'nin yeniden hayat bulduğu gün olarak tarihe geçmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, yayımladığı tarihi fermanında; "Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türki dilinden gayrı dil söylemeyeler" diyerek, Türkçe'ye hak ettiği devlet itibarını kazandırmıştır. Bu ferman, o dönemde devlet dilinde ağırlığı bulunan Arapça ve Farsçaya karşı Türkçe'nin resmi bir kimlik kazanmasını sağlamış, millet bilincinin korunmasında en temel miras olmuştur. Türk Dil Bayramı olarak kutlanan bu tarihi dönüm noktası, milletimizin birliğini ve dirliğini sağlayan en önemli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir. Zira dilimiz, özümüze bağlılığın, asalet ve millî hassasiyetimizin göstergesidir.
TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN ZENGİNLİK
Dünyanın en köklü dillerinden biri olan Türkçe, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda Türk milletinin kutsal bir hazinesidir. Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlı olan Türkçe'miz, kökeni binlerce yıl öncesine dayanan, yazılı anıtlarıyla da tescillendiği üzere diğer pek çok dünya dilinden daha zengin bir geçmişe sahiptir. Moğolistan'daki Orhun Abideleri, Türk yazı dilinin zengin içerikli ilk örnekleri olarak bu kadim tarihin en somut şahitleridir. Dilin zenginliği ise sadece kelime sayısıyla değil; ifade gücü, mânâ derinliği ve kültürel etkileşimi ile ölçülür. Bu minval üzere Türkçe hem tarihi hem söz bakiyesi hem de arı duru bir saflıkla en zengin dillerden biridir.
ESKİ TÜRKÇEDEN MODERN DÖNEME UZANAN KÖPRÜ
VII. yüzyıldan itibaren ilk örneklerine rastladığımız Türk yazı dili, yüzyıllar içerisinde farklı evrelerden geçerek günümüze ulaşmıştır. VI-IX. yüzyılları kapsayan Eski Türkçe dönemi; Köktürk ve Uygur metinleriyle Türkçe'nin gücünü ortaya koymuştur. X. yüzyıldan itibaren başlayan Orta Türkçe dönemi ise Karahanlı, Harezm ve Kıpçak Türkçesi ile İslamiyet etkisindeki ilk büyük eserlerin verilmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t-Türk'ü, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig'i ve Ahmed Yesevi’nin hikmetleri, dilimizi işleyerek aklımızda, gönlümüzde ve ruhumuzda binlerce yılın birikimini taşıyan ata yadigârı olarak bizleri beklemektedir.
TÜRKÇE’Yİ ÖĞRENMEK DİNİN VE AKLIN GEREĞİDİR
Kaşgarlı Mahmud’un 1074 yılında yazmış olduğu Türkçe’nin kadim eseri Divanü Lügati’t-Türk'te müellif şöyle bir tespitte bulunur: Kaşgarlı Mahmut eserini meydana getirmek için Türkistan illerini dolaşırken ihtiyar bir alimden edindiği hadisi nakleder. Bu hadis Türk dilini öğreniniz, zira Türkler uzun vakitler dünyaya hükmedecek şeklindedir. Kaşgarlı, bu hadis sahih ise Türk dilini öğrenmenin Peygamber emri ve dinimizin gereği olduğunu, eğer sahih değilse de aklın gereği olduğunu vurgulamıştır. Çünkü eserin meydana geldiği döneme bakıldığında dünya üzerinde birkaç imparatorluktan üçünü Türk milletinin kurduğu eş zamanlı devletler olduğu görülür. Bundan dolayı da Kaşgarlı Mahmud akıl sahibi bir kişinin Türkçe’yi öğrenmesi gerektiğini aktarmıştır.
MİLLİ BİR GÖREV
Bugün dünyada yaklaşık 250 milyon insan tarafından konuşulan Türkçe, geniş bir coğrafyada varlığını sürdürmektedir. Ancak bu zenginliği korumak, dile değer vermek ve onu doğru kullanmakla mümkündür. Yazılı eski edebiyat metinlerini ve sözlü halk kültürü mahsullerini tanımak, dilimizi geliştirmek ve zenginleştirmek yolunda en önemli başarımız olacaktır. Unutulmamalıdır ki Türkçeyi tam anlamıyla öğrenmek ve neslimize öğretmek millî bir görev olarak milletimizin varlığını sağlam bir şekilde devam ettirebilmesi için hayati bir görevdir.