O hoca ben olsaydım...

Abone Ol

Müslümanın dünyadaki temel görevi, Allah’a iyi bir kul olabilmek ve O'nun rızasını kazanabilmektir. Hayatı; "Dualar sana, niyazlar sana, ibadetler sana, birsin Allah’ım!" şuuruyla yaşamaktır. Gündelik hayatta hayır duası alarak Rabbin hoşnutluğuna nail olmak ise her kişinin değil, er kişinin işidir. Bazı meslekler, dua alma konusunda sanki diğerlerine göre bir adım daha öndedir; öğretmenlik ve doktorluk gibi...

Bu yazımızda, dua alabilme bahtiyarlığına erişmiş bir hocamızın başından geçen ve hepimize teşvik olmasını umduğumuz bir hikâyeyi paylaşacağız.

Ali Hoca; mesleğinde başarılı, sınıfa girerken öğrencilerin gönlüne girmeyi bilen, onlara kucak açan, gözlerindeki yaşı silen, dertleriyle dertlenip sevinçleriyle sevinen cömert bir muallim... Uluslararası öğrencilerin de eğitim gördüğü bir okulda görev yapıyor. O, her öğrenciyi "İnsanlar okunmamış birer kitaptır" anlayışıyla değerlendiriyor ve keşfetmeye çalışıyor. Nice talebeye ilim, nice insana tebessüm, nice çiçeğe can suyu olan Ali Hoca’nın yol gösterdikleri, elinden tuttukları, sohbetine mahrem kıldıkları saymakla bitmez.

İşte onlardan biri de Güneydoğu Asya’dan okumak için gelen Arif’ti. Dilini, kültürünü bilmediği bir ülkeye gelen Arif’e Ali Hoca, diğer öğrencilerine yaptığı gibi: "Bunlar ümmetin emaneti, yetimi, öksüzü" inancıyla kollarını açtı. Tıpkı yeni yürüyen çocuğunun düşmemesi için iki yanından tutan bir baba gibi onu hayata hazırladı; gurbet acısını şerbete çevirdi.

Ali Hoca, bir mücevher ustası gibi gençlerin gönlündeki cevheri ortaya çıkarıyor; onların eksiklerini, hatalarını içinden sel gibi akan cömertlik, dostluk ve rahmet suyuyla yıkayıp arındırıyordu. Gerçi mayası temiz, edepli ve kibar olan Arif’in temizlenmeye pek de ihtiyacı yoktu. Ali Hoca, gençlerin gönüllerine bir kıvılcım düşürerek onların başka gönülleri tutuşturmasını önemsiyordu. Ne de olsa, "Tutuşmayan, başkalarını tutuşturamazdı."

Hayatın akışında dört sene nedir ki? Arif; hem çalışkanlığı hem terbiyesi, edebi, dindarlığı ve görev bilinciyle akranları arasında hızla öne çıktı. Arif’teki bu gelişmelerden dolayı Ali Hoca büyük bir memnuniyet duyuyordu. Aralarında kısa sürede bir baba-oğul yakınlığı oluşmuştu. Zaten Ali Hoca, bütün öğrencilerine aynı baba şefkatiyle yaklaşıyordu.

Günler günleri kovaladı, Arif okuldan mezun oldu. İstanbul’da iyi bir üniversitenin güzel bir bölümünü kazanmıştı. Artık ayrılık vakti gelmişti. Arif’in annesi, uzaklardan Ali Hoca’ya gönderdiği mesajlarla sürekli dua ediyordu. Bir öğretmen için dünyadaki en büyük kazanç da bu olsa gerekti.

İstanbul günlerinin başlangıcında Arif biraz zorluk çekti; kah Cemal’in kah Celal’in tecellisini yaşadı. Üniversitede parmakla gösterilen bir öğrenci olan Arif, zaman zaman çalışarak kendi masraflarını karşıladı, Erasmus programlarına kabul edildi. "Ve kâne emrullâhi kaderen makdûrâ" —Allah’ın emri, mutlaka yerini bulan, kesinleşmiş bir kaderdir— (Ahzâb Suresi, 38. Ayet) sırrınca, üniversiteden mezun oldu. Mezuniyet törenine annesi 10 bin kilometre uzaktan gelerek katılmıştı.

Anne ve oğulun mutluluğu görülmeye değerdi. Çünkü Arif, üç senedir ülkesine gidememişti. Hasret bitmiş, gözler sevinç yaşlarıyla dolmuştu. Mezuniyetten sonra Arif ve annesi, hem mezun olduğu liseyi hem de annesinin çok merak ettiği Ali Hoca’yı ziyaret etmek için bozkırın ortasındaki o kadim şehre geldiler. Tarihi ve manevi mekânları keşfettiler.

Nihayet beklenen an geldi; Ali Hoca, onların kaldığı otele gitti. Arif ile hocasının buluşması, sanki nehrin okyanusa kavuşması gibi coşkulu ve duygusal oldu. Bu manzarayı gören anne, gözyaşlarını tutamadı. Oğluna "ümmetin emaneti" diye sahip çıkan ve ona bir baba şefkatiyle yaklaşan Ali Hoca’ya dakikalarca dua etti.

Ali Hoca da çok duygulanmıştı. "Ta uzak diyarlardan gelip bizi ziyaret eden, dualar eden şu aileye ve bizlere merhamet et, günahlarımızı affet" diyerek Rabbine niyazda bulundu. "Rabbim, bu fakire bu ihsanı, bu ikramı veren sensin" diyerek hamd ve şükretti.

Arif ise âlem-i İslam’ın çapaklarını temizlemeye, yer yer çatlayan binasını onarmaya ve yıpranan yapısını birlik elbisesiyle tamir etmeye söz verdi. O da ileride öğrencilere burs verecek, İslam’a, ülkesine ve insanlığa hizmet edecekti. Tekerleği tümsekten aşırmak için gayret kuşağını kuşanacaktı.

Ali Hoca’nın gözlerinden iki damla mutluluk yaş süzüldü. Dalların meyveye durduğunu gösteren Yaratıcıya bir kez daha hamdetti.

Selam ve dua ile…