Sahnelerin renkli sesi, Konya folklorünün önemli ismi Ahmet Alıcı ile öğretmenlikten ziraat mühendisliğine ve kimyaya uzanan ama sahnede taçlanan hayatını konuştuk. Alıcı’nın hayatıyla ilgili röportajımızın üçüncü bölümü şöyle;
Fakat esas fırtına Ankara’da koptu değil mi?
Evet. Asıl ses getiren yarışma; Milliyet Gazetesi tarafından düzenlenen “Türkiye Liseler Arası Ses Yarışması” idi. Henüz lise 2.sıntaydım ve 1982 yılı bahar ayları ortası gibiydi. Yarışma yapılan yer; Ankara’da, Ankara Atatürk Spor Salonu idi. Yaklaşık 5 bin kişiden oluşan bir seyirci topluluğu vardı. Salon dopdoluydu, hatta yarışmayı ayakta seyreden seyircilerde vardı. Yarışmanın sunuculuğunu; o zaman Türkiye’nin en popüler sunucusu olan Güner Ümit yapıyordu. Yarışmanın jüri üyeleri ise, Necdet Tokatlıoğlu, Hüsamettin Subaşı, Kamuran Akkor, şimdi soyadını hatırlayamadığım İsmet Bey ve bunun dışında yine adını ve soyadını hatırlayamadığım iki müzik adamı daha vardı. O gün; Ankara seyircisinin çok ilginç bir duruşu vardı. Zira Ankara’daki liseler dışında; hangi lise sahneye çıkarsa çıksın, sahnedeki lise aleyhine küçük çaplı ve moral bozucu sloganlar atıp, o liseyi demoralize ediyorlardı. “Türkiye Liseler Arası Ses Yarışması” bu atmosferiyle adeta bir spor yarışmasını andırıyordu. Aslında bu durum bence normaldi. Doğal olarak birinciliğin Ankara’da kalmasını istiyorlardı. Konya Gazi Lisesi’nden önce “Antalya Çağlayan Lisesi” sahne aldı. Onları bir kız öğrenci temsil ediyordu ve bence sesi mükemmeldi. Teke Yöresinden; çokta güzel bir türkü okudu. Bence yarışmanın birincisi o olmalıydı. Ankara seyircisinin davranış biçiminden Antalya Çağlayan Lisesi de nasibini aldı… Bu arada benim bir şey dikkatimi çekmişti; sahneye çıkan bütün liselerin solistleri sadece ve sadece jüri üyelerini selamlıyor, seyirciyi selamlamıyordu… Sanırım heyecandan olsa gerek, bunu unutuyorlardı. Neyse yarışma sırası bize geldi ve sunucu Güner Ümit; “Konya Gazi Lisesi” diyerek, bizi; jüri üyelerine ve halka anons etti. Ben ve saz arkadaşlarım sahnedeki yerimizi aldık. Sanırım Neco Club tecrübemden olsa gerek ben öncelikle salonun dört bir yanında yer alan seyirciyi ayrı ayrı selamladım. Sonra da salonda bulunan Jüri üyelerini selamladım…Onlar da dikkatli bir şekilde beni izliyorlardı, bu selamlama biçimine şaşırmışlardı… Durum ne olursa olsun, her koşulda benim için seyirci ve dinleyici önce gelir. Bu seyircilerin de hoşuna gitmiş olmalıydı. Hiç unutmam o gün “Kınayı getir Aney” adında bir türküyü ve türkünün arasında ise yarım kıtalık bir uzun havayı sahnede diz çökerek okumuştum. Türkü bittiğinde salonda olağanüstü bir uğultu koptu. Bütün salon ayakta ve hep birlikte bir ağızdan “Konya Gazi Lisesi” diye slogan atıyorlardı. Jüri üyeleri, Güner Ümit ve ben şaşkınlıkla salonda bulunan seyircileri izliyorduk. Seyircinin bu durumu birkaç dakika sürdü. Ben hayatımda ilk kez sevinçten ağlıyordum. Sevinçten ağlamanın nasıl bir şey olduğunu ben o gün öğrendim. Güner Ümit sarılıp beni yanaklarımdan öperek tebrik ederken “Sen şimdiye kadar neredeydin, senin Türkiye’ye damga vurman gerekirdi” dedi.
Bizden sonra birkaç lise daha sahneye çıktı, doğal olarak bizim durumumuz onlar için moral bozucu olmuştu. Yarışma tamamlandığında sıra jürinin açıklamasına gelmişti. Herkes heyecan içerisindeydi. Açıkçası ben, Antalya Çağlayan Lisesi’nin birinciliğini bekliyordum. Fakat Ankara Atatürk Spor Salonu Seyircisinin duyguları ile jürinin değerlendirmesi paralellik gösterdi ve Konya Gazi Lisesi Milliyet Gazetesinin düzenlediği Liselerarası Türkiye Ses Yarışmasının birincisi ilan edildi. O gün biz çok büyük sevinç yaşadık.
Bu durum Konya’da bir ilkti. Konya Gazi Lisesi büyük bir kültürel iş başarmıştı. Bu işin içinde yer almak bana çok büyük bir gurur vermişti. Bütün Konya (Müzikle ilgisi olanlar ve Konya’da ki diğer liseler), Konya Gazi Lisesi’ni konuşuyordu… Okul idaresi bu başarımızdan ötürü, okulumuzun bahçesinde bize kutlama töreni yapmaya hazırlanıyordu. Herkes mutluydu; fakat hiç olmayacak olan bir şey oldu. O gün bizim için çok ama çok acı bir olay meydana geldi. Sanırım; Konya’da bulunan diğer liselerden birisi, ya da Konya Gazi Lisesi’nin birinciliğinden haz almayan birileri Milliyet Gazetesi’ni arayıp “Konya Gazi Lisesini temsil eden Ahmet Alıcıı adındaki öğrenci profesyonel olarak müzik icra eden birisidir. Şehrimizde bulunan gazinolarda profesyonel olarak sahne alıp programlar yapmaktadır” diye bir ihbarda bulunmuş. Bu durum karşısında Milliyet Gazetesi, bizi yarışmadan diskalifiye etti. Düşünebiliyor musunuz; birinci ilan edildiğimiz yarışmada biz sonuncu dahi olamamıştık. Ve buna Konya’dan açılan bir telefon sebep olmuştu.
Müzik hayatınızda yer alan önemli sanatçılar kimlerdir, onların size kazandırdıklarından bahseder misiniz?
Müzik hayatımda; Belkıs Akkale, Muhterem Nur, Sevda Ferdağ, Edip Akbayram, Defne Yalnız, Vahdet Vural, Bedia Akartürk, Hüsamettin Subaşı, Rıza Konyalı, Halk Ozanı Davut Sulari, Ahmet Özdemir, Bestekâr Âşık Salihi, İsmail Türüt, Ankara Radyosu Türk Halk Müziği Ses Sanatçısı Ali Demirhan ve İstanbul Radyosu Ses Sanatçısı Rüstem Avcı gibi sanatçılarla çalışarak onlardan çok şey öğrendim. 1999 yılında Kanal 7 Televizyonunda yayınlanan Türüt Show programına konuk oldum.Ayrıca müzik çalışmalarıma ilaveten; 2000 yılında Kanal 7 Televizyonunda yayınlanan Kimyacı adlı televizyon dizisinde oyuncu olarak yer aldım. Adını saydığımız sanatçıların bazılarından müzik adına çok şey öğrendim. Özellikle Belkıs Akkale, Muhterem Nur, Halk Ozanı Davut Sulari, Rıza Konyalı, Ali Demirhan ve Rüstem Avcı gibi sanatçılar, müzik ve hayat birikimlerini benimle paylaşarak, beni onore ettiler. Belkıs Akkale ve Muhterem Nur’un bana yapmış oldukları destekleri hiç unutmam, unutamam. İsterseniz, önce Belkıs Akkale’den bahsedeyim. 1985 yılı Temmuz ya da Ağustos aylarındaydık. Konya Fuarı sezon açılış hazırlıkları yapıyordu. O zamanlar Konya Fuarın içerisinde Lunapark Aile Gazinosu vardı. Gazinonun sahibi Konya’da Kelleci Celal olarak bilinen Celal Mercan’dı. Ben Lunapark Aile Gazinosunda program yapmak arzusundaydım. Zira 1984 yılı sezonundaki çalışma performansıma güveniyordum; aynı gazinoda program yapmıştım. Üstelik 1984 yılındaki sanatçı kadrosu çok ama çok zengindi. Bedia Akartürk, Defne Yalnız, Erkin Koray, Tolgahan Dans Grubu, Ahmet Özdemir, Rıza Konyalı, Engin Pınar, Ayşe Yavuz ve bendenizden oluşan dev bir kadro vardı. Bu kadro çok büyük ses getirmiş ve halk tarafından da çok da beğenilmişti. 1984 yılında ki bu kadroya beni, Celal Mercan’ın oğlu, Kemal Mercan dâhil etmişti. Önceki yıl halkın göstermiş olduğu ilgiden cesaret alarak, Celal Mercan Bey’i Fuarda ziyaret edip “Celal Bey, eğer siz de arzu ederseniz, bu yıl da sizinle çalışmayı, mekânınızda program yapmayı istiyorum,” dedim. Celal Mercan “Bu sene farklı bir ses ile çalışmayı düşünüyoruz, inşallah gelecek sene olabilir” dedi. Tatlılıkla “Size hayırlı işler, iyi günler” diyerek, ayrıldım. Bir zaman sonra Belkıs Akkale ile anlaştıklarını ve harıl harıl alt kadro oluşturmak için çalıştıklarını duydum. Belkıs Hanıma, Konya’da müzik icra eden birkaç kişinin dinletildiğini; fakat dinletilen sesleri ve o seslerin sahne duruşlarını beğenmediklerini duydum. Bu durum karşısında Ankara’ya yönelmeleri gerekiyordu. Yusuf Kesmez ve Ergun Tokel adlarındaki menajerler, gazinonun arka planında duran ve idarecilik yapan isimlerdi. Her ikisi de beni çok iyi tanırlardı. Ankara’dan ses sanatçısı getirmeye karar verdikleri bir anda; rahmetli Yusuf Kesmez ağabey, Celal Beye “Celal Bey, Belkıs Akkale’ye bir de Ahmet Alıcı’yı dinletelim, eğer onu da beğenmezse, ondan sonra; Ankara’da ki sanatçılarla iletişime geçelim,” demiş. Yusuf Ağabey beni arayıp “Ahmet’cim, Belkıs Hanım’a bir de seni dinletmek, istiyoruz”, dedi. Ben de “Olur, Yusuf Abi” diyerek heyecanlı bir şekilde hemen hazırlandım. Birlikte gittik. Bende heyecan doruktaydı… Neticede Belkıs Akkale beni sahnede dinledi. Daha sonra ben oradan ayrıldım. Henüz bir yorum yapılmamıştı. Ertesi gün bana haber geldi. Durum olumluydu, Celal Mercan’ın benimle görüşmek isteğini söylediler. Yanına gittim. Celal Bey, “Tamamdır, Belkıs Hanım seni beğendi. Senin programa başlamanı istiyor” dedi. Ben, “Celal Bey, benim düşünülmem benim için gurur verici ama geçen seneki yevmiyeye çalışamam, bu yıl günlük olarak; 7 bin 500 liraya çalışmak istiyorum” dedim. Celal Bey hafif kızgın bir ses tonuyla “Ama geçen sene günlük bin 500 lira alıyordun, hatta geçen hafta geldiğinde seninle çalışmayı kabul etseydik, yine bin 500 liraya razıydın” dedi. Ben, “Ama Celal Bey, bu sene programa beni siz dâhil etmediniz, Belkıs Akkale’nin isteği doğrultusunda beni programa dâhil etmek, istiyorsunuz” dedim. Celal Bey “Bu para çok” dedi. Ben “Durum bu, aşağı olmaz, eğer bu rakamı düşünmüyorsanız, Ankara’dan Halil Kendirli’yi getirip, ona günlük olarak 15 bin lira verirsiniz. Karar sizin. Hangisi size uygun olursa, onu tercih edin” dedim ve gittim. Ertesi gün haber geldi ve Belkıs Akkale’nin sayesinde almak istediğim günlük ücretin tam beş katına, 30 gün süreyle anlaşmış olduk. O sene Belkıs Akkale’nin yanında; Sevda Ferdağ, Edip Akbayram gibi çok ünlü sanatçılar da programda yer almışlardı. Konya Halkı programa olağanüstü bir ilgi gösterdi, hatta gazino bahçesindeki sandalyeler dolu olduğu için kimi insanlar kaldırımda bulunan ağaçlara tırmanarak programı izliyorlardı. 30 günlük programdan alnımızın akıyla çıktık. Celal Mercan durumdan çok mutluydu. Bana “Yeğenim, çok başarılıydın” dedi. Bu cümle beni hem mutlu, hem de onore etmişti. Bir de Muhterem Nur Hanım’la çok değerli hatıram var. İzin verirseniz onu da anlatmak isterim. Muhterem Nur çok popüler bir sinema sanatçısıydı. Neco Club’te program yapmaya geldiğinde Konya’da yer yerinden oynamıştı. O zamanlar henüz Müslüm Gürses ile evli değildi. Neco Club’ün yeni assolisti Muhterem Nur olmuştu ve çok başarılı programlar yapıyordu. Bir gece benim sahnemi izlemiş; fakat hiç hoşnut kalmamış. Hatta Club’ün sahibi Necati Çokkaynar’a benim programım hakkında serzenişte bulunmuş. Bunun üzerine Club’ün sahibi Necati Çokkaynar sahne müdürü Fatih Kaptanoğlu’nu çağırıp durumu sormuş. Kaptanoğlu “Ben yorum yapmayacağım, akşama bir planlama yapmayın ve sadece Ahmet Alıcı’yı izleyin” demiş. Necati Çokkaynar o akşam benim sahneye çıktığım saatte yerinden benim sahnemi baştan sona kadar izlemiş. Bizim program oldukça renkliydi. Sahnede sadece müzik yapmıyorduk. Müziğin dışında; canlı ateş yakıyorduk. Sahneye çoğu zaman folklor giysileri içerisinde çıkıyordum. Kimi zaman da yine şalvarlı ve folklor giysileri içerisinde yalın ayak sahneye çıkıyordum. Bu ve buna benzer Showlar yapıyordum, bu sahne showu Türkiye’de belki de bir ilkti. Sahnedeki bu olgu, müşterinin büyük ilgisini çekiyordu. Bizim program bittiği zaman da müşterilerin büyük bir kısmı, clubten ayrılıyordu. Bu durum Necati Bey’in dikkatinden kaçmamış. Fatih Kaptanoğlu’na “Programa bildiğiniz gibi devam edin, Muhterem Hanım’ın dediklerine fazla takılmayın” demiş. Bu böyle devam edip gidiyordu. Muhterem Hanım’da benim ne yapmak istediğimi anlamış olacak ki bana eskisi gibi soğuk davranmıyor ve benimle özel olarak ilgilenip, moral veriyordu.
Sahnede giydiğim kostümleri, her gün çuval içerisinde getirip, götürüyordum. Bu durum Muhterem Nur’un dikkatini çekmiş ve bir gün bana “Sen bir sanatçısın, böyle çuval içerisinde kostüm getirilip, götürülmez” dedi. Bir gün ben sahneye hazırlanırken, kulise geldi. Biz sırayla aynı kulisi paylaşıyorduk. Bana saman sarısı bir çanta hediye edip “Bundan sonra kostümlerini bu çantayla getirip, götürürsün” dedi. Ben, hem çok şaşırmış, hem de çok sevinmiştim. Kulisten tam çıkıyordu ki dönüp “Bir de şunu söylemek istiyorum. Sana afiş yapmak da gerekir, geçen gün ben, Foto Omaş’a gittim ve afişte kullanmak için bir fotoğraf çektirdim. Sen de oraya git, güzel bir yakışıklı fotoğraf çektir ve o fotoğraftan afiş bastır” dedi. Ben de öyle yaptım. Bir başka gün bana “Haydi hazırlan bakalım, seninle Ankara Başkent Gazinosu’unda programa başlayacağız. Programın kadrosu kimlerden oluşuyor, biliyor musun?” dedi. Hemen heyecanla “Ahmet Özhan, Ümit Tokcan, Muhterem Nur, Eriç Aras. Aras ki; Neco Club’e Muhterem Nur ile birlikte gelmiş Bülent Ersoy tarzında bir sanatçıydı. Fakat Bülent Ersoy’un sesini dörtle çarp; o denli muhteşem bir sesti. Ayrıca repertuvarı da olağanüstüydü. Eriç Aras; Türkçe, Farsça, Arapça ve Hintçe dillerinde şarkı söyleyebilen çok değerli bir sanatçıydı. Ve son olarak Muhterem Hanım beni de sayıp “Bu kadro da sen de varsın” dedi. Ben tam olarak şoktaydım… Öyle ya, hayranlık duyduğum sanatçılar olan Ahmet Özhan ve Ümit Tokcan ile birlikte sahne alacaktım. “Abla, ben bir düşüneyim” dedim. Çünkü birdenbire çok korkmuştum. Her şey olağanüstü güzeldi; fakat Ankara’ya gitmekten vazgeçtim. Muhterem Nur’un benim için verdiği mücadele böylece boşa gitti. Beni Ankara Başkent Gazinosu’na kabul ettirebilmek için kim bilir neler çekmişti. Benim bu olumsuz tavrıma çok üzülmüştü; eğer kabul etseydim önce Ankara, sonra Türkiye’ye, Türk Halk Müziğine gündem olacaktım. Muhterem Nur böyle düşünüyordu. Benim için de büyük bir şanstı. Böylece Ankara müzik yaşamım başlamadan sona erdi. Bunun kendimce nedenleri vardı. Birincisi aç ve işsiz kalma korkusuydu. Çünkü Ankara’da başarısız olursam Konya’da sahip olduğum; üç gazinoda birden program yapma şansımı, otelde çalışma şansımı ve hafta sonları Konya’da yapılan görkemli düğünlerin sanatçısı olma şartlarını kaybedecektim. Benim güvenebilecek kimsem yoktu, arkamda durabilecek ailem yoktu. Ailem köyde benden medet umuyordu.
İkincisi okulumu çok seviyordum. Mutlaka ve mutlaka üniversite mezunu olup eğitimini aldığım lisans neyse o işi yapmalıydım. Hayatta zor duruma düşmemek için işi garantiye almalıydım. Benim üniversite okumaktan başka şansım yoktu, bu benim kaderimdi. Zira 11 yaşımda Konya’ya gelmiş ve Allah’ın yardımıyla okul anlamında çok şey elde etmiştim. Bunlardan vazgeçemedim. İyi de yaptığımı düşünüyorum. Müzikal anlamda bana rol model olacak, birçok sanatçı vardı. Bu sanatçıların hepsi üniversite mezunu ve öncelikle lisans eğitimi aldıkları işi yapıyor, sonra zevk olarak müzik yapıyorlardı. Meslek olarak üniversite de eğitimini aldıkları işi yapmalarına karşın, yine de Türkiye’nin müzik gündemine oturmasını bilmişlerdi. Aklıma gelen bu sanatçıların bazılarını sayayım. Bedri Ayseli Diş Hekimi, Fikret Kızılok Diş Hekimi, Erol Evgin Mimar, Ali Rıza Binboğa Elektrik Mühendisi, Necla Akben Avukat, Can Etili Avukat, Alpay Avukat, Atilla Atasoy Eczacı, ve Ahmet Özgül Kimyager ve Aranjördür. Bu sanatçılar benim hayatta ki rol modellerim oldu. Kendime “Eğer kaderimde Türkiye çapında popüler Türk Halk Müziği Sanatçısı olmak varsa zaten bu kendiliğinden gelecektir” dedim. Tabi ki müziğe yeterince ve ciddi bir biçimde yer ayırıp, oldukça fazla çalışarak bunu başarabilirdim. İtiraf etmeliyim ki müziğe fazla zaman ayırıp, yeterince çalışmadım. Tembellik yaptım. Aslında çok daha güzel işler yapabilirdim. Umarım bundan sonra sesim ve sağlığım elverir de yapabilirim. Zira müzik yapmaya devam etmek istiyorum. Çünkü müzikte yaş sınırı yoktur.
MUSTAFA GÜDEN
DEVAM EDECEK