Gazeteci-Yazar Alaaddin Aladağ, yıllardır manevi değeri olan milli müzelerde çalışmaktan gurur duyduğunu açıklayan Akile Çelik ile röportaj yaptı. Akile Çelik, şuanda  Şu anda Anadolu Yakası Saray Köşk ve Kasırlar Daire Başkanı olarak Anadolu Yakasında bulunan Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı, Beykoz Cam ve Billur Müzesi, Beykoz Mecidiye Kasrı ve İslam Medeniyetleri Müzesinde görev yapıyor.

Akile Çelik kimdir? Bize hayat hikâyenizden bahsedebilir misiniz?

11.07.1964 yılında Ankara’da doğdum. Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümünden 1986 yılında mezun oldum ve aynı yıl TBMM Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğünde Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başladım. 2 yıl sonra Milli Saraylara bağlı Dolmabahçe Sarayında çalışmaya başladım. Kütüphane Sorumlusu olarak, Milli Saraylar İhtisas Kütüphanesinin kurulması ve Dolmabahçe Sarayında bulunan tarihi Abdülmecid Efendi Kütüphanesinin tasnif, envanter ve dijital ortama aktarılması ile ilgili çalışmaları yürüttüm. 2016 yılında Ihlamur Kasırları Sorumlusu atandım ve 5 yıl bu görevi sürdürdüm. 2021-2023 yılları arasında Beykoz Cam ve Billur Müzesi Müdürü olarak görev yaptım. Şu anda Anadolu Yakası Saray Köşk ve Kasırlar Daire Başkanı olarak Anadolu Yakasında bulunan Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı, Beykoz Cam ve Billur Müzesi, Beykoz Mecidiye Kasrı ve İslam Medeniyetleri Müzesinde görev yapmaktayım. Milli Saraylarda geçirdiğim uzun çalışma hayatım boyunca hep yeni bir şeyleri keşfetmenin ve ortaya farklı bir fikir veya bakış açısı koymanın heyecan ve şevkini içimde hissettim. Müze araştırmacısı olarak çalıştığım yıllar içerisinde çeşitli sergilerde görev yaptım, araştırma sonuçlarının yer aldığı çeşitli makaleler, kitap ve sergi katalogları ile ilgili çalışmalarım oldu. Şu an çoğunlukla yöneticilik ile ilgili faaliyetleri yürütmekteyim. Ülkemizde sanatın ve tarihin gerçek değerini bulduğu, müzecilik ve restorasyon alanında yaptığı çalışmalarla fark yaratan Milli Saraylarda çalışmaktan her zaman mutlu olduğumu söylemek isterim. Özellikle son zamanlarda kurumumuzun genişlemesi ile beraber gelen süreçte yapılan restorasyon çalışmaları ve yeni açılan müze ve sergilerin müzecilik alanında oluşturulan dinamik ve yenilikleri çok önemsiyorum ve Milli Sarayların bir çalışanı olarak gurur duyuyorum.

Beylerbeyi Sarayı'nın tarihini bize anlatabilir misiniz?

Bugünkü Beylerbeyi Sarayı 1863- 1865 yılları arasında Sultan Abdülaziz tarafından yazlık saray olarak yaptırılmıştır. Sarayın mimarı Balyan ailesinden Sarkis Balyan’dır. Sarayın resmi açılışı 25 Zilkade 1281 / 21 Nisan 1865’te Cuma namazı sonrası Sultan Abdülaziz’in yeni saraya gelmesiyle gerçekleşmiştir.  Bizans döneminde “İstavroz” adıyla bilinen Beylerbeyi semti, III. Murad (1574-1595) döneminde Rumeli Beylerbeyinin sahildeki yalısı sebebiyle “Beylerbeyi” adıyla anılmaya başlanmıştır. Bugün Beylerbeyi Sarayının bulunduğu alan tarih boyunca ilgi görmüş, özellikle 17. Yüzyıl başlarında gözde mesire yerlerinden olmuştur. Sultan II. Mahmud döneminde ise Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın yalısının yerine Eski Beylerbeyi Sarayı yapılmıştır. Eski Saray ahşap ve iki katlı olarak inşa edilmiş ana saray yapısının dışında Serdab Kasrı, Sarı Köşk, Şevkabad, Küçük Yalı, Büyük Yalı gibi kasırlar ile bendegan daireleri, hamamlar, mutfaklar, ahırlar gibi tamamlayıcı yapılar inşa edilmiştir. II. Mahmud tarafından yaptırılan eski Beylerbeyi Sarayı 1832 de yerli ve yabancı seçkin davetlilerin katılımıyla açılmıştır. Sarayın set bahçelerinin her biri ayrı bir yabancı uzman bahçıvan tarafından düzenlenmiş, üst sette bulunan büyük havuza içinde yüzen kuğular sebebiyle kuğu gölü ismi verilmiştir. Bugünkü sarayın set bahçeleri ile Serdab Kasrı (Mermer Köşk) ve Sarı Köşk Eski Saray’dan günümüze kalan yapılardır. Sarayda 1834 yılında bir sergi düzenlenmiştir. Sergide Rus Çarının padişaha hediye ettiği Petersburg fabrikalarında üretilen sanat eserlerinden oluşan bir koleksiyon yer almıştır. Sultan Abdülmecid döneminde de aktif olarak kullanılan Beylerbeyi Sarayında Amerikalı Profesör Lawrence Smith ilk telgraf makinesi deneyini yapmıştır. Bu dönemde Sarayda Rus ve Alman Prenslerine ziyafetler verilmiş, Prens Napolyon da burada ağırlanmıştır. 1851 yazında sarayda bir yangın tehlikesi yaşanmış ve Sultan Abdülmecid’den sonra tahta çıkan Sultan Abdülaziz tarafından ahşap saray yıktırılarak yerine bugün gördüğümüz kargir saray yaptırılmıştır.

Sarayın mimarisindeki öne çıkan özellikler nelerdir?

Yaklaşık 3000 metrekarelik bir alana oturan Beylerbeyi Sarayı mimari olarak Neo-klasik, Barok ve Rönesans üsluplarının etkilerini taşımaktadır. Dıştan bakınca Batılı tarzda yapılmış olan binanın iç mekanları geleneksel saray yaşamına göre düzenlenmiştir. Saray bodrumla birlikte 3 katlı olarak inşa edilmiş olup 6 salon ve 25 oda ile tuvaletler ve banyolar vardır. Sarayın bütününe bakıldığında tüm birimlerin araziye birbirinden bağımsız bir biçimde yerleştiği görülmektedir. Ana yapı deniz kıyısında yer almış diğer yapılar Sarı Köşk, Mermer Köşk, Ahır Köşk set bahçelerine dağıtılmıştır. Arazide eskiden var olan Paşa Dairesi, Geyiklik, Aslanhane gibi yapılar ise bugün bulunmamaktadır.  Sarayın dış süslemesinde Batı kaynaklı motifler, iç düzenlemede ise geleneksel Türk-İslam motiflerinden türetilmiş süslemeler kullanılmıştır. Yapı Harem ve Mabeyn olarak 2 bölüme ayrılmış ve bu iki bölümün girişleri birbirinden ayrı tutulmuştur. Bütün saraylarda olduğu gibi Beylerbeyi Sarayında da Mabeyn süslemesi Hareme göre daha görkemli olarak ele alınmıştır.

Beylerbeyi Sarayı'nın geçmişteki önemli olaylara ev sahipliği yapmış olmasıyla ilgili anılar ve hikâyeler var mı?

Sonunda kaldırılıyor! Sonunda kaldırılıyor!

Beylerbeyi Sarayı Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in saltanat yıllarında yabancı devlet hükümdarlarının resmi ziyaretlerinde devlet konukevi olarak kullanılmıştır. Sarayda ağırlanan ilk önemli konuk Fransa İmparatoriçesi Eugenie’dir. 1867 yılında Fransa’ya ziyarete giden Sultan Abdülaziz’e iade-i ziyaret için 13 Ekim 1869’da İstanbul’a gelen İmparatoriçe Eugenei devlet töreni ile karşılanmış ve Beylerbeyi Sarayı’nda kendisine tahsis edilen Hünkar Dairesi yatak odasında (24 numaralı oda) kalmıştır. Kraliçenin ikameti sırasında Fransa İmparatoru ile haberleşebilmesi için saraya telgraf hattı çekilmiştir. Bu ziyareti hafızasından silinmeyen Kraliçe bundan 42 sene sonra Temmuz 1911’de tekrar İstanbul’a gelmiş ve Beylerbeyi Sarayı’nı ve yıllar önce çok küçük bir çocukken tanıştığı Yusuf İzzettin Efendi’yi (Sultan Abdülaziz’in oğlu) yeniden görmek istemiştir.  Sultan Abdülaziz döneminde Sarayda ağırlanan konuklar arasında Avusturya- Macaristan İmparatoru, Prusya ve İtalya Veliahtları, İran Şahı, Karadağ Prensi bulunmaktadır. Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışından sonra ise Rus Orduları Başkumandanı Grandük Nikola 1877-1878 Osmanlı- Rus Harbinin Barış koşullarını görüşmek üzere Beylerbeyi Sarayında ağırlanmıştır. 20 Ekim 1898 de Alman İmparatoriçesi en üst düzey protokolle yine Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanmıştır. V. Mehmed Reşad’ın Sarayın bahçesinde Ayan ve Mebusan Meclisi üyelerine verdiği ziyafet Meşrutiyet döneminin bir anısı olarak hafızalarda yer etmiştir. Cumhuriyet döneminde de Saray yabancı devlet konuklarını misafir etmek için kullanılmış 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından burada ağırlanmıştır. 1936 yılında Balkan Oyunları Festivali Beylerbeyi Sarayı’nda düzenlenmiş, Mustafa Kemal Atatürk o geceyi sarayın tarihi yatak odasında (24 numaralı oda) geçirmiştir.

Sarayın içindeki özel odalar veya bölgeler hakkında daha fazla bilgi verebilir misiniz? Sarayın koleksiyonunda bulunan sanat eserleri hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?

Sarayın Selamlık tarafındaki girişinde bulunan Mabeyn- Hümayun giriş sofası, başta padişah olmak üzere saraya gelen devlet erkanı, elçiler, yabancı devlet misafirleri gibi önemli kişilerin karşılandığı yerdir. Sarayın hemen hemen tüm oda ve salonlarında kullanılan stuko (mermer taklidi sıva) burada da kullanılmıştır. Sarayda bulunan avizelerin tamamı Fransız Baccarat Fabrikası ürünüdür. Sultan Abdülaziz’in 1867 yılında gerçekleştirdiği Avrupa seyahatinin saray dekorasyonuna önemli etkileri olmuş, padişah buradan pek çok avize ve şamdan sipariş etmiştir. Salonun tam ortasında ise Fransa İmparatoru III. Napolyon tarafından hediye edilen Sevres vazo yer almaktadır. Sarayın en görkemli salonlarından biri ortasında bulunan mermer havuz sebebiyle “Havuzlu Salon” olarak anılan padişahın katıldığı pek çok etkinliği tanık olan salondur. Havuzun 4 köşesinde ünlü Japon Arita porseleni vazolar yer almaktadır. Salonun tavanları denizciliğe ilgi duyan Sultan Abdülaziz’in isteğiyle gemi resimleri ile süslenmiştir. Salonda yer alan en önemli eser ise güzel sanatlara özellikle resim ve heykel sanatına ilgi duyan Sultan Abdülaziz’i at üzerinde betimleyen bronz heykeldir. Heykel 1871 yılında Floransalı sanatçı Charles Fuller tarafından yapılmıştır. Sarayda bulunan ve padişaha ait odalardan biri olan “halatlı oda” ise odadaki tüm mobilya ve mefruşatta halat ve denizciliğe ait unsurların kullanılması ile bu ismi almıştır. Sarayın dekorasyonunun Elhamra kaynaklı Mağribi üslubundan etkilendiğini gösteren en belirgin obje ahşap çerçeveli ayna ve konsollardır. Sarayın özellikle Valide Sultan’ın kullanımına ayrılan oda ve salonlarında Sultan II. Abdülhamid’e ait mobilyalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu mobilyaların bazılarında “AH” arması kullanılmış, bazılarında ise Osmanlıca harflerle “Abdülhamid” yazılmıştır. Sarayın genelinde hattat Abdülfettah Efendi’nin imzasını taşıyan pek çok hat levhası bulunmaktadır. Valide Sultan Dairesinde bulunan yemek odasındaki levhada mealen “Allahın dilediği olur ve kuvvet sahibi sadece Allahtır” yazmaktadır.  Beylerbeyi Sarayı’nın Kadınefendiler ve İkballer Dairesi sarayın ana binasında değil, Harem bahçesinde denize paralel olarak inşa edilmiştir, ancak bu yapı günümüze ulaşmamıştır. Beylerbeyi Sarayı Valide Sultan Dairesi tarihi olaylara tanıklık etmiş önemli bir yerdir. Zira Osmanlı Devleti’nin 34. Padişahı Sultan II. Abdülhamid, tahttan indirildiği Nisan 1909’ dan Kasım 1912’ye kadar Selanik’te zorunlu ikamete tabi tutulduktan sonra Beylerbeyi Sarayı’na nakledilmiştir. II. Abdülhamid yaşamının son 6 yılını bu sarayda geçirmiş ve 10 Şubat1918’de yine bu sarayda vefat etmiştir. Yaşamının son yıllarını burada geçiren II. Abdülhamid’in yatak odası da Valide Sultan Dairesindedir. II. Abdülhamid’in sarayda ikamet ettiği yıllarda dışarıdan gelen soğuğu kesmek için kapının girişine rüzgarlık ve üst kata çıkan merdivenlere de camekan yapılmıştır. Bunların projeleri devrin ünlü saray mimarı Vedad Tek tarafından hazırlanmıştır. Abdülhamid’in yatak odasının yan tarafına da şahsi kullanımı için bir banyo yaptırılmıştır. Valide Sultan Dairesi’nin üst katında yer alan “Sedefli Salon” Valide Sultan’ın misafirlerini ağırlamak için kullanılmış ve sedef kakmalı mobilyalarından ötürü bu ismi almıştır. Daire, Kadınefendiler ve İkballler Dairelerine hakim bir konumda düzenlenerek Valide Sultan’ın mutlak hakimiyeti mimariye yansıtılmıştır. Sarayın tümünde olduğu gibi yerdeki halı Hereke, avizeler ise Bacarrat imzası taşımaktadır. Aynı dairede bulunan ve II. Abdülhamid’in saraya gelişinden önce Valide Sultan’ın yatak odası olarak kullanılan odayı II. Abdülhamid çalışma odası olarak kulllanmış ve Yıldız Sarayı’ndaki masa ve kütüphane dolabı buraya taşınmıştır. Odanın tavanını celi sülüs hatla yazılmış olan Kaside-i Bürde’nin son 6 beyti süslemektedir. Sarayın en gösterişli bölümleri Hünkar Dairesi’nde yer almaktadır. Sarayın en önemli salonlarından olan ve ismini mavi renkli “stuko” sütunlardan alan “Mavi Salon” dini ve dini olmayan kutlamalarda, Huzur Derslerinde, hatim törenleri ve kandil gecelerinde, müzik ve tiyatro gibi sanat dallarının sergilendiği etkinliklerde kullanılmıştır. Salonun Deniz tarafındaki kitabelerde devletin temelinin adalet üzerine kurulu olduğu, akıllı kişinin haktan adaletten ayrılmaması gerektiği vurgulanırken, kara tarafındaki kitabelerde ise Sultan Abdülaziz’in hükümdar olarak üstün özelliklerinden bahsedilmektedir. Yabancı devlet başkanlarının ağırlanmasında da kullanılan bu salon önemli bir tarihi olaya da tanıklık etmiştir.  Rus Ordusu Başkumandanı Grandük Nikola ile II. Abdülhamid arasında imzalanan Ayastefanos Antlaşmasına ilişkin görüşmeler bu salonda yapılmıştır. Sarayın 24 numaralı odası padişahın yatak odası veya yabancı devlet başkanları ağırlandığı zaman konuğun yatak odası olarak kullanılmıştır. Duvarlar stuko, tavanlar gemi resimleri ile süslüdür. Odadan geçilen hamamın mermerleri Marmara Adası’ndan getirtilmiştir. 1872 yılında hamama modern bir banyo ilavesi yapılmıştır. Hünkar Dairesi yemek odasının tavanında Hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazılan kitabeler ve diğer adı somaki olan stukolar dikkat çekmektedir. Hünkar Dairesinin bir diğer görkemli odası duvarlarının çok değerli ahşap malzeme ile kaplı olmasından dolayı “Doğramalı/Lambrili Oda” olarak adlandırılmaktadır. Ahşap kaplamalar Maun, Armut, Kuşgözü ağaçlar üzerine marküteri tekniğinde çiçekli madalyonlarla bezeli panolarla süslenmiştir. Odada bulunan Yıldız mamulü, Halid imzalı vazolar dikkat çekicidir. “Sedefli Salon” olarak adlandırılan Mabeyn bölümünün üst kat sofasında da değerli eserler sergilenmektedir. Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. Yılı kutlamaları çerçevesinde Haliç Tersanesinde üretilen saat, Şam işi konsol, Şamdanlı Sevres Vazo görülmeye değer eserler arasındadır. Bu salonun denize bakan tarafındaki oda ise sarayın tek parkeli odası olması sebebiyle “parkeli oda” olarak anılmaktadır. Padişahın resmi görüşmelerini yaptığı bu odanın bir diğer isimi de “Taht Odası”dır. Bu odanın dışında sarayın tüm zemini Mısır’dan getirtilen Hasır ile döşenmiştir. Odanın Marküteri işçiliği ile yapılmış olan parke ve doğramaları göz alıcıdır. Ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinin yansıtıldığı mobilyalarla tefriş edilmiş olan odada Sultan Abdülaziz İngiliz Büyükelçisi William E. Gladston’u kabul etmiştir. Oda özgün mobilyaları ile korunmaktadır. Taht Odası’nın yanında bulanan “Yazılı Oda” odanın duvarlarına nakşedilmiş olan ayet-i kerimeler (İhlas Suresi) sebebiyle bu ismi almıştır. Odanın tavan ve duvarları çeşitli ayet ve surelerden cümlelerle bezenmiştir. Sarayda yabancı devlet konuklarına verilen resmi ziyafetlerin gerçekleştiği oda “Doğramalı Oda “ olarak isimlendirilmiştir. Odanın sedef kakmalı mobilyaları tepeliklerinde Osmanlıca harflerle “Abdülhamid” yazan sedef kakmalı sandalyeleri görülmeye değer eserler arasındadır.

Beylerbeyi Sarayı'nın restorasyon süreci hakkında neler söyleyebilirsiniz? Beylerbeyi Sarayı'nın günümüzdeki koruma ve bakım süreçleri nelerdir?

Milli Saraylara bağlı olan tüm saray köşk ve kasırlarda olduğu gibi Beylerbeyi Sarayı’nda da bina ve obje bazında restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Ancak bu süreçte bizim için en önemli konu restorasyonun eserin aslına uygun olarak yapılmasıdır. Kurumumuz bu konuda çok değerli ve başarılı çalışmalara imza atmıştır. Beylerbeyi Sarayı özelinde ise daha önceki yol ve özellikle köprü yapımı sırasında arazi anlamında yıpranmalar yaşamasına rağmen saray binası ve sarayın içinin tefrişi orijinal aslına uygun olarak korunmuştur. 2024 yılında sarayın bakım gerektiren doğrama, stuko, boya vb. unsurlarına yönelik olarak genel bir restorasyon çalışması başlatılacaktır. Halen süren bir diğer restorasyon çalışmamız da sarayın kurşun kaplı çatısı ile ilgilidir. Bunun dışında sarayın tefrişinde yer alan tarihi objelerin bakım ve restorasyonu süreklilik arzetmekte, bakıma ihtiyacı olan eserler uzman ekipler ve saray görevlilerimizce tespit edilip kurumumuzun restorasyon atölyelerine sevk edilmektedir. Restorasyonu tamamlanan eserler tekrar ait olduğu yere getirilmektedir.

Beylerbeyi Sarayı'nın öne çıkan mimari detayları veya süslemeleri hangileridir? Sarayın içindeki sanat eserleri veya dekoratif öğeler hakkında bilgi verir misiniz?

Yaklaşık 3000 metrekarelik bir alana oturan Beylerbeyi Sarayı, Neo-klasik; Barok ve Rönesans üsluplarının etkilerini taşımaktadır. Dış cephesi Batılı görünüme sahip olan yapı, iç mekanda geleneksel saray yaşamına göre düzenlenmiştir. Sarayın tefrişinde kullanılan mobilyalar genel olarak Fransa’dan getirtilmiş olmakla beraber, tavan ve tavan eteklerinin süslemelerinde Doğulu süsleme unsurları kullanılmıştır. 19. yüzyıl yapısı olan Beylerbeyi Sarayının dış cephe süslemeleri, Osmanlı mimarlığındaki Batı etkilerini belirgin bir biçimde sergileyen özgün bir örnektir. Ancak Sarayın içerisinde yer alan sütun ve başlıklar İslam Mimarisindeki mukarnaslardan etkilenerek yapılmıştır. Tavan, tavan etekleri ve duvar süslemeleri ve bunların içerisindeki hat yazıları tümüyle Doğu ve İslam etkisi taşımaktadır. Sarayın Mavi Salon başta olmak üzere diğer oda ve salonlarının tavanlarında yer alan ta’lik yazılar devrin önde gelen hattatlarından Abdülfettah Efendi’ye aittir. Sarayın orta ve üst kat tavanlarında, ilk önceleri vahşi hayvan resimleri yer alırken Sultan Abdülaziz’in isteği ile Saray ressamı Mösyö Mason tarafından gemi resimlerine dönüştürülmüştür. Sarayın duvar ve sütunlarında kullanılan stukoları (renkli ve mermer taklidi sıva) Somakici Kirkor ve Mayar tarafından yapılmıştır. Cumhuriyet Döneminde tavan ve kitabelerin onarımı ise Hattat Hamit Aytaç tarafından yapılmıştır.

DEVAM EDECEK 

Muhabir: Alaaddin Aladağ