Muhasebe Zamanı ve Milli Şairimiz

Abone Ol

Milâdî 2025 yılının son gününü yaşıyoruz. Bu gece 2026 yılına girmiş olacağız.

Bilindiği gibi, milâdî takvim, Hz. İsa’nın doğum gününü başlangıç olarak kabul eder. Ancak ne acıdır ki, bir Peygamberin doğum günü, O’nun getirdiği esaslara hiç yakışmayan davranışlar içinde kutlanmaktadır.

Bozulmuş, değiştirilmiş ve hükmü kaldırılmış bir din olan Hıristiyanlığın müntesipleri, miladi yılbaşı gecelerini büyük bir çılgınlık ve rezalet içinde kutlarken ne yazık ki, Müslümanlar da onları taklit etmektedirler.

Taklitçilik çok kötü bir hastalıktır. İnancımızla ve kültürümüzle hiç bağdaşmayan yılbaşı eğlenceleri, batılıları taklit etme hastalığımızdan dolayı maalesef Müslüman toplumlara da girmiş ve oldukça yaygınlaşmıştır. Bu eğlenceler, inancımıza ve kültürel değerlerimize zıt şekilde, birçok ahlâksızca davranışlar sergilenerek her yıl tekrarlanmaktadır.

Yaratıcımızın, bizi sağlıklı ve huzurlu bir şekilde yeni bir yıla kavuşturduğu için şükrümüzü arttırmamız ve geçen yılın muhasebesini yapmamız gerekirken, isyan ve inkâr bataklığına saplanarak, bozulmuş bir dinin müntesiplerinin arkasından şuursuzca sürüklenip gitmek hangi akla, hangi vicdana sığar acaba?

40 yıldır başımıza belâ olan, binlerce askerimizi, polisimizi ve masum insanları katleden PKK terör örgütünü destekleyen ve onlara her türlü silahı gönderen ABD ve batı ülkeleri değil midir?

Yıllardır Filistinli masum kardeşlerimizi katleden Siyonist İsrail devletini destekleyenler bunlar değil midir?

Yeryüzünde bir tek Müslüman bırakmamaya azmetmiş olan ve ne kadar fazla sayıda Müslümana zulmeder ve yok ederse o kadar fazla mükâfat göreceğine inanan ve bu inançları uğruna işgal, katliam, işkence gibi zulümlerini ara vermeden sürdüren Siyonist İsrail devleti için, “kendilerini savunma hakkını kullanıyorlar” diyen ABD ve batı ülke insanlarını daha ne kadar taklitte ve takipte devam edeceksiniz ey Müslümanlar?

Nasıl oluyor da, bu batılılar Müslümanlara karşı planlı bir katliam harekâtını açık bir şekilde sürdürmekte iken, bizler hâlâ onların izinden gidiyor ve onları taklit ediyoruz?

Bu taklitçiliğin bizim inancımıza, bizim değerlerimize ve bizim kültürümüze ne kadar yabancı olduğunu ve biz mü’minlere hiçbir şekilde yakışmadığını, yaraşmadığını ne zaman kavrayacağız?

Allah aşkına düşünelim, vicdanlarımızı karartmayalım. Allah’a isyanın neredeyse tavan yaptığı bu gece, batı fikriyatına inat, ellerimizi zulüm gören dünya Müslümanlarının kurtuluşu için açalım.

Efendimizin; “kim bir kavme benzerse onlardandır” sözünü de unutmayalım.

Şu anda muhasebe yapmanın tam zamanıdır. Zira ömürlerimizden bir yıl daha gitti. Nefeslerimizin bir yıllığı daha eksildi. Zaman su gibi akıyor. Saatin ibreleri yürümüyor, koşuyor. Ölüme biraz daha yaklaştık. Hesap gününe doğru hızla ilerliyoruz. Yaptıklarımızdan ve yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızdan, söylediklerimizden ve söylememiz gerektiği halde söylemediklerimizden şiddetli bir hesaba çekileceğimiz âhiret gününe doğru adım adım yaklaşıyoruz.

Geçen 2025 yılının muhasebesini yaptık mı? Geride bıraktığımız yılda işlediğimiz iyilikleri ve kötülükleri, attığımız doğru ve yanlış adımları, kazandığımız sevapları ve günahları tarttık mı? Yaptığımız her türlü davranışımızı ibret almak maksadıyla gözümüzün önüne getirip, inanç süzgecinden geçirdik mi? Ölümden sonraki dehşetli hesap gününden önce kendimizi hesaba çektik mi?

Bu hesabı yapmış isek iyiliklerimizden dolayı vicdanımız ve gönlümüz rahat, kötülüklerimizden ve yanlışlarımızdan dolayı rahatsızlık içinde miyiz?

Rahatsızlıklarımızı ortadan kaldırmak, vicdanımızı ve gönlümüzü rahatlatmak, bir yıl boyunca yaptığımız davranışlarımızdan ders ve ibret alarak yeni yıla daha olumlu, daha güzel bir hâlde girmek için bir gayret, bir düşünce içine girdik mi? Yaptığımız hata ve yanlışları düzeltmek için uğraş verdik mi? Günahlarımızın affı için gözyaşı döktük mü? Güzelliklerle dolu bir hayat sürmenin kesin kararını verdik mi?

Hak – bâtıl mücadelesinde safımızı netleştirdik mi? Hakk’ın yanında mı, bâtılın yanında mı olduk? Peygamberlerin yolunda mı, Firavunların, Nemrutların yolunda mı hayat sürdük?

Muhammedî bir hayata talip olduk mu? Bu hayat yolunda ne yapabildik? Hangi adımları atabildik?

Peki vazifelerimiz, ibadetlerimiz ne durumda acaba? Namazlarımız, oruçlarımız, zekâtlarımız, yardımlaşmamız nasıl? Komşuluğumuz, diğer insanlarla ilişkimiz güzel mi? Çevremizdeki insanlar bizden eminler mi?

Hayırda mı koşuyoruz şerde mi? Doğruda mı yürüyoruz, yanlışta mı? İyi, güzel, faydalı işler peşinde miyiz, yoksa kötülüklere, çirkinliklere mi battık? Haramlarla mı, helallerle mi iştigal halindeyiz?

Bütün bunları tefekkür etmeli, geçen yılın muhasebesini yapmalıyız. Sadece kendimizi değil, sorumlu olduğumuz eş ve evlatlarımızın durumunu da gözden geçirip yanlışlarını ortadan kaldırıp, doğrularını arttırmak için gayret etmeliyiz.

*** *** ***

Batı taklitçiliğine karşı çıkanlardan biri de Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy olmuştur.

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy; 20 Aralık 1873 tarihinde dünyaya gelmiş ve 27 Aralık 1936 Pazar günü vefat etmiştir. Bu münasebetle Aralık ayının son haftası her yıl Mehmet Akif haftasıdır. Mehmet Akif’e vefa göstermek, O’nu unutmamak ve unutturmamak her Müslüman Türk evlâdının boynuna borçtur.

Mehmet Akif; yakın tarihimizin en büyük şair, mütefekkir ve mücadele adamı, sözü özüne, dışı içine, kalıbı kalbine, söylediği her söz ve yaptığı her davranış yüreğine ve ruhuna uygun bir ahlâk âbidesi, millî kahramanı, din ve vatan mücahididir.

Hayatının bütününü tam bir dürüstlük, samimiyet, cesaret, azim, gayret, cihat, güzel ahlâk, inanç ve iman âbidesi bir şahsiyet olarak yaşayan Mehmet Akif Ersoy, sadece İstiklâl Marşı ile değil safahatında topladığı bütün şiirleri, verdiği konferansları ve vatan uğruna yaptığı inanılmaz mücadelesi ile örnek alınması gereken büyük bir kişiliktir.

Mehmet Akif, milletimizin en acıklı, en çaresiz ve felâketlere dûçar olduğu bir dönemde bütün dert ve acıları milletle beraber yaşayarak, vatanın ve milletin kurtuluşuna kendini adamış bir millet fedaisidir.

İstiklâl Marşı başta olmak üzere Mehmet Akif’in birçok şiirinde batının emperyalist anlayışına büyük bir başkaldırı vardır. Batı karşısında ezilen veya batının kayıtsız, şartsız bütün unsurlarını gözü kapalı kabul eden dönemin sözde aydınlarının aksine Akif, İslâm ruhunu yeniden diriltmek uğruna büyük mücadeleler verdi. Yalnız İslâm’a sarılarak kurtuluşa erişilebileceğini savundu.

Akif, batı medeniyeti hakkındaki düşüncelerini İslâm çerçevesi içinden sundu. Akif’e göre, batının birbirinden çok farklı iki yüzü vardır. Biri bilim ve teknoloji alanında ilerlemiş yüzü, diğeri ise emperyalist, ahlaksız ve erdemden yoksun kirli yüzü. Akif’in bu düşüncesi bugün doğrulanmış olarak açıkça ortaya çıkmıştır.

Akif, batının vahşi yüzünü İstiklâl Marşı’nda belirttiği gibi “Tek dişi kalmış canavar” olarak belirlemiş ve anlatmıştır. Bu sebeple Akif, batıyı hiçbir şekilde medeni olarak kabul etmez.

Akif’in batı anlayışı bağlamında en dikkat çeken anlatımı İstiklâl Marşı’ndaki “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” dizesidir. Akif, emperyalist batıya en güçlü tokadı bu dizeyle atmıştır.

Akif yine İstiklâl Marşı’nda “Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın” diye haykırırken, işgalci batıya karşı milletimizi topyekûn mücadeleye davet eder. Akif’e göre garbın afakını saran batının çelik zırhları, milletimizin iman dolu göğsünden üstün değildir.

İstiklâl Marşımızda da yer aldığı gibi mücadele edilmesi gereken batının bu vahşi yüzüdür. Şu anda batıya karşı verdiğimiz mücadele Akif’in belirttiği özgürlük ve istiklâl mücadelesidir.

Batının emperyalist anlayışına karşı mücadeleye çağıran Akif, batının tekniğine değil, ahlaksız, vahşi ve kirli yüzüne karşıdır. Akif’e göre batının tekniği alınmalı, kültüründen uzak durulmalıdır.

Akif’in eserlerinde Hristiyan batının Müslümanlara karşı uyguladığı zulümler söz konusu edilmekte, sömürgecilik anlayışı ile bir medeniyet ortaya koyan batı her türlü vahşetin kaynağı olarak görülmektedir. Akif’in bu düşüncesi Çanakkale Şehitleri şiirinde net olarak görülür.

Şu Boğaz harbi nedir? Varmı ki dünyada eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi.

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"

Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Avusturalya’yla beraber bakıyorsun Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk,

Sade bir hadise var ortada vahşetler denk.

Mehmet Akif’e göre “Avrupa medeniyeti, bir medeniyet-i fâzıle, bir medeniyet-i hakikiye-i insaniye değildir” Onlar hakkı değil, kuvveti üstün tutmuşlardır. Böyle oldukları için de onlara asla güvenilmez. Mehmet Akif, hiçbir zaman güven vermeyen batıya karşı çok öfkelidir. Akif bu öfkesini şu satırlarla açıklar.

“Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün ehl-i salîbin hayâsız yüzüne!

Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün,

Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!”

Mehmet Akif’in bu düşünceleri bugün açıkça ortaya çıkmıştır. Bugün İslâm ülkelerini tek tek bölüp parçalayan batı için Akif o günlerde şöyle diyordu:

Medeniyet size çoktan beridir diş biliyor,

Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor.

Akif’in bu haykırışının ne kadar haklı olduğu gün gibi aşikâr olmuştur. Müslüman Ülkeleri tek tek parçalayıp yutan vahşi batı için sıra Türkiye’mize gelmiştir. Batı emperyalizmi karşısında dimdik duran Türkiye’nin kolay lokma olmadığını göstermek için Akif gibi gayret etmemiz gerekmektedir. Taklitçi değil lider ülke olmanın yolu Akif gibi çalışmaktan geçer. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.