MİLLİ YEMEĞİMİZ: AŞURE
Aşure, Muharrem ayının 10. gününden 20. gününe kadar geçen zaman zarfında pişirilen ve konu komşuya ikram edilen tatlı ve besleyici bir yemektir. 7rakamın Türkler ve Müslümanlar arasında çok özel bir anlamı olduğundan içine en az yedi çeşit malzeme konur.
Aşurenin ne zaman ortaya çıktığı konusunda rivayetler muhteliftir. En çok vurgu yapılan rivayet ise Hz. Nuh'un gemisinin Cudi dağına oturduğunda gemidekiler günlerce süren yolculuktan sonra ellerindeki malzemeleri birleştirerek ortaklaşa bir yemek yapıp yemişler. İçine 10 çeşit malzeme koyduklarından bu yemeğin adına aşure demişler.
Aşure ilk yapıldığı zaman içine tatlandırıcı maddeler konulduğuna dair elimizde her hangi bir bilgi mevcut değildir. İnsanların ellerinde ne varsa verdiklerine göre içine üzümden başka bir tatlandırıcı kullanıldığını tasavvur etmek biraz hayalcilik olur. Nuh A.S döneminde gemi yapılabildiğine göre teknoloji demek ki son derece ileri idi ki geminin inşasını kâfirlerden gizledi. Bu babda üzümden fevkalade pekmez yapmasını biliyor olabilirler ve tatlandırıcı olarak pekmez kullanmış olabilirler.
Türkler, soylarını Hz. Nuh'a dayandırır. 17 yy.da yaşamış olan Buhara emirlerinden Ebu'l Gazi Bahadır Han Şecere-i Terakkime adlı eserde Türkleri Hz. Nuh'un 3 oğlundan biri oaln Yafes'in soyundan gösterir. O dönemde Avrupaî manada bir milliyetçilik anlayışı söz konusu olmadığından Bahadır Han'ın böyle bir soy ağacını çıkarması çok manidardır. Bu onun sözlü olarak gelen Oğuz destanından çok etkilendiğini, Türklerin varlık ve birliğini canlı tutmak için güçlü bir mesnede isnad gereğini duymuştur. Meseleyi daha da ileri götürerek Türklerin soy kütüğünü, İnsanlığın ikinci atası olan Nuh Aleyhisselama dayandırmıştır. Bu onun tarih konusunda ne kadar şuurlu olduğuna delalet eder.
Türklerin Atası Yafes'in oğlu olduğuna göre Hz. Nuh zamanında uygulanan bir gelenek oğulları zamanında da devam etmesi gayet tabidir. Bu sebeple Türk Ocağı'nın Başkanı Vedat Erden Aşure Türk'ün malıdır, Türk yiyeceğidir. dedi.
Türkler İslamiyet'le şereflendikten sonra hem milli hem de dini bir yemeğimiz oldu. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin (SAV) tavsiyesine uyarak Müslüman Türkler hem Muharrem ayının 9, 10 ve 11.günü oruçlu oldular hem de millî yemeğimizi yapmaya devam ettiler.
Aşure, birlik ve dayanışmayı gerektiren milli bir yemeğimizdir. Aşure yapıldığı zaman konu komşu hatırlanır ve onlara da tatsın diye birer kap yemek gönderilir.
Türk'ün millî yemeği aşure, Türkiye'de yapılmasının yanında bütün Türk ülkelerinde de yapılır. Halk, sivil toplum kuruluşları Muharrem ayının 10'u geldiği zaman birbirleriyle adeta yarışır ve meydanlarda, camilerle, evlerin ve sivil toplum kuruluşlarının mutfağında aşure kazanları kaynar ve buğusuyla sıcak sıcak gelene geçene ikram edilir. İşte bu sivil toplum kuruluşlarında biri de Türk Ocağıdır.
Konya Türk Ocağının mutfağı da muharrem ayının 10'dan itibaren hareketli günler yaşadı. Aşure kazanı kaynadı ve gelenlere ikram edildi. Can ocağında piştiği için de lezzeti bir farklı oldu.
CAN OCAĞINDA PİŞEN AŞURE
Türk Ocağı, bizim için bir yuva gibi oldu. Hepimiz büyüklerimizi abla-abi, küçüklerimizi de kardeş olarak görür, saya ve sevgi besleriz. Önemli günleri ortaklaşa bir şeyler yaparak kutlamak Ocağımızda adet odu. Muharrem ayının 10.günü münasebetiyle aşure pişirmek ocağımız da bir gelenek haline geldi
8 Kasım 2014 Cumartesi gününde Türk Ocağı Konya Şubesi yönetim kurulu üyelerinin gayretleriyle Ocağın kazanı kaynadı ve aşuremiz pişirildi. Malzemeler paylaşıldı. Benim sabahtan dersim olduğu için aşurenin pişirilmesine yardım edemedim. Diğer arkadaşlar o gün erkenden ocağa gelerek aşureyi pişirdiler. Pişirenler; Olcay Sayraç, Ayten Karaman ve Zinnur Erden. Alüminyum kâselere boşalttılar. Saat 14.00'de gençlerimiz servis yaptılar ve biz de afiyetle aşuremizi yedik.
Ocak'ta pişen her şey güzel oluyor. Başkanımız Vedat Erden, aşure hakkında bir konuşma yaptı ve İslamiyet öncesi Türkler de aşure pişirmiştir. Aşure Türkün yemeğidir. dedi. Aşure hakkındaki konuşmasının ardından aşurelerimizi yedik. Yiyemeyenler çok şey kaçırdı.
Başkanımız Vedat Beyden sonra Aksakal Saim Hocamız da uygulamalı olarak aşure yemeğinin nasıl yenilmesi gerektiğini bize gösterdi. Vedat bey'den sonra mikrofonu eline alarak 1940'lı yıllarda aşurenin ne şekilde yapıldığını, içine konan malzemeleri, nasıl dağıtıldığını anlattı: II. Dünya Savaşından sonra nerede bulacaksınız şekeri. O yıllarda şeker kıt olduğu için aşurenin içine pekmez konurdu. Halk çok fakirdi. Elindeki bir defalık kullanılan alüminyum folyo kâseyi göstererek; Nerede o bolamatın bolluğu, tabağı bir defa kullan at. Bakır ya da çinko taslarda dağıtılır; kapıda beklenir, tabak boşaltılarak geri alınırdı. Çünkü fazla tas yok. O tas bir başka komşuya daha gidecektir.
Akşam daha kendi aşuremizi bitirmeden bir bakmışız ki bizim eve de birkaç tane aşure tabağı gelmiş. Aşure pişiren komşular bizden de tatsın diye birer tabak aşure göndermişler.
Saim Hoca, hem konuşup hem aşure yemek zor imiş, aşure yemeğe devam edeceğim diyerek mikrofonu iade etti. Biraz sohbet ettikten sonra evlerimize dağıldık.
Saim Hoca'ya verdiği bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz.
Bir Aşure günlüğü de böylece sona erdi. Allah'a emanet olun.