HELVACI ÇIRAKLIĞINDAN SARAY SULTANLIĞINA UZANAN YOLCULUK
Konya’nın Piresat Mahallesi’nde asıl adı Ahmet olarak dünyaya gelen ve dönemin ünlü helvacılarından Mehmet Ağa’nın oğlu olan Âşık Şem’î, baba mesleğini yapmak yerine ruhundaki şiir aşkının peşinden gitti. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kaynaklarda farklı yıllar işaret edilse de onun Konya'da bıraktığı iz hiçbir zaman silinmedi. Kulaktan kulağa yayılan "okur-yazar değildi" ya da "bade içerek şair oldu" şeklindeki rivayetlerin aksine, ölümünden sonra 25'ten fazla baskısı yapılan ağır dilli bir divanın sahibi olması, onun ne denli güçlü bir eğitim aldığını kanıtlıyor. Kendi dönemindeki adaşlarıyla sıkça karıştırılan ve şiirleri zaman zaman başkalarına mal edilen Şem’î, kısa sürede Anadolu sınırlarını aşarak İmparatorluğun başkenti İstanbul’a kadar ulaştı.
İSTANBUL’U SALLAYAN KONYALI DEHA: SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM’İ MEST ETTİ
İstanbul’da katıldığı aşık meclislerinde muazzam zekasıyla parlayan Konyalı şair, diğer aşıkların en zor muammalarını çözüp, kendi astığı edebi bilmecelerle rakiplerini mat ederek adını tüm ülkeye duyurdu. Bu büyük şöhret, onun Osmanlı sarayına davet edilmesini sağladı. Dönemin padişahı Sultan Üçüncü Selim’in huzurunda saz çalıp şiirler okuyan Şem’î, padişahı kendine hayran bıraktı. Sultan kendisinin İstanbul’da kalmasını ısrarla istese de memleket hasretine dayanamayan şair, bu teklifi reddetti. Konya’ya sıradan bir halk şairi olarak değil, bizzat padişah tarafından verilen "Çarşı Ağalığı" gibi son derece saygın ve resmi bir sıfatla geri döndü.
"MEVLEVİYİM, PİRİMİZ MOLLA-YI RÛM"
Konya’ya döndükten sonra manevi dünyasına yönelen Âşık Şem’î, kaleme aldığı bir şiirinde “Mevleviyim, Mevleviyim, pirimiz Molla-yı Rûm” diyerek Hz. Mevlâna’ya ve Mevlevilik yoluna olan sarsılmaz bağlılığını ilan etti. Hac görevini yerine getirmek için kutsal toprakları da ziyaret eden şair, ardında kendisi gibi aşık olan ve Atatürk’ün Konya’ya gelişi için yazdığı şiirle tanınan torunu Emine Hanım’ı ve bugün hâlâ şehirde saygıyla anılan "Şemiler" sülalesini bıraktı. Kendisinden sonra gelen silsileye ve usta şair Âşık Ömer'e nazireler yazacak kadar edebiyata hakim olan Şem’î’nin, musiki meclislerinin vazgeçilmezi olan “Konya’nın” redifli şiiri ise bugün bile dillerden düşmüyor.
KALDIRIMIN ÜZERİNDEKİ MUAZZAM MİRAS
Şem’î’nin ölümünün ardından yazdığı eserlerin basılması, sansür mekanizmaları ve kaybolan defterler yüzünden büyük zorluklarla karşılaşsa da Divân-ı Şem’î tam 28 ayrı baskı yaparak edebiyat tarihindeki yerini aldı.
(Aşık Şemi Divanı'nın ilk iki sayfası)
Bugün Konya’da yürürken bir kaldırım taşının hemen üzerinde, Mevlana Türbesi’nin Üçler Mezarlığı’na bakan dış kısmında mütevazı bir şekilde yükselen o kabir, bir evliyadan ziyade, kelimelere fısıldayan ve koskoca bir imparatorluğa Konya'nın sesini duyuran büyük usta Âşık Şem’î’nin ta kendisidir.
KONYA METHİYESİ
Aşk u şevkile kurulmuştur binâsı Konya’nın
Anın içün bâd-ı cennettir havâsı Konya’nın
Hicrine mahbûbunu kılmış muhayyer âşıkı
Dâvet etmiş dostuna olmuş havâsı Konya’nın
Hor gezer âdemleri amma velî irfân olur
Hâfızı gayet cerî âlimleri ummân olur
Hâsılı bir katre âbın nûş eden arslan olur
Galiba toprağının bu iktizâsı Konya’nın
Açtı candan yâreyi gûş eyledik neyle kudüm
Biz anın dervişiyiz inkârımız yok bilumûm
Şah-ı Kutbü’l-ârîfindir Hazret-i Monlâ-i Rûm
Şüphesiz makbûl-i Hak’tır evliyâsı Konya’nın
Bülbül elhân eylemez bu beldede vakt-ı seher
Zikr-i Mevlâna ki mâni olmuş ol murga meğer
Heft kişverde hezâr âşıkları ya hû çeker
Zümre-i nâdan değildir mübtelâsı Konya’nın
Evliyâsın eyliyem dersen eğer bir bir hisâb
Eylesem icmâl-i tafsîlin olur bin cild kitâb
Sen de eyle bâb-ı Mevlâna’ya durma intisâb
Ordadır âşıkların açık livâsı Konya’nın
Konya’da Eflatun misâli vardır çok ricâl
Gösterir âyine-i İskenderî’den çok cemâl
Bulunur civâr-ı Mevlâna’da erbâb-ı kemâl
Her şebi rûz eylemiş Şems’in ziyâsı Konya’nın
Kış olunca donanır ahbâbla vahdet-hâneler
Kurulur bâzâr-ı aşk ma’mûr olur kâşâneler
Şem’î’yâ aşkın yakar pervâz ider pervâneler
Yaz olunca var Meram üzre safâsı Konya’nın
Âşık Şem’î