Mevlana otlakçıları!

Abone Ol

Aralık ayı bitmeden Hz. Mevlana'yla ilgili sürekli kafamda takılan bir konuyu da yazma gereği duydum. Bir anlamda vicdanım böyle bir yazıyı kaleme almam gerektiğini söyledi... Konu başlıktan anlaşıldığı gibi Hz. Mevlana'nın ticari bir meta haline getirilmesi...
Sömüren kapitalist sistem yapısı gereği her şeyi metalaştırır, her şey para aracılığıyla kullanım değerinin ötesinde değiştirilir ve üretir...
“Her şey” kelimesine dikkat! Satılmayacak, paraya dönüşmeyecek nesnenin, objenin, kültürün, dinin, gelenek ve göreneklerin olmadığına işaret ediyor...
Gelelim Hz. Mevlana'ya. O da artık ticari bir meta oldu, ticarileştirildi. Sadece Türkiye'de değil Çin ve Tayvan'da onlarca çeşit biblosu, Mevlana içerikli saatler, hediyelik eşyalar yapıldı, sözlerini ve resmini içeren halılar dokundu. Semazen oyuncaklar üretildi, camdan, topraktan, alçıdan bibloları, heykelleri evleri, işyerlerini, yolları, parkları süsledi...
İşin bir de dini boyutu var tabii. Bunun cevabını ilahiyatçılar verse daha doğru olur ama, Mevlana'nın biblolarının yapılıp satılması dini açıdan ne kadar doğru. Bu bibloları yapıp satmak, putları yerle bir eden yüce İslam açısından ne kadar doğru. İnsanlar o biblolara bakıp Hz. Mevlana'yı mı hatırlayacak? İslam'a ilgisi daha mı çok artacak?... Bana göre hiçbir anlamı olmayacak? Sadece Mekke'de müşriklerin put yapıp sattıkları gibi Hz. Mevlana'yı kazanç kapısı görenler biblolarını yapıp satmaya devam edecek...
Dükkan isimlerinde ise eskisi kadar Mevlana ismi kullanılmıyor. Burada Konya Büyükşehir Belediyesi ve İl Genel Meclisi'nin aldığı kararlar ile önemli bir mesafe alınmış durumda. Azda olsa Mevlana'dan geçinmeye çalışanlar var. Diyecek bir şey yok, mahşerde hesabını verirler, kendilerine bol kazançlar diliyorum...  
Gelelim yayınlara... Yayınların haddi hesabı yok... Mevlana'dan 7 öğüt, Mevlana'dan Seçme Hikayeler, Mesnevi'nin Hikmeti, Gönül Denizi, Aşkın Gözyaşları, Mesnevi Öyküleri, Aşk-ı Mesnevi, Dinle Neyden... gibi popüler, bilimsel yüzlerce yayın... Eli kalem tutan “Abi bu mesnevinin getirisi çok iyi oluyormuş, kısa sürede tanınıyormuşsun, insanlar döndükçe sen para kazanıyormuşsun...” düşüncesiyle bastırmış bir kitap. Cep para gördü, tanınırlık arttı...
İşi daha da ileriye götürenler var. Kitapları yüzbinler satınca Mevlevi yeleği ile dolaşmaya da başladılar. “Sislerin ardından bir kol uzandı ve bana 'Beni yaz' dedi...” şeklinde bir de Aşkın Gözyaşları adı altında rüya ortaya atanlar var. Mevlana ve Şems unutulmuş, akıldan çıkmış birimiydi ki kendisini hatırlatmak ve yazdırmak gereği duydu. Rüyalara inanırım ben de çeşitli rüyalar gördüm ancak bu kadarına da pes...
Ayrıca ne hikmetse “Hamdım piştim ve yandım” diyor. Şimdi hepimiz hamız, pişmek kolay değil yanmak ise Allah'ın yardımı ile olur. Acaba bu yazar Mevlevi adayları gibi bir kişinin zor sığıdığı hücrelerde 1001 günlük çileye katlandı mı? 3 gün diz üstü oturdu mu? Çeşitli yemeklerden, dünyevi nesnelerden vazgeçti mi?...
Gerçek yanan insan, sırtına göstermelik bir yelek giyip o imza günü, bu imza günü diye dolaşmaz, Allah'a şükreder, ibadetini yapar, tanınmayı da istemez...  
Kitabı okundun mu diye  sorabilirsiniz? Hayır okumadım ve okumam da tavsiye de etmem. Daha doğrusu bilimden uzak popüler tüm kitaplara karşıyım. İçeriği boş kağıt yığınlarına harcayacak çok fazla param yok...
Şimdi yılbaşı da geliyor. Promasyoncular ellerini ovuşturmaya başladı. Ovuşturmada haklılarda çünkü Mevlana'nın sözlerini, resimlerini, biplolarını içeren ürünler yapacaklar... Mevlana adıyla köşeyi dönecekler. Şirketler Mevlana içerikli promosyonlar ile ne kadar dindar olduklarını belli edip prim yapacaklar ama hediye ettikleri ürünlerin dini açıdan sorumluluğunu unutacaklar...
Bir de Mevlana üzerinden rant sağlayan bilim çevreleri var. Onların hedefi para kazanmak değil ama prim yapmak, tanınırlığını arttırmak...
Adamlar ellerinden gelse Mesnevi ilahi kitaptır cesaretini dahi gösterecek. Cesaret gösteremedikleri için de Mevlana Çalıştayı'nda 40'a yakın bilim insanı 28 maddelik meşhur olma tekliflerini içeren bildiriye imza attı. Allah kendilerine akıl fikir versin. Mesnevi'yi çok abartmadan Kur'an'a yönelin yoksa itikatınız da tahlikeye girecek...
Çok iyi Mevlana'yı biliyorlarsa meşhur sözü 'Ne olursan ol, gel'in kendisine ait olup olmadığını açıklasınlar. Diyanet TV'de dört ilahiyatçı akademisyenin katıldığı 'Mevlana Özel" programında da, ezber bozan açıklamalar yapıldı.  'Gel, gel, ne olursan ol yine gel(...)'  şeklindeki sözün Mevlana'ya ait olmadığı iddia edildi. Sözün Orta Asyalı sufi bir şair olan Ebul Hayr'ın olduğunu belirtildi. Programa katılan konuklar tarafından Mevlana imajının özellikle Batı dünyası tarafından işine gelen yönüyle ele alındığı vurgulandı... Evet, Mevlana sever bilim çevreleri, Mevlana üzerinden profesör, doçent olanlar verin bunu cevabını. Meşhur olmak kolay, gerçekleri söylemek zordur. Biraz cesaret edip gerçekleri anlatın...
Bir de terapistler var. Bunlar da açıyorlar Mesnevi'yi hikayeler okuyup dinleyenleri mest ettiklerini iddia ediyorlar. Zorda kalan, sıkıntıya düşen terapistin kapısını çalıyor. Diyecek bir şey yok. Allah, terapiste de, dinleyene de akıl, fikir versin. Kurtuluşun yolu Kur'an ve Hadis'tir. Bunlara uyun bakın bakayım sıkıntı ve stres kalıyor mu?...
Başka Mevlana üzerinden geçinenler var mı bilmiyorum. Varsa bildirin onları da yazalım...