Mert o dur ki sözünde dura

Abone Ol

Sözünde durmak; verdiği sözü tutmak konusunda ilk bakışta aksi düşünülse de pek çoğumuzun zaafı olduğu bir gerçek. Özellikle de çocuklara verilen sözler mevzu bahis olduğunda tabiri caizse 'nasıl sözünde durulmazın' şifrelerini beyinlerine nakşediyoruz.

'Sana şu oyuncağı alacağım';'hafta sonu seni parka götüreceğim'; işimi bitirince seninle oyun oynarız' 'Uslu durursan yeni topunu okula götürmene izin veririm' vs. Bu ve buna benzer sözleri kaç kez verdik ve kaç kez yerine getirmedik? Hâlbuki biricik çocuklarımızın hayatında rol model olarak ilk seçtikleri ana- babalarıdır. Onlara doğruluktan ayrılmamayı böyle mi öğreteceğiz? Üstelikte bu davranışlarla ona dürüst olmamanın yanında bir birey olarak 'sen değersizsin'; 'sen verdiğim sözü yerine getirmeme bile değmezsin' mesajı veriyoruz. Bu durumda çocuk hem değersiz olduğunu hissederek bilinçaltına yanlış bir kodlamada bulunuyor hem de 'bazı durumlarda sözünde durmamak olabilir' mesajını alıyor. Bu tıpkı bir binanın temelleri atılırken eksik veya kalitesiz malzeme kullanmaya benziyor. Sonra da çelik gibi sağlam bir bina hayal ederken ilk sarsıntıda ya derin çatlaklar oluşuyor ya da yerle bir oluyor.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da örneğimiz yaşayışıyla bize rehberlik eden Kâinatın Güneşi (SAV), bir gün sokakta bir kadına rastlar. Kadın avucu kapalı olduğu halde bir çocuğu yanına gelmesi için ikna etmeye çalışmaktadır. Bunun üzerine Âlemlerin Işığı(SAV) kadına, çocuğa ne vereceğini sorar. Sonra da ilaveten eğer elinde ona verecek bir şey yoksa bu hareketinin yalan olarak yazılacağını söyleyerek kadını uyarır.

Verilen söz büyük ya da küçük olsun bir sorumluluk altına girmekle aynı anlamı taşır. Bu cihetle söz vermeden önce yerine getirilip getirilemeyeceği iyice düşünülmelidir. İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy hakkında şöyle bir anekdot nakledilir: Bir gün arkadaşı Eşref Edip'le öğle yemeğinde buluşmak için sözleşmişlerdi. Öğleden bir saat evvel arkadaşının evine gidecekti. O gün öyle bir yağmur vardı ki her yer sel olmuştu. Eşref Edip bu havada M. Akif'in gelemeyeceğini düşünerek hizmetçiye haber verip yakın komşularından birine gitti. Bir süre sonra Mehmet Akif arkadaşının evine geldi. Fakat ev sahibi evde olmadığından hizmetçiye 'selam söyle'  diyerek devam eden yağmura rağmen ve sırılsıklam tekrar evine döndü. Ertesi gün Eşref Edip kendisinden özür dilemeye geldiğinde büyük şair; 'Bir söz ölüm veya benzeri feci bir durum ortaya çıktığında yerine getirilmezse mazur görülebilir' diyerek kırgınlığını dile getirmiştir.

Hülasa denilebilir ki insan ancak mertliği, doğru sözlü ve dürüst oluşuyla ve güzel ahlakıyla insanların gönlünü ve Yaradan'ın rızasını kazanabilir. Kâinatın Övüncü (SAV)Kendisine peygamberlik verilmeden de halkın arasında dürüstlüğü, doğru sözlülüğü ve emanet sahibi oluşu neticesinde 'Emin' diye nitelendirilmiş; düşmanları arasında bile emin oluşu hususu asla tartışma konusu edilmemiştir.

İşte konuyla ilgili ayetler: Verdiğiniz sözleşmeyi tutunuz. Çünkü verdiğiniz sözlerden sorguya çekileceksiniz.
(İsra Süresi 34)

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
Saff süresi 2.ayet

Son olarak Fahri Kâinatın(SAV) incileriyle yazımı noktalamak istiyorum. Dört şey münafıklık alametidir: Emanetolunana hıyanet etmek, yalan söylemek, vaadini bozmak, sözünde durmamak.

Vaat, söz vermek borçtur. Sözünde durmayana yazıklar olsun. İyi haftalar.