“Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler: Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar:
Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler.
Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.”
(Buhârî, Şirket 6; Şehâdât 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 12)
Bir davet yaydı Gazze, Allah adına tüm müslümanlara. Hak adına, adâlete, Mescidi Aksa'nın muhafızlarına omuz vermeye, kol kanat germeye, İslam nurunu tüm dünyaya yaymaya.
Bir haber aldı sonra Gazze. Sahile koştu: 5 bine yakın, Türk ,Arap, Asyalı... Müslüman, beyaz kefenlerini hazırlamış, bembeyaz dev bir gemiyle, İstanbul'dan ayrılmış, Akdeniz'de yol alıyorlarmış.
5 gün, 5 gece bekledi Gazze, 5 yıldızlı gemiyi sahilde. "Taleal bedru aleyna" provaları yaptı. Mısır sahillerinden yankılandı hattâ kutsal yolculuğun tekbirleri, salavatları, davete icâbetin zikri telbiyeleri. Lebbeyk. Lebbeyk.
Dev beyaz gemiyi görmek için arkasına dönüp dönüp bakan, karnına taş bağlamış çocukların kiminin elinden tutup, kimini kucağına basıp naylon çadırlarında bekleyen varsa annelerine götürmeye çalıştı, zalimlere boyun eğmemiş yiğitler. Bacakları ve kolları zalim bombalarla koparılmış bir çocuk, umutlarını tam da kumsala bırakmışken, denizin dalgalarına karışmış o sesi duydu: "Lebbeyk, buyur Allah'ım emrine âmâdeyim". Kıyıdan ayrılmak istemedi, inatlaştı. Titanik'ten daha büyük ve modern beyaz gemi, Süveyş kanalına doğru yaklaştı.
İstanbul'dan demir alıp, Marmaris ve Bodrum'un ışıltılı yaz gecelerini, içinden bir ah geçirerek ama dinine halel getirmeden idrâk etti. "Tanrı bile batıramaz!" denilen Titanik'ten daha büyük ve daha modern bir geminin yüzme havuzundakilerin, Tanrı'ya kafa tutan öyle densiz bir iddiası olamazdı. Muhafazakar gemi, Titanik'in binbir çeşnili barı, çılgın gecelerinin yıldız yağmurlarına karışan şuh kahkahalarına tutunamasa da dokunmaya çabaladı. Gök ve denizin sarmaş dolaş maviliğinde, geminin havuzunda yüzen çocukların ellerinin çisentisi, Haziran güneşinin ışıltısıyla buluşunca, şezlonglarına uzanmış haşemalı anne babaların sarhoş etmeyen kadehleri dolup dolup boşaldı.
Gazze kıyısındaki, vahşi bombalarla kolları koparılmış çocuk, açık denizde ellerini ayaklarını şapırdatamadan, az önce duyduğu ses yüzünden hâlâ çadırına gitmemekte direndi. Dev beyaz gemi, Gazze sahiline uğramadan Süveyş kanalından geçerken, muhafazakar yolculuk devam ediyordu. Engin denizden sonra, her iki tarafta karayı görerek dar bir menfezde ilerlemek, muhafazakar yolculara anne karnındaki bebeğin doğum anındaki sıkışıklığını hissettirdi. Her inişte yokuşta tekbir getirdiler. Tünellerdeki mücahitler son umut kırıntısıyla beklerken, Lebbeyk diyordu yolcular, geliyoruz buyur Allah'ım! Gemi, Şarmelşeyh'e demir attığında Artık Kızıldeniz'dedir muhafazakar yolcular. Kıyıda "Refahı aç Sisi" yazılı bir pankart taşıyan adamı apar topar götürdü polisler. Yemek sırasındaki muhafazakar yolcular huzursuz oldu, " çok yazık! adam haklı ama saygısız. Böyle de olmaz ki!" dediler. Bir çocuk sayadiyayı çok sevdi. Babası biraz daha doldurdu tabağına açık büfeden. Pirincini çok, balığını az yaptı bu sefer. Çocuk üstüne falafel yedi. Babaganuşu pek beğenmedi. O kadar içecek içinden sıcak çikolatayı tercih etti. Tam üç bardak içti. Yemekten sonra su altı akvaryumunda neşeli saatler geçirdiler. Kendini şu kırmızı tombul balığa benzetti çocuk. Gülüştüler.
Kaburgaları sayılan, karnına taş bağlamış öteki çocuk, Gazze kıyısında ufka bakıp durdu. Ayağına takılan bir şeyi kumların içinden çekip çıkardı. Isırmayı denedi, olmadı. Beyaz gemiyi göremeden
Güneş battı.
Gemi Kızıldeniz'de ilerlerken, Musa Peygamber'in âsâsıyla denizi yarması, Musa- Hızır kıssası anlatıldı, içecekler yudumlandı. Güzel sesli bir kuran okuyucusu, yeri gelmişken Kehf Suresini okudu. Deccal'in fitnesinden Allah'a sığındılar. Trump'ın zirvesini, liderlerini nasıl da övdüğünü konuştular, hazır o şehre gelmişken. Savunma sanayimizin nasıl da sıçrama yaptığından, oyun kuran ülke olarak müttefik ABD'den alacağımız F35'lerin öneminden bahsettiler. Şarmelşeyh kıyılarının doğal güzelliği büyüledi mi ne, iç taraflardaki Tih Çölü'nün hikayesi akıllarına bile gelmedi. 'Muhafazakar tur'un programında çöl kıyısı yoktu ki; "Sen ve Rabb'in gidin savaşın (Allah yardımcın olsun) biz burda yiyip içip oturacağız" diyen, sonrada, Musa Aleyhisselam'ın cihat çağrısına uymadıkları için kutsal Şehir Kudüs'e girmeleri kırk yıl yasaklanıp, Sina çölünde şaşkın şaşkın dolaşarak ölüp gitmiş Musa peygamberin kavmini hiç anmadılar. Önlerinde
Kızıldeniz, sollarında Afrika, sağlarında Arabistan yarımadası, kutsal topraklara yaklaşmanın heyecanıyla telbiye getirdi biri. Diğerleri de arkasından:
"Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Buyur Allah'ım buyur, emrine amâdeyim. Senin ortağın yoktur. Hamd sana, nimet senin. Mülkünde ortağın yoktur, buyur!"
Sol taraflarında Kızıldeniz ile göğü ayıran ince bir çizgi halinde Sudan görününce, Birleşik Arap Emirlikleri nezaretinde, İsrail yararına yapılan katliamı yâd ettiler. "Unutulan soykırım tekrar eder!" dediler. Biri seneye umre aparatlı Dubai turu önerdi, hazır Birleşik Arap Emirlikleri demişken. Harika bulundu bu fikir. Alkışladılar. İlahiler söylendi, peygamber aşkı depreşti, rüyasını anlattı biri. Cidde'ye yaklaşırken "mikat sınırına yaklaşıyoruz" cümlesi, bütün yolcuları gezdi. Kefen bezi misali ihramlarını giymek üzere beş yıldızlı geminin lüks odalarına dağıldı yolcular. Meşakkatsizdi yolculuk. Kimse kolaylık dilemedi. Geçen yıl bombalanan Eşşifâ hastanesinin enkazından toplanan şehit kalıntıları, bu yıl beyaz kefenlerine kavuşabildi. Ebu Ubeyde, "hasımlarımızsınız!" derken ciddi miydi? Hiç farkına varmadıkları bir aldanışla, gemide delik açanların güvenli! sularında, aynı geminin muhafazakar üst katında batmayı tercih ettiler. Atlantik Okyanusu'nun derinlerinde paslanmış Titanik kalıntısından iskeletler, beş yıldızlı muhafazakar beyaz geminin güvertesinde, bembeyaz ihramlarla Kabe'yi ilk gördüklerinde yapacakları duayı tekrarlayıp, telbiye getirdiler: "Lebbeyk. Ki emrin başım gözüm üstüne!"
Selam ile...