Kut Zaferi ve Meram'a teşekkür

Abone Ol

29 Nisan 1916

Kutü’l Amare Zaferi.

Şanlı tarihimizin önemli bir dönüm noktası. 

Büyük İngiltere’nin dize getirilişi, ‘Güneş batmayan’ denilen ülkenin gururunun yere serildiği, ‘Hasta adam' denilen Osmanlı Devleti’nin ordusunun kazandığı büyük zafer;  Kutü’l Amare…

Osmanlı’nın Ortadoğu ile bağlantısını kesmek, enerji kaynaklarına sahip olmak ve İran-Irak üzerinden Anadolu’ya yürümek üzere İngilizlerin açtığı Irak Cephesi’nde Türk ordusunun süngüyle tarih yazdığı unutulmaması gereken zafer; Kutü’l Amare…

13 general, 481 subay, 13 bin 300 askerin esir alındığı ve 30 bin İngiliz askerinin öldüğü yenilmez denilen gücün Türk askerinin süngüsüyle yerle yeksan olduğu yer; Kutü’l Amare…

1.  Dünya Savaşı’ndan yenik çıktığı söylenen Osmanlı Devleti, Çanakkale Zaferi’nde olduğu gibi Nisan 1916’da İngilizlere unutamayacakları bir yenilgi yaşatmıştır. 

Aradan 100 yıl geçmiş olmasına rağmen unutmamışlardır da yenilginin acısını…

Biz ise 1946’dan sonra unuttuk, hatırlamadık, Mehmetçik için ‘Bayram Günü’ olarak kutlanan bu zaferi tarih kitaplarımızdan dahi kaldırdık. 

Yenilgiyi hazmedemeyen ‘o Büyük İngiltere’, ABD’yi de arkasına alarak İnönü’yle yaptıkları ikili antlaşmalarla, 1916’dan itibaren yapılan Kut törenleri sessiz sedasız kaldırılır, günümüze kadar da kutlanmaz. 

Aradan geçen 100 yılın sonunda Büyük Zafer bir kez daha hatırlanıyor, Türkiye’nin dört bir tarafında  Kutü’l Amare’de yaşananlar yeni nesle tekrar anlatılıyor.

Çeşitli söyleşiler, makaleler, haberler, yayınlar ile saklı zafer yeniden gün yüzüne çıkıyor... 

Bu anlamda Meram Belediyesi de bir teşekkürü hak ediyor. 

Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılında olduğu gibi Kutü’l Amare Zaferi’nin 100. Yılında da özel bir yayın hazırladı. 

Olaya vakıf olan Prof. Dr. Caner Arabacı’nın hazırladığı yayın oldukça ilgi çekici. 

Mutlaka okunması gereken bir yayın olmuş. 

İçinde Silleli Miktat Çavuş da geçiyor.

Silleli Miktat Çavuş’un elinde 2 metre uzunluğunda bir sırığı vardır. 

Bu sırığı yanından hiç ayırmaz ve gittiği her cephede sırığın ucuna Türk Bayrağı’nı takarak dalgalandırır. 

Silleli Miktat Çavuş’un bölüğü 130 kişiliktir ve tam donanımlı 500 kişilik İngiliz taburuna saldırması emri verilir. 

Askerlerine cephenin ortasına hücum emri verir. 

Fakat cephenin orta yerinin sadece süngü ile yarılamayacağını anlamıştır. 

O anda süngü takılı tüfeğini çaprazlama boynunu geçirir. Önceden birkaç ekmek torbasına doldurduğu kum ve her zaman taşıdığı sırıkla meydana çıkar. 

Karşısındaki düşmanın gözlerine kum serper, diğer  taraftan da sırığıyla düşmanı yaklaştırmaz. Düşmanın o anki şaşkınlığı Mehmetçiğin işine gelir ve düşman ikiye bölünür.

İngilizlerin geri çekilmekten başka çaresi kalmaz…

Konyalı olan Silleli Miktat Çavuş’un destansı kahramanlığını da anlatan bu eser, hem Meram Belediye Başkanı Fatma Toru hem de Prof. Dr. Caner Arabacı’nın tarihimize ve Konyamıza kazandırdığı önemli bir yayındır.

Başarılı bir çalışma ortaya koydukları için kendilerine teşekkür ediyorum…

Fakat şunu da ifade etmek gerekiyor ki Kutü’l Amare Zaferi’ne önem veren Meram Belediyesi’nin zaferle ilgili verdiği konferansın bana göre içeriği boştu. 

Çünkü alanında uzman,  zaferin içinde Silleli Miktat Çavuş gibi bir kahramanı gün yüzüne çıkaran Konya’da böyle tarihçiler varken popülerlik peşinde koşan şahıslara tarih anlattırılmamalı.

“Usta tarihçiyim, şu kadar kitap yazdım, şu kadar araştırma yaptım” diyen zatların zafer içindeki Silleli Miktat Çavuş’tan habersizlikleri bu konuda biraz daha dikkatli olmayı gerektiriyor.

Bırakalım tarihi tarihçiler anlatsın… 

Şüphesiz bu zaferlerin önemi şudur ki; 

Kafalardaki küçüklüğü, İngiltere ve ABD karşısında bizim gücümüz ne? düşüncesini ancak Kutü’l Amare Zaferi ‘nde olduğu gibi tarihimize sahip çıkarak yenebiliriz. 

Çanakkale’de olduğu gibi Kutü’l Amare Zaferi’ni de genç nesle ve gelecek nesillere ne kadar iyi anlatabilirsek aşağılık kompleksinden kurtulabiliriz. 

“İngiltere tarihinin en aşağılık teslimi” olarak nitelendirilen 29 Nisan 1916 tarihini her yıl büyük bir coşkuyla anarsak büyük millet olduğumuzun farkına varabiliriz.

Bu açıdan her 29 Nisan’ı Kut Zafer Bayramı olarak anılması en güzel gelişme olacaktır. 

Böylece Zafer’de kaybettiğimiz şehitlerimizin ruhlarını biraz olsun huzura erdirebiliriz… 

Büyük Zafer’in yıl dönümünde Halil Paşa’nın 29 Nisan 1916’da orduya yayınladığı mesajındaki; “Bugün Türklere şeref ü şan, İngilizlere kan meydana olan şu kızgın toprağın çok güneşli semasında şühadamızın ruhları şad ü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek, cümlenizi tebrik ediyorum…”  ilk cümlenin aklımızdan çıkmaması kaydıyla Kut Zaferi Bayram olsun…