Son yıllarda "yüzü dost, özü düşman" olan ve varlığından usandığımız kişilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Modernite ve kapitalist sistem; her işi menfaate, paraya veya çıkara indirgediği için insan ilişkilerini hasbilikten hesabiliğe dönüştürmüştür. Bir zamanlar; ne kadar hatır naz, vefalı, fedakâr, cana yakın ve dost canlısı dediğimiz, sohbeti ilaç olan, mahrem derdimizi açıp yanında huzur bulduğumuz insanları artık günümüzde mumla arar olduk.
Günümüzde övülen insan tipinin özellikleri; “çevresi çok güçlü”, “iş bitirici”, “bağlantıları kuvvetli” ya da “işe yarayan biri” olmakla ölçülüyor. Hatta sadakat ve vefa gibi değerleri ön plana çıkaranlar, biraz saf veya fazla duygusal görülerek küçümsenmeye başlandı.
Artık işe girmek isteyenlerimiz sadece bir özgeçmiş hazırlamıyor; karakterlerini ve sosyal çevrelerini birer "imaj" olarak tasarlayıp bunu bir ürün mantığıyla pazarlıyor. İnsanların özgül ağırlığının yerini konjonktürel ağırlıkları ya da stratejik bağları aldı. Kişilerin birbirine içtenlikle destek olması yerine, kısa vadede elde edilecek kazanımlar için ne kadar uyum gösterebildiği bir tercih sebebi hâline geldi. "Sadakat mi, yarar mı?" sorusuna bugünkü sistemin verdiği tek bir cevap var: Menfaat.
Çağımız insanının en büyük korkusu ise işlevini yitirdiğinde bir mendil gibi kenara atılması ve yalnızlığa mahkûm edilmesidir. Günlük sohbetlerimizde sıkça kullandığımız “Falan adam bana iyi gelmiyor” sözüyle, aslında muhatabımızın duygu ve ruh dünyasının bizimle örtüşmediğini ifade etmek isteriz. Ancak bu ifade zamanla, "Bana yararı yoksa o kişinin hayatımda da yeri yoktur" anlayışına dönüştü. Yani artık emek vermek ve risk almak yok; sadece "Bana ne kadar katkı sağlar? Onunla beraber olursam önümde hangi kapılar açılır?" hesapları var.
Eğer karşıdaki kişiyle işi bitmişse, mesajlaşmaları seyrekleştirir, ilişkileri dondurur ama tamamen de bitirmez; "Belki bir gün lazım olur" diyerek kenarda tutar. İnsanlar, başkalarının gözünde nasıl göründüklerini her şeyden çok merak ediyorlar. İmajlarını parlatmak için ikiyüzlü davranmak onlar için yüz kızartıcı bir suç değil, sadece oyunun bir kuralıdır.
Bu tür bir hayatın en hazin yanı da şudur: Çalıştığın, ürettiğin sürece faydalısın. Günün sonunda ise zamanında vefa göstermediğin insanlardan vefa umar hâle düşersin. Menfaat üzerine kurulu bu sistemde, herkesin işine yaradığın kadar iyisindir bu hayatta!
Ama ıskaladığımız bir gerçek var: Dünya menfaatleri için iyilik edenlerin iyilikleri, avcının kuşlara yem atması gibidir. Üstat Necip Fazıl’ın o meşhur sözünü burada hatırlatalım: ”Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!”
Eğer fabrika ayarlarımıza dönmezsek, gelecekte kapitalist sistemin ürettiği bu ejderha daha çok insanımızı yutacak. Artık yaşlılar baş tacı değil birer ayak bağı; fakir, güçsüz ve kimsesiz insanlar ise birer böcek mesabesinde görülecek. Batılı değerler bize neyi empoze ederse etsin; biz ailemize, kadim medeniyetimize ve değerlerimize sahip çıkarsak, kahpe rüzgârın nereden estiğinin hiçbir önemi kalmayacaktır.
Hz. Mevlânâ vefa ile ilgili şöyle der: “Vefa; arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır.”
Yazımızı, kulaklarımıza küpe olması gereken şu anlamlı cümleyle tamamlayalım: “Mezardakilerin pişman olduğu şeyler için dünyadakiler birbirini yiyor!”
Selam ve dua ile…