banner5

Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirilmesi, kuraklıkla mücadele ve su kaynaklarının verimli kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla meclis araştırması komisyonu kurulmuş olup bu komisyon ülke olarak alınacak tedbirler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bazı kısa alıntılarla konu ve Konya ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.

İklim değişikliğiyle ilgili yürütülen çalışmalarda tarafların gayretleri ve alacakları tedbirler gelecekte yaşanılabilir bir dünya için çok önemlidir. Genellikle su kullanımı hususunda değişikliklere gidilmesi yapılan birçok bilimsel çalışmalarda ortaya konulmaktadır. İklim değişikliğine etki eden faktörleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün olamayacağına göre mevcutları sadece ülke olarak değil bütün dünya ülkeleri birlikte çözmek veya tedbir almak zorundadır. İkim değişikliği; hava kirliliği, sera gazları, yağışların azalması veya düzensiz yağışlar, katı yakıtlardan etkilenmektedir.

İklim değişikliği konusunda dünya ülkeleri belirli bir gayret gösterirken Avrupa Birliği yepyeni bir tasarım gerçekleştiriyor, “Avrupa Yeşil Mutabakatı” adı altında bir önceliği gündemine almıştır. Tabii ki bu durum Türkiye açısından da yapılabileceklerin olduğunu ve bunu bir fırsat bilerek konu ile ilgili çalışmalarını güncellemelidir. “Avrupa Yeşil Düzeni” kabaca 4 ayaktan oluşuyor: yepyeni bir hedef ve tasarımları var, Avrupa 2017’de net-sıfır emisyonlu bir ekonomiyi kabul etmiştir, net- sıfır emisyonlu bir kıta coğrafyası olmayı hedefliyor, Avrupa’nın mevcut iklim politikalarıyla uyumlaştırma çabası sürdürülmektedir. Bütün bu çalışmaların bir finansal boyutu da olduğundan, finansal olarak desteklemeler bu iklim değişiklikleri ile uyumlu gitmeli ve buna uygun strateji belirlenmelidir. Bu strateji ile biyoçeşitliliğin korunması, ormanların gençleştirilmesi, “Tarladan Sofraya Stratejisi”, bunun aracılığıyla adil, sağlıklı, çevreyle dost, organik tarımı ön plana çıkaran, çevreye dost bir gıda sistemi; ulaştırmada sürdürülebilir ve akıllı ulaştırma hizmetleri, gıda israfının önlenmesi, atıkların değerlendirilmesi, yeni yeşil finans biçimlerinin yaygınlaştırılması, yeni finansal kredilerin oluşturulması; “yeşil merkez bankacılığı” kavramı dile getirilmektedir.

Bunların gerçekleşmesi için büyük bir maliyete ve millî gelirlerinin bir kısmını bu faaliyetlerin desteklenmesine ayırması gerekmektedir. Artık dünyada bazı şirketler kendi ülkelerini kirletmemek amacıyla farklı ülkelerde ürün ürettirerek başka ülkelerde pazarlamakta ve böylece ülkesinin iklim değişikliğine neden olmama çabası göstermektedir. Ülke dışından yatırımların gelmesi ülke için kazançtır. Ancak atıkları ve çevreye olan olumsuz etkileri ile ülkenin iklim değişikliğine neden olmamalı, bunun tedbirlerini ilgili kurumlar almalı ve sıkı takip etmelidirler.

Sera gazı emisyonlarının sektörlere göre dağılımı, TÜİK’in verilerinden üretilen değerlere göre en fazla demir çelik, makine, otomotiv, elektrik ve inşaatı sektörleri görülmektedir.

Ülkemizde “Kirleten öder.” prensibine göre üreticilerimizin karbon emisyonunu azaltacak tedbirleri almalı ve bu tedbirlerin giderleri ürün maliyetine katılmalıdır. Türkiye: 1990’da karbon emisyonu ölçümler uluslararası düzeyde paylaşıldığı günlerden bugüne kadar Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları 220 milyon tondan bugün 520 milyon ton düzeyine yükselmiştir. Türkiye’nin bu 520 milyon tonluk toplam sera gazı, karbondioksit eşdeğeri miktarı dünya toplam küresel emisyonunun kabaca yüzde 1’i düzeyinde olup az gözükmektedir. Türkiye’nin bu tempoda devam etmesi durumunda gelecek yıllar için tehlike oluşturacağı da belirtilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verilerine göre toplam sera gazı emisyonları; 2017’de bir azalma var, 2018’deki durgunluk ve 2019’daki krize bağlı olarak, 2020’de de gene Covid pandemisi nedeniyle gerileyen üretim veya durağanlaşan üretim faaliyetleri neticesinde karbon emisyonlarında bir durgunluk görülmektedir. Karbon emisyon oranlarındaki değerler ve artışı uluslararası iklim alanında ülkeler için bir birlik ve itibar ölçüsü haline gelmiş olup ülkemizdeki değerlerin yükselmesi Türkiye’yi dış politika alanında yalnızlaştıran ve hatta itibarsızlaştıran bir tehdit oluşturacaktır.

Enerji yani elektrik, tarım, ulaştırma ve konut yapım faaliyetlerinde emisyon artışına neden olan hususlar kontrol altına alınmalıdır.

Tarımda emisyon artışını önlemek için tarımda yapılabilecekler; mekanizasyonu aza indirmek, suyu tasarruflu kullanmak ve bitki örtüsünü canlı tutarak yani üretim yaparak su döngüsüne fırsat verilmelidir.

Tarımda elbette modern alet ve ekipmanlar kullanılmalıdır. Tarımda kullanılan yakıt masrafı yüksek olan eski traktör ve diğer motorlu araçların yenilenmesi için otomobillerde olduğu gibi eskisini getir yenisini alırken özel indirim kampanyası başlatılmalıdır. Yakıt tüketimi az olan motorlu araçların kullanımı ve tarla içi trafik azaltılarak kirletme en aza indirilmelidir.

Türkiye’de tarımda öncelikli işler arasında sulama gelmektedir. Çünkü yakın bir gelecekte dünyadaki en önemli sektör gıda güvenliği, gıda arzı olacaktır, bu nedenle tarım alanlarında suyun varlığı üretimin devamlılığını sağlayacağından su temini dikkate alınmalıdır. Mevcut su iyi kullanılmalı, modern sulama teknikleri ve donanımları desteklenmeye devam edilmelidir.

Su tasarrufu için “Sulama Kooperatifleri” sulama sahaları içerisinde üretim deseni belirleme yoluna giderek suyun kullanımında istenilen hassasiyeti zorlamalıdırlar. Çok su ve çok gübre kullanımı çok ürün verimi değildir. Su kullanımı ile ilgili bölgelerde yapılan bilimsel araştırma sonuçlarına uygun sayıda ve miktarda su verilmesi sağlanmalıdır.

Tarımda suyun tasarrufuyla ilgili salma sulama bitirilmeli, damla sulama sistemine daha fazla yer verilmeli, suyu kapalı sistemlerle taşımaya ağırlık verilmelidir. Yazın sıcak olduğu gündüz saatlerinde sulamadan kaçınılmalıdır. Suyu kullanan bitkidir, ancak bitki topraktan aldığı suyu fotosentez ve besin maddelerini taşımada kullandıktan sonra %99’una yakınını havaya vermektedir. Bu nedenle bitkilerin birçok faydası yanında dünyadaki su döngüsünde önemli bir yeri ve görevi de vardır. Bu özelliklerinden dolayı ekili alanlar, orman, koruma altındaki yeşil alanlar, çayır ve mera alanlarının su döngüsü ve biyoçeşitliliğin korunması bakımından önemi büyüktür. Koruma bakımından ormanlarımıza gösterilen hassasiyet çayır ve mera alanlarına da gösterilmelidir. Özellikle günden güne daralan ve bitki örtüsü zayıflayan meraların farklı kullanımları engellenmeli ve bitki örtüsünün iyileşmesi ve su döngüsüne katkı sağlaması için “İl Otlatma Takvimi” tavizsiz uygulanmalıdır.

Bitki için su önemli, ancak sulama ile verilen gübre de çok önemlidir. Tarımda kullanılan ilaçlar ve gübreler de doğru, zamanında ve yeterli miktarda kullanılmalıdır. Toprağın organik madde miktarı da su ihtiyacı bakımından önemlidir. Topraklarımızın organik madde miktarını artırıcı tedbirler alınmalıdır. Bunlarda su tasarrufunda etkili unsurlardır. Suyun ekonomik kullanımı için bölgelere göre ürün deseni oluşturulmalı ve bu desenlere göre bölgelere özel desteklerde sağlanmalıdır.

Konya Ovası’na su getirilmesi önemlidir. Bölgede şeker pancarı ile mısırın yetiştirilmesini yasaklamak hiçbir zaman çözüm olamaz. Böyle bir yasağı düşünmek su tasarrufu sağlamak için değil, bölgeden şeker pancarı ve mısırın ekimini yasaklamakla hem çiftçi cezalandırılmış hem de mısır ve şekerde daha fazla dışa bağımlı hale gelmiş olunacağı unutulmamalıdır. Konya Ovası’ndan şeker pancarı ve mısırı kaldırılırsa bu ürünlerden elde edilen kazanç dikkate alınarak çiftçilerimizi de mağdur etmemek için özel destek verilmesi bile çözüm olamaz. Çünkü bölge Türkiye tarım ürünlerinin birçoğunun önemli kısmını üretmektedir.

Konya ve bölgedeki bütün üreticiler Covid pandemi döneminde, kimsenin sokağa çıkmaya cesaret edemediği günlerde bile tarlasına giderek üretimini sürdürmüştür. Çiftçi kazancından çok, tarlasının boş kalmamasını ve üretmeyi daha çok düşünmektedir. Günümüzde çiftçilerin çok kazandığını söylemekte mümkün değildir. Tarımsal girdiler ve kullanılan teknoloji ürünlerindeki fiyat artışı her zaman tarım ürünlerindeki fiyat arışından yüksek olduğundan çiftçinin kazancı giderek her geçen gün azalmaktadır. Diğer önemli bir husus da çiftçi ürün yetiştirmek için yaptığı harcamayı en az 6-8 ay sonra almasıdır. Bölge çiftçisi yetiştirmeye alışkın olduğu bitkilerden vazgeçirmeye çalışmak yerine ihtiyaç duyulan su ve diğer girdilerin sağlanması gelecekte gıda krizi yaşanmasını önleyecektir.

Tarımda emisyon artışını engelleyecek tedbirlerin alınması ile zirai üretim daha da artırılarak artan nüfusun gıda ihtiyacı karşılanmalı, üretici kazanmalı, teknolojik gelişmeleri takip edebilmeli ve üretimi sürdürmelidir. Hoşça kalınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner50