Köyü yakan çocuk

Abone Ol

“Sevildiğini hissetmeyen çocuk, sıcaklığı hissedebilmek için köyü yakar.” (Afrika Atasözü)

Geçtiğimiz haftalarda okullarımızda tanık olduğumuz şiddet olaylarını bu haftaki yazımızda da irdelemeye devam edeceğiz. Öncelikle, bir çocuktan bir katil çıkaran o "karanlık çevreyi" dikkatle incelememiz gerekir. Bu tür olaylara karışan bireylerin aile, okul ve toplum ile sağlıklı bir aidiyet ilişkisi kuramadıklarını, bağlarının kopuk olduğunu biliyoruz. Çocuk; fark edilmek, dikkat çekmek ve “Ben de buradayım!” diyebilmek için şiddete başvurabilir veya sosyal medyadaki zararlı grupların pençesine düşebilir. Günün sonunda ise yukarıdaki Afrika atasözünde belirtildiği gibi, o sıcaklığı bulamadığı köyü yakar.

Dijital dünya ve oyunlar, şiddet için zemin hazırlamakta; şiddete yatkınlığı olanları ise teşvik etmektedir. Çocuk, odasından bile çıkmadan dünyadaki nefret dilini, olumsuz modelleri ve ögeleri takip edebilmektedir. Çocuklarımıza sınır koymamak onları özgürleştirmez; aksine büyük bir boşluğa sürükler. Aile, okul ve toplumun ortak bir dil konuşmadığı, öğretmenlik mesleğinin yeniden hak ettiği itibarlı konuma getirilmediği bir düzende, benzer tablolarla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Ergenlik dönemi, gençlerin risk almaya meyilli ve enerji dolu oldukları bir evredir. Bu dönemde birey, hayat yolculuğunda gaza basmaya daha isteklidir; freni kullanmayı pek tercih etmez. İşte tam bu noktada gençlerin enerjisini spor, sanat ve kültürel faaliyetlere yönlendirebilirsek, yaşanabilecek "kazaları" ve tökezlemeleri asgari seviyeye indirebiliriz. Böylece hem gencin sosyalleşmesini sağlar hem de ona bir aidiyet duygusu kazandırırız.

Sağlık alanında "koruyucu ve önleyici" çalışmalar ne kadar önemliyse, eğitimde de potansiyel risk taşıyan bireylerin önceden tespit edilmesi ve rehabilite edilmesi o kadar hayatidir. Bu bağlamda rehberlik servislerine büyük görev düştüğü açıktır. Ancak idareciler, öğretmenler ve veliler bu servislerle tam bir iş birliği içinde olmazsa, başarıya ulaşmak bir hayalden öteye geçemez.

Burada velilere de büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuklarıyla güven, sevgi ve saygıya dayalı sağlıklı bir ilişki kurmalıdırlar. Aksi takdirde çocuk, aradığı sevgi ve değeri "kriminal" ortamlarda arayacaktır. Zaten toplumda kolay yoldan para kazanan, şiddeti çözüm gören "mafya" tiplerinin dizilerde ve oyunlarda rol model olarak sunulması bu süreci tetiklemektedir.

Bir sözümüz de gökyüzünün öğrencisi olmanın yanı sıra yeryüzünün öğretmeni olan kıymetli muallim kardeşlerimize: Ne olur öğrencilerinizi kendi çocuğunuz, kardeşiniz ya da torununuz gibi görün. Onlarla sevgi ve güvene dayalı bir bağ tesis edin. Böyle bir ilişki, çocukların size kalplerini açmasını; endişe ve sıkıntılarını sizinle paylaşmasını sağlayacaktır.

Asıl mesele, çocuklarımızın akademik başarısının yanı sıra erdemli birer birey olmalarını sağlamaktır. Aksi halde, o meşhur ve sarsıcı sözün muhatabı oluruz: “Okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır.”

Sonuç olarak; sessiz çocuğun içindeki yangını, o çocuk köyü yakmadan önce fark edebilirsek geleceğimizden ümitvar olabiliriz.

Selam ve dua ile...