Körün Sadakası..

Abone Ol

Bazen öyle bir an gelir, öyle bir olayla karşılaşırsınız ki, o an durup düşünmek icap eder...

İnsan olduğunuzu fark eder, insanca davranmanın ne kadar onurlu bir duruş olduğunu hisseder, insanlığın aslında hiç de kötü bir şey olmadığını düşünürsünüz...

Bazı insanlar vardır ki, diğer insanlara çok güzel dersler verir. Yaşadığınız ortamdan, zamandan, mekandan soyutlanırsınız. Kafanızı meşgul eden, beyninizi kemiren düşüncelerden bir anda sıyrılır, sadece size ders veren o olayı düşünmeye başlar ve “İnsan olmak güzel şeymiş” diye içinizden kendinize ders notları yazarsınız.

Dün sabah saatlerinde Konya unutmaya yüz tuttuğu bir trafikle güne uyandı. Okul servisleri, belediye otobüsleri, tramvaylar, minibüsler, şahsi araçlar vızır vızır...

Yolda yürüyenler, bisikletiyle yolun karşısına geçmeye çalışanlar, yaya yolunu kullanan motosikletliler, evladının elini sıkıca tutup okul yolunu tutan anneler, bir taraftan otobüsün gelmesini beklerken, diğer taraftan da kolundaki saati sık sık kontrol ederek işe geç kalmamak için zaman makinesinden medet umanlar...

Dün böyle bir güne uyandık. Açıkçası uzun süren yaz tatili nedeniyle midir, bayram nedeniyle midir, bilinmez ama pek de alışık olmadığımız manzaralardı.

Neyse, böyle bir günün sabahında, uykulu gözlerle evden çıkıp şehir merkezinin yolunu tuttum. Selçuklu Kaymakamlığı'nda küçük bir işim vardı. Onu halletmek için kaymakamlığa vardığımda içeride büyük bir kalabalık. 

Genel sağlık sigortası için son başvuru tarihi 30 Eylül'müş. 30 Eylül'den önce başvuranların varsa genel sağlık sigortası prim borçları siliniyor, gelir tespitinde asgari ücretin altında geliri olanların sigorta primlerini de devlet yatırıyormuş. 

Bu durumda olup da başvuru yapmayanlar hemen ikamet ettikleri ilçenin kaymakamlığında bulunan Sosyal Yardımlaşma Vakfı'na başvursunlar. 

Buradaki yoğunluğu görünce kaymakamlığın avlusuna çıkıp beklemeye başladım. Kaymakamlığın önünde tiryakilerin tüttürdüğü sigaranın dumanı kocaman bir duman bulutu oluşturmuş. 

Bir adam geliyordu karşıdan. Duman bulutlarının arasından temkinli adımlarla yürüyor, düşüp sendelememek için dikkat ediyordu. Ama onun elinde de bir sigara vardı. Son nefesi çekmelik bir limit kalmış. Onu da çekip atacak. 

Az daha yaklaştığında adamın âmâ olduğunu anladım. 

Çöp kovasına sadece birkaç adım uzaklıktaydı. Yüzündeki hafif tebessüm, gözleri görmese de kendisiyle nasıl barışık, hayata kalp gözüyle nasıl da pozitif bakan bir insan olduğunu gösteriyordu. 

O hafif tebessüm eden dudaklardan, “Allah Allah, nerede bu çöp kovası. Nasıl da saklanıyor bak kerata. Ne yapsam acaba bir kenara atıversem mi izmariti?” cümleleri döküldü. 

Tabi o bunları söyleyip yanlış bir hareket yapmaktan çekinirken, birilerine sesini duyurup çöp kovasının yerini göstermelerini beklerken, diğer tiryakiler ardı ardına sigara izmaritlerini yere atıyor, büyük bir hışımla, 'İşte bittin' dercesine var güçleri ile yere attıkları sigara izmaritini eziyorlardı. 

Belki çok küçük bir olaydı bu. Ama insan olanın her zaman ve her yerde insan olduğunu gösteriyordu. 

Ve belki gözleri görmediği için etrafı kirletmekten bu kadar korkuyor ve kimseyi kırmadan, kimseye yük olmadan, görmeyen gözlerle çöp kovasının yerini arıyordu. 

Kim bilir, görmeyen gözlerinin arkasında nasıl bir Konya, nasıl bir çevre var. 

Allah, senin gönlündeki gözle baktığın gibi bir insanlık, bir güzellik nasip etsin bizlere... Güzel bir sadaka verdin. Biliyorum bu yazıyı da okuyamayacaksın. Ama olsun. Allah senden razı olsun...