TOKAT’TAN KONYA’YA UZANAN BİR DAVA ÖMRÜ
Konya Aydınlar Ocağı tarafından Konevi Derneği salonunda gerçekleştirilen programın açılışında konuşan Dr. Mustafa Güçlü, Ahmet Akçael’in Konya için taşıdığı değeri şu sözlerle vurguladı: “Seksen beş yıllık ömrünün elli yılını Konya’da ve dava yolunda harcayıp, halen de şahsi bürosunda ziyaretçilerini kabul edip sohbetler yaparak tecrübelerini paylaşan Ahmet Akçael hocamız önemli hatıralar biriktirdi, ibretlik hadiseler yaşadı. Davası yolunda olmaya da devam ediyor.” 1973-77 yılları arasında Balıkesir Milletvekilliği yapan Akçael’in, Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nün ilk talebesi olması ve şehre olan enişteliğiyle bir kanaat önderine dönüştüğü ifade edildi.

“MEVLÂNA’NIN HEP ÖYLE ANLATILMASINI İSTEMİŞİMDİR”
Konuşmasına kendi köklerinden ve eğitim hayatından kesitlerle başlayan Ahmet Akçael, tiyatroya olan tutkusunu ve Mevlâna figürüne bakışını şu çarpıcı ifadelerle dile getirdi: “Tokat İmam Hatip Okulunda 1961-62’de düzenlediğimiz tiyatro oyununda ben Mevlâna’yı canlandırdım. Mevlâna’yı en iyi anlatan bir senaryo idi. Mevlâna’nın hep öyle anlatılmasını istemişimdir ama Konya’ya geldiğimde bir sema yapılıp ilâhi okunduğunu görünce bizim çok daha iyi bir iş yaptığımızı anladım.” O yıllarda eğitim kurumlarının zor şartlarda açıldığını belirten Akçael, dönemin Milli Eğitim Bakanı’nın şu gizli tavsiyesini aktardı: “Paşa beni bu makamda fazla tutmaz. Şehrinizde, ilçenizde uygun arsa veya bina bulup, mutlaka bir dernek açarak alın ki ileri de buralara İHO’lar açılsın.”
HÜLLECİ OLAYLARI: “İSLÂM ENSTİTÜSÜ’NE SANAT DÜŞMANI DEDİLER”
Akçael’in konuşmasındaki en etkileyici bölüm, tarihe "Hülleci Olayları" olarak geçen protesto ve yargılama süreci oldu. O gün yaşananları bizzat içinde yaşayan biri olarak şöyle anlattı: “1965-66’da Konya’da yaşanan Hülleci olayları tarihe geçen bir hadise idi. Ama bu olayı baştan sona belgeleriyle kimse yazmadı. Hem İstanbul gazeteleri hem yerli gazeteler İslâm Enstitüsüne (sanat düşmanı) diye hakaret ettiler. Hadise olduğunda Belediye reisi dâhil yüksek bürokratların hepsi oradaydı.” Akçael, olayların fitilini ateşleyen süreci ise şu sözlerle nakletti: “Sınıf arkadaşım Muammer Tan vardı; o arkadaşlara (Nikhla, talaâkla alay ediliyor, siz halâ burada uyuyorsunuz) demiş. Bu sözle İslâm Enstitüsü öğrencileri tahrik olup gece ayağa kalktı.”

MAHKEME KORİDORLARINDAN HAPİSHANE GÖRÜŞLERİNE
Olaylar sonrası hapse atılan arkadaşları için tek görüşmeci olarak görevlendirildiğini belirten Akçael, mahkemenin toplumdaki yansımasını ve ilginç savunma anılarını şu alıntılarla paylaştı: “Talebe Birliği başkanı savcılığa bir yazı yazıp yemek vesaire gibi işlerle ilgilenen birinin hapisteki talebelerle görüştürülmesini talep etmiş; o müsaade de bana verildi. Hadise, Delibaş olayından sonra yaşanan en büyük isyan olarak lanse edildi.” Mahkeme salonuna müdahil olarak giren bir avukatın "Bomba patlattılar" iddiasına karşılık mahkeme başkanının ve öğrencilerin diyaloğunu şu şekilde aktardı: “Hâkim, Hakkı’ya sordu, o (O gece Konya’da bomba patladıysa doğru, patlamadıysa iftira) dedi. Bu defa Bakkalbaşı’na (Bomba patladı mı?) diye sordu. O da görmediğini söyledi. Böylece bizim arkadaş, bomba iddiasından kurtuldu.”
“FİLM OLACAK BİÇİMDE YAZILMASINI ÇOK İSTEDİ AMA MÜMKÜN OLMADI”
Ahmet Akçael, okulun sanat düşmanı olmadığını kanıtlamak için hazırladıkları bir başka piyesin başarısını ise şu sözlerle anlattı: “Alparslan-Romen Diyojen Piyesi dillere destan olmuştu. Tiyatronun yetkilileri ile İstanbul’dan Kulüp film şirketinin yetkilisi de gelip izledi ve (Devlet Tiyatrosu oyuncularından çok iyi oynadığımızı söylediler) diyerek konuşmasını sürdürdü.” Milletvekilliği ve öğretmenlik dönemlerine dair birçok anısı olduğunu ancak zamanın yetmediğini belirten Akçael, sözlerini şu şekilde noktaladı: “Eğitimci olarak görev yaptığımız yerlerde ve Milletvekilliği döneminde de kayda değer hatıralarımız oldu ama bunların hepsini bir programda serdetmek mümkün değil.”





