Konya Aydınlar Ocağı tarafından düzenlenen Selçuklu Salı Sohbetlerinin bu haftaki konuğu, meslek hayatında 40 yılı geride bırakan usta gazeteci Ali Sait Öge oldu. Doğumunun 65, gazeteciliğin ise 40. yılında hayatını ve unutulmaz hatıralarını katılımcılarla paylaşan Öge, mesleğin getirdiği sorumluluklara ve zorluklara dikkat çekti. Konevi Derneği salonunda gerçekleşen programın açılışında konuşan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Öge’nin önemli haberlere imza atmış kıdemli bir gazeteci olduğunu vurgulayarak, “Öge, hatıralarını kitap haline getirdi ama mutlaka orada yazmayıp kendinde bıraktığı hatıralar da vardır. Bir hayat tecrübesi olarak, bu hatıraları bizimle paylaşacak” ifadelerini kullandı.

MATBAA MÜREKKEBİNDEN POLİS ADLİYE MUHABİRLİĞİNE
Biyografisinden ve basın sektörüne giriş sürecinden bahseden Ali Sait Öge, 1961 yılında Ahırlı’da dünyaya geldiğini ve erken yaşta hayata atıldığını dile getirdi. Ayakkabı sektöründe çalışırken gazetecilikle tanıştığını belirten Öge, o günleri şu sözlerle anlattı: “1985 yılında Yeni Konya’da kırım işine başladım. Mürekkep kokusunu o zaman teneffüs ettim”. Zamanla gazete bünyesinde temizlik, santral, şoförlük ve aşçılık gibi pek çok görevi üstlendiğini kaydeden usta gazeteci, kaza haberine gidecek muhabir bulunamaması üzerine ilk saha tecrübesini yaşadığını ve ardından polis-adliye muhabirliğine geçiş yaptığını aktardı.
MESLEK AŞKI VE UNUTULMAYAN HATIRALAR
Gece gündüz demeden görev başında olduğunu ifade eden Ali Sait Öge, mesleğine olan tutkusunu “Muhabirlik bir yaşam biçimidir. Ben de 24 saat haberin peşinde olmaya gayret ettim” cümleleriyle özetledi. Gazetecilik yıllarında yaşadığı çarpıcı bir anısını paylaşan Öge, bir kaza haberine gidiş hikayesini şu ifadelerle alıntıladı: “Meslektaşım Yıldız Durak’ın evine boya yapıyordum. Gece yarısından sonra bir anons geldi; İstanbul yolunda kaza vardı. Yıldız ile birlikte acele bir şekilde, boyacı kıyafetlerimizle motora binip olay yerine hareket ettik. Fakat yolda benzin bitti. Yakındaki petrole girdiğimizde üzerimizde ne kimlik ne de benzin alacak para vardı. Adam kıyafetlerimize bakıp gazeteci olduğumuza inanmadı. Yalvara yakara, bir objektifi rehin bırakıp, bizi habere götürecek kadar benzin aldık”. Kendi yakınlarının karıştığı acı bir kazayı da takip etmek zorunda kaldığını anlatan Öge, gazeteciliğin fedakarlık gerektiren boyutunu vurguladı.

“BİZ GAZETECİLİĞİ EN GÜZEL ZAMANINDA YAPTIK”
Kendi dönemlerindeki gazetecilik anlayışı ile günümüz imkanlarını kıyaslayan kıdemli gazeteci, “Gazetecilik hafife alınacak bir meslek değil. Toplumun doğru ve hızlı haber alma özgürlüğünü sağlayan kişi gazetecidir. Çile çekmeden, eziyet görmeden, habere ulaşmak için dikenli yollar kat etmeden, eleştirilere maruz kalmadan gazeteci olunmuyor” dedi. Sektördeki dijitalleşmeye de değinen Öge, “Biz gazeteciliği en güzel zamanında yapıp, mesleğin (kopyala, yapıştır) kolaycılığına dönüşmeye başladığı zamanda bıraktık. Biz, normal ölüm vakasından üç günlük seri haber çıkarabilecek ayrıntılar yakalayabilen gazetecilerdik” değerlendirmesinde bulundu.
Programın son bölümünde söz alan Öge’nin kızı Latife Akın da babasının izinden giderek gazeteciliği seçtiğini ifade etti. Etkinlik, Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü’nün Ali Sait Öge’ye hediye takdimi ve Öge’nin kaleme aldığı kitabını okurları için imzalamasıyla sona erdi.






