Konya Ovası – Puslu

Abone Ol

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Konya'nın bu karanlık, puslu, sisli ve zaman zaman da kirli havasına ilişkin yazdıklarımızın hepsi gerçeği yansıtmaktadır...

(Her zaman olduğu gibi!)

Kış mevsimi güzeldir, severiz. Kış için özel olarak hazırlanırız. Bir taraftan soğuk havanın kapımızı çaldığını düşünerek, soğuk bir titreme ile ürperir, diğer taraftan da rahmet ikliminin gelmesine seviniriz. 

Sobalarımız vardır, (her ne kadar doğalgazla birlikte kullanımı azalsa da), severiz sobayı. Varlığı yeter. Birçok evde (bizim ev de dahil) kalorifer sistemi olmasına rağmen müsait olan bir odaya veya mutfağa kışın kuzine adı verilen büyük sobalardan kurulur. 

Üzerinde kestane, içinde patates pişirilir. Ne tatlı olur ama...

Bunun için de sobanın kovasıydı, borusuydu, bacasıydı derken epeyce masraf edilir. Ama dişe dokunmaz, edilen masrafa değerdir. 

Bir de güzel Konya'mızın kış havası vardır ki, bariz bir şekilde bu havanın kendisini belli ettiği yer Karatay ilçesi ile Selçuklu'nun bir bölümüdür. 

Buralarda zaman gelir, akşamın bir vaktinden sonra insan sokağa çıkmaya dahi korkar. Kaybolma kaygısı vardır. Çünkü Konya'nın sisli, puslu, biraz ekşi, genzi yakan, öksürten, nefes almayı zorlaştıran, görüş açısını neredeyse sıfıra düşüren havası buralarda daha hakimdir.

Sabahleyin erken saatlerde evden çıkacaksanız, o puslu havada aracınızın üzerinde birikmiş, hafif buzlanmış, kurum bağlamış bir tabakayı dahi zor görürsünüz. Gün ağardı da güneş doğmaya başladı mı, bu görüntü daha belirgin hale gelir.

Ve tamam dersiniz, aracınızın üzerindeki bu tabaka kış mevsiminin geldiğinin habercisidir... 

Her yıl Aralık ayının 10'u ile 17'si arasında Hz. Mevlana'nın Şeb-i Arus yani düğün günü olarak nitelendirdiği ve mevlaya kavuştuğu dönemde etkinlikler yapılır.

Yine Karatay ilçesi sınırlarında bulunan, Hz. Mevlana'nın Türbesi'nin biraz doğusundaki Mevlana Kültür Merkezi bu etkinliklerin merkezidir. 

Bu dönemde havamız daha basık, daha buruk, daha soğuk, daha karanlık, daha pusludur... Bu dahaları saymakla bitiremeyiz.

Şehri yönetenlerin de korkulu rüyası bu dönemdir.  Çünkü bu bir haftalık süre içerisinde Konya'ya akın akın ziyaretçiler gelir. Türkiye'nin dört bir yanından ve dünya genelinde başlıca ülkelerden insanlar Konya'ya akın eder. 

Hz. Mevlana 'gel' diyerek, İslam'a davet eder, onlar ise Hz. Mevlana'nın Türbesi'ne gelirler. Bu da bir şey, en azından turizm potansiyelimiz hareketlenmiş oluyor. 

Geçtiğimiz yıllarda bu karamsar yapı nedeniyle çok sıkıntı yaşadık. Şehrimizi gösteremedik misafirlerimize. Puslu hava buna izin vermedi. 

Eleştiri aldık, kültür merkezinin içerisinde Ahmet Özhan'ın naralarını dinlerken, ne kadar kirlisiniz dediler bize... Bunu da duymazdan geldik. Ahmet Özhan senfonisinin bir parçası gibi gördük ve eski hamam eski tas devam ettik. Ta ki geçen yıl yapılan Şeb-i Arus etkinliklerine kadar...

Geçen yıl, Başbakanken Konya'ya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek'ten bir söz almış ve etkinliklerin daha geniş bir alanda yapılmasını istemişti. 

Bu işin perde arkasında, 'Havası daha temiz bir yer bulun da etkinlikler bundan sonra orada yapılsın' düşüncesi vardı sanki. Ama konu tam olarak anlaşılamamış olacak ki, yine aynı yerde 10 bin misafiri ağırlayabilecek yeni bir kültür merkezi inşa edildi. 

Bir sonraki etkinliğe yetiştirilmesi gerekiyordu. 

Bu yıl etkinliklerin nerede yapılacağı ile ilgili bilgimiz yok. Ama öğreniriz, eksik kalmasın.

Size de öğretiriz.

Ha bir de, çözümü ne bu işin? Havamızı nasıl aydınlatacağız, temizleyeceğiz? Orasını ben de bilmiyorum. Çok kişiye sordum, uzman buldum, onlarla konuştum. Yapacak bir şey yok. 

Allah'a emanetsiniz...

Mesnevi'den:

“Denizin dibinde inciler, taşlarla karışık olarak bulunur. Övülecek şeyler, ayıplar, kusurlar arasında olur.”