26 Aralık Cumartesi günü, saat 9.00 ile 17.00 arasında, Kültür Park karşısı Zindankale Katlı Otopark içinde bulunan Süleyman Şah Salonu'nda önemli bir toplantı vardı.
İkincisi düzenlenen Konya Eğitim Şurası'nda önemli konular belirlenmiş, işinin ehli, konunun uzmanı, liyakatli konuşmacılar seçilmişti.
Eğitimde Yerel Problemler ve Çözüm Yolları; Aile, Çevre, Bilgisayar ve TV'nin Etkisi; Maneviyatsız Eğitim, Bunalımlı Gençlik; Mükerrem İnsan, Mükemmel Eğitim konu başlıkları altında yapılan dört ayrı oturumda hepsi de birbirinden kıymetli, ilim adamı, eğitimci, siyasetçi, gazeteci, yönetici, yazar ve sendikacı 16 uzman konuk konuşmalarını yaptılar.
Hepsi de kendi alanlarıyla ilgili, eğitimin problemleriyle ilgili, çözüm yollarıyla ilgili önemli tesbitlerde ve açıklamalarda bulundular.
Ben kendi adıma toplantıyı ve yapılan konuşmaları çok faydalı ve yararlı buldum. Hatta toplantı öncesi tanıdığım bazı öğretmen arkadaşlara, bana gelen mesajın aynısını ilettim. Toplantıya, Konya Eğitim Şurası'na davet ettim.
Ben toplantıya birinci oturumun sonunda katılabildim. İkinci, üçüncü ve dördüncü toplantıların tamamını izledim, dinledim.
Gazeteci-yazar Kerem İşkan'ı, Eğitim yöneticisi Bekir Tekkaymaz'ı, AGD Konya Şube Başkan'ı Mehmet Parlak'ı, İlahiyattan hocam Prof. Dr. Abdullah Özbek'i, Yrd. Doç Dr. Aytaç Aydın'ı, Prof. Dr. Oğuz Doğan'ı, eğitimci Osman Özkan ve Hasan Uzun'u ilgiyle dinledim.
Prof. Dr. Abdullah Özbek ve Kerem İşkan'ı çok beğendim.
Öğretmen arkadaşlarım Abdullah Turhan, Ramazan Aksoy da Mükerrem İnsan ve Mükemmel insan konusunda tatmin edici konuşmalar yaptılar. Allah hepsinden razı olsun.
Mekân çok güzeldi ve iyi düşünülmüştü. Şehrin merkezine böyle bir eser kazandırdığı için Konya Büyükşehir Belediyesi'ni ve kıymetli Başkanı Tahir Akyürek'i tebrik ediyorum.
Yıkmak kolay, yapmak zordur derler. Maşallah Tahir Başkan için Yıkmak da kolay, yapmak da. O, şehrin görüntü kirliliği veren yerlerini yıkıyor ve yerine en güzellerini yapıyor. Sıra Ordu Evi'nde. O da yıkıldı ve yerine inşallah en güzeli, en güzel olanı, olması gerekeni yapılacak diye düşünüyorum.
Kısa adı Öğ-Der olan Şuurlu Öğretmenler Derneği'nin organizasyonu da çok güzeldi. Konya Şube Başkanı Yavuz Aydın, elinden geleni yapmıştı.
Güzel olmayan tek şey, koca salonun nerdeyse bomboş olmasıydı. Şurayı, toplantıyı izlemeye gelenlerin sayısının azlığıydı.
Konya gibi mega bir kentte, böyle önemli bir toplantıya, binlerce eğitimci, eğitim yöneticisinin bulunduğu tarihî bir şehirde katılanların sayısı çok azdı. Kadın erkek kırka yakın, bazen daha da az sayıda dinleyicinin bulunmasına konuşmacılar üzülse de belli etmemeye çalıştılar.
Ne Millî Eğitim Müdürleri, ne Okul Müdürleri, ne de Öğretmenler, ne Eğitim Sendikaları temsilcileri, ne Basın Yayın, ne gazetelerin çoğu, ne yerel televizyonlar, ne yerel radyolar, ne anne baba dediğimiz çocuğu okuyan velîler, ne de Saadet Partisi dışında iktidara ve muhalefete mensup Milletvekilleri ya da temsilcileri, hiç biri yoktu.
Binlerce sorunun içinde boğulan eğitimi konu alan böyle güzel bir toplantıya ilgisizlik nedendi? Bir makam, bir müdürlük, bir koltuk verilmediği için mi, yoksa Öğ-Der'in her toplantısında iktidarı eleştirmeyi adet haline getirmesi, Saadet Partisini sürekli ön plâna çıkarması mı, eğitimcilerin duyarsızlığı mı, neydi sahi?
Konuşunca dert küpünü boşaltan, eğitimin içine düştüğü durumdan sürekli şikâyet eden, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin eğitimi felç ettiğinden dem vuran eğitimci kardeşlerimizin söyleyeceği bir söz, soracağı bir soru yok muydu?
Neden gelmediler ya da gelmek istemediler?
Yapılan bütün bu konuşmalar, ilgili makamlara nasıl ulaştırılacaktı. Millî Eğitim'i eleştiren Molla Kasımlar istenmiyor muydu? Bir zamanlar Molla Kasım diye yazılar yazan Millî Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Nabi Avcı, Molla Kasımlıktan çıkıp, Tonton Amcaya mı dönüşmüştü?
Eski idealler, eski aşklar, eski gayretlere ne olmuştu? Bunca güce, bunca iktidara, bunca imkâna rağmen bunca şikâyet, bunca serzeniş, bunca kırgınlık nedeni neydi. Sanırım bu sorulara da ilgililer, etkili ve yetkililer bir cevap ararlar.
Ben yine de ÖĞ-DER'i bu çalışmalarından dolayı tebrik ediyor, bu tür eğitimle ilgili faaliyetlerin artarak devam etmesini diliyorum.
GÜNÜN SÖZÜ
Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar.
Evvelâ ben bu yolu nasıl aşarım korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra, aşılmış, yürünmüş ve hedeflenen yola girilmiştir.
İşte o zaman insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.
Prof. Dr. Necmeddin Erbakan