Yol arkadaşım Aziz Dostum bana;
--- Ahmet Başkan biz kimleri bir yerlere taşımadık ki? Diye serzenişte bulundu. Doğru söylüyorsun kardeşim, biz birilerini hak ettikleri yerlere bazılarını da hak etmedikleri yere taşıdık. Yerlerini hak etmeyen ve yadırgayanlar durmaksızın kaşındılar. İlk fırsatta başka çadıra sığındılar. Karakter sınavında sınıfta kaldılar.
İnsan tabiatı gereği doğduğu günden bugüne kadar muhakkak bir şeyler taşır. Taşıdıkları rütbe veya makam bir şey kazandırmaz. Öncelik karakterdir, iyi huydur derken ortaokula giderken rahmetli babamın Hacı Ahmet bu kitabı oku! Diye verdiği Ali Fuad Başgil’in “Gençlerle Başbaşa” kitabında karakter üzerine not almıştım.
”Karakter, teşekkül etmiş şahsiyet, terbiye görmüş irade, uyanık bir şuur, fikir ve hareketlere sahip olma ve prensip adamlığı anlamına gelir. Buna göre karakterli adam, prensip ve şahsiyet sahibi, düşünceli ve iradeli insan demektir. Buna karşın karaktersiz adam, şahsiyetsiz, sözüne ve işine güvenilmez ve akıl ermez müşevveş (düzensiz) insan demektir.
Bu çerçeveden bakıldığında karakterli/seciyeli insan hayvanî insiyak (içgüdüsel davranışları) ve temayüllerin (tercihlerinin) esaretinden kurtulup bu kuvvetleri hayat için birer hizmet aracı haline dönüştürmüş olan bireydir. Karaktersiz insan da hayvanî insiyak ve ihtirasların (tutku ve aşırı istek) boyunduruğu altında kalmış bireydir. Bu manasıyla karakter terbiye ve ahlakın en yüksek gayesini ve ideal hedefini teşkil eder. Buna göre terbiye ve ahlakın gayesi, karakterli ve sağlam seciyeli insan meydana getirmektir (bk. Başgil, 1974: 37)”
İnsan üzerinde taşıdıklarına göre değer bulur. Yatsı namazını kıldıktan sonra genelde müezzinler okuduğu halk arasında söylenen ve bilinen adıyla “Amnerrasülü” yani Bakara Suresini son iki ayetini dinliyoruz. Bütün içtenliğimizle amin diyoruz değil mi?
““Allah her şahsı, ancak gücünü yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir.
Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme. Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et! Amin.(Bakara Suresi 285/286)””
Burada bir insan için önemli olan nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.
Elbette çirkin hayat yoktur, o hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Kimi hırsından kimi kompleksinden kimi de cahilliğinden yapar çirkinliği..
Benim şahsen hatasını bilmeyen insanlardan hiç beklentim yok. O yüzden tavır değil mesafe koyuyorum. Demiş ya bizden önce yaşamışlarımız.
Başka ne mi demişler?
Edep sözün gömleğidir, dil kalbin niyetini giyinir, sözünü terbiye etmezsen hakikat bile eziyete soyunur. Devamı var mı? Var, haddini bilmeyip hududu aşıyorsa; dil sükûta yanaşmalıdır.
Daha neler neler ben çok uzatmayayım.
Bütün bunlara rağmen bizde kadir kıymet bilen iki avuç içimizdedir. Çünkü seven sevdiğine her zaman dua eder. Dualarda buluşmak ve dualarını istemekten daha güzel ne olabilir?
Kul yapılanları sineye çekti diye, Allah hesap sormaz mı sanıyorsunuz?
Eeee nereye geleceğiz?
Taşımak üzerine başladık ve “Kimleri bir yerlere taşımadık ki ”ye devam edelim.
Bir insanı 40 yıl sırtında taşı bir gün indir, bu beni 40 yıldır taşıyor demez de, bir gün indirdi. Der.
Böyle demeyecek vefalı kadir kıymet bilenler muhatap olursunuz oluruz inşallah!
Yapılan iyilik sürekli hale gelirse göreviniz olur. Verilen emeğin, yapılan iyiliğin, can yoldaşlığının beklentisiz yanında oluşunun, çekilen görülmeyen, sineye çekilenlerin hatırı hiç olmuyor.
Sözde 40 yıllık kahve gibi, inciten, üzen ve anlamlandıramadığımız boğazımızda düğümlenen yumru gibi oluyor.
Biz yaptığımız hizmeti ve iyilikleri karşılık mükâfat beklemeden Allah rızasına nail olma adına yaptık.
Cemil Meriç’in ifadesi ile “İyilik eden mükâfat beklediği an tefecidir.” Düsturunu unutmuyoruz.