2025 yılı acısıyla tatlısıyla geride kaldı. Kırk yılı aşkın aynı yastığa baş koyduğum Hatunu 23 Ocak 2025’de darı bekaya göndermiştik. Bugün 23 Ocak 2026 tam bir yıl geçti. Alışması zor süreç ama yaşanıyor.
İnsan yaratılışı gereği bulunduğu yere bulunduğu şartlara uyum sağlamak durumundadır. Kutuplarda eksi 70 derecede ekvatorda artı 50 derecede insan uyum göstererek insan yaşıyor.
Bizde de öyle oldu. Hayat devam ediyor. Çok şey anlatıyor her ne şartta olursa olsun sevdiklerimizin kıymetini bilmeliyiz. Sağ iken değer vermeliyiz. Sonrasında iş işte geçtikten sonra bir şey ifade etmiyor.
Ahirete göçmüş toprağa teslim ettiğimiz bütün sevdiklerimize, yakınlarımıza, dostlarımıza, büyüklerimize Allah rahmet eylesin ahiret yurtları cennet olsun. Her zaman dualarımızla Fatihalar göndererek anıyoruz.
Aşık Reyhani;
“Reyhani eyilik yap o kalır destan,
Bir gün de toprağa verirler üsten,
Varlığın kefendir evin kabristan,
Nöbetçin iki taş bir mezar olur..”
Abdühak Hamit Tarhan’ın çok biline Makber şiirinde;
Eyvah! Ne yer, ne yar kaldı,
Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
…….
Sevdiklerimizin yol arkadaşlarımızın gittiği gibi yıllarca aşkla Allah rızasına nail olma adına görevlerin yerine getirdikten sonra gidenler olarak hayıflanmalarımız oluyor. Gidenlerden sonra gelenler gömlekleri, rütbeleri, makamları dolduramıyorlar. Bomboş kalışını görünce de tek kelime ile üzülüyorum. Hani halk arasında bir tabir vardır: “ GİTTİ BİZİ BİLENLER, KALDI SIRIM DİLENLER!
Gerçek çok acıdır. Ki insan dayanamıyor. Onca çekilen emekten sonra gelinen nokta bu olmamalıydı.
Elbette her abadın (şenliğin, mamurluğun) bir afatı olacaktır. Bu kadar çabuk olması üzücüdür ve acıdır. Anlayana o gözle bakanlara diyorum. Feraseti yetmeyenler için kesinlikle sözümüz olamaz.
Bugün hak etmeyenlerin hak etmedikleri yerde olmaları üzücüdür. Muhakkak işi ehline verilmelidir. Bekri Mustafa’nın Sultan Ahmet camiine imam olmasını sizlere anlatarak konuyu daha iyi anlaşır hale getirelim mi?
Niye Bekri Mustafa'nın İmamlığı derseniz? Son günlerdeki duyumlarımdan sonra Bekri Mustafa misalini kullanmaya mecbur kaldım. Hikâye malumdur, Bekri Mustafa, öyle namazla niyazla ilgisi olmayan bir akşamcı, ama din hizmetlisi o kadar azalmış veya işler öylesine çığırından çıkmış ki, bir zaman Bekri Mustafa'yı Sultan Ahmet Camii'ne imam yapmışlar. İmam, bir cenaze namazı kıldırmadan önce tabuta yaklaşarak fısıltı halinde bir şeyler söylemiş, namazdan sonra "Ne dedin?" diye soranlara şu açıklamayı yapmış: "Şimdi sana, 'dünyadan ne haberler var' diye sorarlar, onlara uzun uzadıya bir şeyler anlatmaktansa yalnızca 'Bekri Mustafa Sultan Ahmet’e imam oldu' dersin onlar gerisini anlarlar!"
Nereden nereye bu akış öyle değil mi? Bir gün tepede olan yarın sapada olmayacağını kim garanti edebilir? Nasipten öte olmaz.
Böylesi yazıyı daha önce yazmıştım. Tekrar yazma gereği duydum. Zira güncelliğini hiç kaybetmiyor.