Hayatı, gemi metaforu üzerinden yorumlamayı çok etkili ve anlamlı bulurum. İnsan yaşamı tıpkı bir geminin limandan kalkması gibi başlar; bir çok limana uğrayıp son limanda nihayetlenmesi gibi ölümle sona erer. Bir geminin en fonksiyonel yeri hiç kuşkusuz köprü üstü (kaptan köşkü)dür. Buradan: Geminin rotası belirlenir, seyir halindeyken rota üzerinde mevki koymak suretiyle doğru yolda olup olmadığı kontrol edilir. Geminin durumu, yol aldığı deniz ve hava şartları görülür, değerlendirilir ve kararlar verilir.
Hayat, yani gemi seyir halindeyken türlü çeşitli tehlikelerle karşı karşıyadır. Şöyle ki: başka gemilerle çatışabilir, duran cisimlere çarpışma/çatma yapabilir, karaya oturabilir, su alabilir, bayılabilir (yan yatma), (yanlış yükleme ve deniz koşulları vs. nedeniyle ) batabilir, deniz üstünde manevradan aciz (ana tahrik sistemi arızası nedeniyle) kalabilir, yanabilir, deniz kirliliğine yol açabilir vs… Geminin yaşam çevriminde bu durumlar muhtemel felaket senaryoları olarak değerlendirilebilir.
Bu girişten sonra esas gelmek istediğimiz yer, insanın tüm hayat çevrimi boyunca işte bu kendisine sunulan en büyük nimet olan hayatı, hangi dava/amaç uğruna , hangi sonuçlara ulaşmaya matuf, israf etmeksizin hangi kaynakları etkin kullanarak , hangi yolu/rotayı izleyerek nereye varacağıdır. Fert ve toplum için hayati bir konudur.
İnsan, kendi hayat gemisinin “kaptanı mı, yoksa mürettebatı mı olacaktır” Konunun nirengi noktası budur. Diğer bir ifadeyle özne mi nesne mi? Özne, kendi hayatına yön veren eylemleri yapan, nesne ise öznenin yaptığı eylemden etkilenen demektir. Burada hayat gemisinin köprü üstünün hakimi olmaktan kasıt: “hür iradeli” olabilmektir.
Hayatın rotası gibi geminin rotasını çizmek de çok mühimdir. Bu metafor üzerinden gidersek geminin rotasını çizmek için geminin yönetimine el koyanlar: evvel emirde geminin köprü üstünü ele geçirebilirler, kaptana lüks kamarada rahatına baktırabilirler/konformizmle uyuşturabilirler, geminin yakıtı vs. gibi maddi teklifler ile aldatabilirler, “itaat et, rahat et” felsefesiyle aldatabilirler , sosyal medya vs. ile oyalayabilirler/algı yönetimi yapabilirler…
Bu münasebetle, gençlik/ yeni nesiller tüm çeldirici ve aldatıcılara karşı uyanık ve müteyakkız halde hür iradesiyle hayatının rotasını çizebilmelidir. Bunu yaparken azami insan ömrünü kapsayan süre dahilinde ve sonuç odaklı olmalıdır. Ve fani hayatta bâkî / kalıcı olmanın yolu ise eser(ler) bırakmaktır ki insanların temel meselelerine çözüm bulmak ve insanlığa yararlı olmak gibi. Eğitim sistemimiz baştan sona buna göre tasarlanmalıdır.
Gençler, istikbal planlaması yaparken öncelikle müteşebbis, meslek ve dava sahibi olmayı hedeflemelidirler. Öyle bir meslek ki tüm dünyada geçerli olsun ve her yerde makbul olsun. Bir yere kapılanıp, sadece maddi refah/ çıkar gibi süfli emeller ile varılacak yer ne kötüdür.
O halde, insan kendi gemisinin kaptanı olmalı, rotasını çizmeli, mevkisini koymalı ve asla iradesini/hürriyetini başka bir beşere/faniye teslim etmemeli, bir beşeri aşırı yüceltmemeli ve insan parantezinden/boyutundan kesinlikle çıkarmamalı, hatasız ve lâyüs’el (sorgulanamaz) addetmemelidir.