Kalabalıklar içinde yalnız kalan insan

Abone Ol

Teknoloji gelişti…
Telefonlar akıllandı, ekranlar büyüdü, dünya avuçlarımızın içine sığdı. Bir tuşla kilometrelerce uzağa ulaşabiliyoruz. İnsanlar artık saniyeler içinde haberleşiyor, görüntülü konuşuyor, fotoğraf paylaşıyor. Ama bütün bu gelişmelere rağmen insanın içindeki yalnızlık her geçen gün biraz daha büyüyor.

Eskiden insanlar akşam olunca kapı önlerine çıkar, komşusuyla sohbet ederdi. Bir bardak çayın kırk yıl hatırı vardı. Büyükler nasihat eder, küçükler edeple dinlerdi. Şimdi ise aynı evin içinde herkesin elinde ayrı bir telefon, ayrı bir dünya var. Anne mutfakta, baba ekranda, çocuk başka bir sanal âlemde… Aynı sofrada oturan insanlar bile birbirinin yüzüne bakmadan yemek yiyor.

Sosyal medya, doğru kullanıldığında elbette faydalıdır. Gurbetteki yakınımıza ulaşırız, haber alırız, bilgi ediniriz. Lakin ölçü kaçınca fayda zarar olmaya başlıyor. İnsan artık gerçek hayatı yaşamaktan çok, yaşadığı hayatı göstermeye çalışıyor. Mutluluk paylaşılmıyor; adeta sergileniyor. Herkes en güzel hâlini gösterirken, içindeki kırgınlıkları saklıyor. Gülümseyen fotoğrafların arkasında sessiz çığlıklar büyüyor.

Bugün nice genç, saatlerce telefon ekranına bakıyor ama bir büyüğünün dizinin dibine oturup iki çift nasihat dinlemiyor. Nice evlat, anne babasının gönlünü almak yerine sanal âlemde beğeni peşinde koşuyor. Oysa insanı ayakta tutan şey; sevgi, muhabbet ve samimiyettir. Bir “nasılsın?” sözünün yerini hiçbir emoji dolduramaz.

Milli ve manevi değerlerimiz bize birlik olmayı öğretmiştir. Bizim kültürümüzde komşu açken tok yatılmazdı. Hasta ziyaret edilir, cenazeye gidilir, düğünde omuz omuza olunurdu. Şimdi ise birçok insan, yan dairesinde kimin yaşadığını bile bilmiyor. Kalpler birbirinden uzaklaştıkça yalnızlık da çoğalıyor.

Unutmayalım ki insan, sadece etten kemikten ibaret değildir. Ruhunun da ilgiye, muhabbete ve gerçek dostluğa ihtiyacı vardır. Teknoloji insanın hizmetinde olursa güzeldir; ama insan teknolojinin esiri olursa işte o zaman gönüller kurur.

Belki de yeniden birbirimizin yüzüne bakmayı öğrenmeliyiz. Bir çocuğun başını okşamayı, bir büyüğün duasını almayı, dost meclislerinde samimi sohbetler etmeyi hatırlamalıyız. Çünkü ekran ışığı insanın yüzünü aydınlatır; ama gönlünü ancak gerçek sevgi aydınlatır.

Ve unutmayalım…
İnsan kalabalıkta değil, sevgisizlikte yalnız kalır.