Kabir azabı

Abone Ol

İnsanın dünya hayatı sona erdikten sonra ebedi âleme yapacağı yolculuğun ilk safhası Kabir hayatıdır. Kabir, insan için kıyamet günü uyandırılmak üzere belirli bir süreliğine alınan bir bekleme salonudur. İşte bu safhada bir hayat, azap ya da nimet var mıdır? İslam âlimleri bunu tartışmışlardır. Kur'an'da doğrudan Kabir azabı ile ilgili bir ayet yoktur. Ancak otuza yakın Kabir azabı ile ilgili Peygamber Efendimizin hadisleri vardır. Ehli Sünnet inancına göre bizim keyfiyetini bilemediğimiz bir şekilde Kâfirler ve günahkârlar için beden ve ruhun hissedeceği bir kabir azabı vardır.

Bizim kaynağımız yalnızca Kur'an'dır diyenler: "Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderin ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır." (Muminun,99-100) ayetler delil getirilerek ölenlerin dünya hayatına dönmeleri mümkün olmayıp aralarında bir "berzah" yani perde, engel vardır.” ifadesinden hareketle; bedenden ayrılan ruhun bir daha geri gelemeyeceği, yalnızca toprak olmaya mahkûm bedenin acı çekmesinin mümkün olamayacağını söylerler.  Kabir azabının varlığını ileri süren âlimler de Mümin Suresi 46. ayette: "Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, 'Firavun 'un adamlarını azabın en ağırına sokun' denir." Benim kaynağım yalnızca Kur'an diyenler "Burada ateşe atılır” geçmiyor ateşe arz olunur deniliyor. Dolayısıyla ateş bunlara gösterilir anlamına geldiği, Firavun ve ailesinin dünya hayatında Hz. Musa'nın bir gün saltanatını devireceği için psikolojik olarak sabah akşam azap çektiği kast edilmiştir görüşünü savunmuşlardır. (Prof. Bayraklı)

Ehli Sünnet âlimleri Mümin Suresi 46. ayeti "Firavun ve avanesinin kabirde sabah akşam azap çekeceği" şeklinde anlamışlardır. Aynı şekilde şehitlerin de kabirde kabir nimetlerine, izzet ve ikrama mazhar oldukları gerçeği "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın, bilakis onlar diridirler, Rabbları katında rızıklandırılırlar." (Al-i İmran,169) ayeti ve Yasin Suresi'nde; şehit edilen şehrin öbür ucundan koşup gelen adamla ilgili olarak "Ona 'Cennete gir' denince, 'Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" (Yasin,26) ayetleri doğrultusunda Allah'ın şehitler için kabirlerinde onlara kabir nimetinin sunulacağını söylemişlerdir.

Şimdi kabir azabı yoktur diyerek ilgili hadisleri zayıf, yahut uydurma kabul edip ölümle hayat arasında berzah denilen bir perdeden dolayı kabirde vücuda ruhun asla dönemeyeceğini söyleyip, kabir azabı yoktur diyenler O zaman Medine'ye gidip Peygamberimize selam vermesinler. Güya Kabirde canlı biri yokmuş(!) Öyle değil mi! Kabirlerin yanından geçerken Peygamberimizin verdiği şu selamı vermesinler: “ Selam size, ey müminler diyarının sakinleri! İnşaallah yakında bizde aranıza katılacağız. Allâh'tan bizi de sizi de affetmesini dilerim.” (Müslim, Taharet, 39; Cenaîz, 104) Kabirde bulunmayan canlılara alamayacakları selamı verelim.

Kabir azabı yoktur diyerek kime rahatlık sağlıyoruz, niçin kabirleri herkes için ebedi istirahatgahı yapıp, Peygamberimizin: “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Kıyamet, 26) hadisini inkâr mı edelim.

Bedir Savaşı sonunda Peygamberimiz kuyuya atılan müşrik cesetlerinin başında durdu: "Ey kuyuya atılanlar!" diye seslendikten sonra bir bir isimlerini saydı, sonra şöyle buyurdu: "Siz Allah'a ve Resulullah'a itaat etmiş olsaydınız sevinirdiniz. Biz Rabb'imizin bize vâdettiği nusret ve zaferi gerçek bulduk, siz de Rabb'inizin vâdettiği nusret ve zaferi gerçek buldunuz mu?" Bunun üzerine Ömer -radiyallahu anh-: "Yâ Rasulallah! Kendilerinde hayat eseri bulunmayan şu cesedlere mi sesleniyorsun?" dedi. Rasulullah aleyhisselâm buyurdu ki: "Muhammed'in hayatı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, benim söylediğim sözleri siz onlardan daha iyi işitir değilsiniz. (Buharı, Sahih, V/97; İmam Ahmed, Musned, 111/145; İV/29; Taberanı, Mu'cemu'l-Kebır V/99; Bağavı, Şerhu's-Sunne, Xlll/384, Bakınız: Fethu'l-Bari, VII/301.)

Allah nezdinde cezası kesinleşen bir insan için kabir azabı verilmemiş olsa bile cezasından bir şey eksilmiş olmaz. Dolayısıyla cezayı ha kıyametten önce çekmiş ha sonra çekmiş fark eden bir şey olmaz. Kaldı ki bu ayetler ve Peygamberimizden varid olan bu hadisler çerçevesinde kabir azabının olacağını mezhep imamlarımız ve selefi Salihin dediğimiz yolumuzun öncüleri âlimlerimiz kabul etmişlerdir. Bazıları terazi mizanın kurulup, insanoğlunun yargılanma zamanı kıyamet gününde olacağı için, kabirde yargısız infaz olacağı gerekçesiyle Kabir azabı yoktur demiştir. Hâlbuki “İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.”(Rum,41) ayetinde insanın yaptıklarının cezasının bir kısmının dünyada bile verileceğini bildiren Rabbimiz o zaman haşa! Dünyada iken de yargısız infaz yapıyor demektir. Oysa kalplerin derinliklerini dahi bilen Allah, kulun cezasını ihmal etmez, dilerse bir kısmını kabirde verir, dilerse tamamını kıyamet gününe bırakır. Bu konuda Allah'ı ilzam edecek hiçbir güç yoktur.