Disiplini iş hayatına entegre edebilmiş ve sektörleri farklı olsa da istikrarı kaybetmeyen şirketler, bugün yeni kurulan ya da kendileri gibi olmak isteyen firmalar için örnek olmayı sürdürüyor. Türkiye’de ve dünyada asırlardır var olan bugün ismi duyulan şirketler, yalnızca istikrarı değil; aynı zamanda başarıyı da yakalayabilmiş olmalarıyla konuşuluyor. Yerele bakıldığında ise çoğunluğu hala ‘aile’ şirketlerinin yönettiği bir sanayi sektörü görmek mümkün. Aile şirketlerindeki durumlarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Growmak Tarım Makineleri İthalat ve İhracat Müdürü ve Yönetim ve Organizasyon Uzmanı Yonca Timuroğlu, aile içerisinde yaşanan tatsızlıkların şirkete intikal etmesi ya da şahsi çıkarların devreye girmesiyle birlikte şirketlerin bölünerek büyüklüğünü yitirdiğine dikkat çekti.

Img 9404 Kopya

‘AİLE, MOTİVASYONU; MOTİVASYON, BAŞARIYI GETİRİR’

Aile yapılaşması içerisinde hizmet veren şirketlerin, kurumsallaşma neticesinde olumlu yönlerinin ortaya çıkabileceğini gibi profesyonel bir kurumsallaşmanın yaşanmadığı durumlarda da istikrar ve büyümenin gerçekleşemeyeceğine işaret eden Timuroğlu, bu kapsamda aile şirketlerinin olumlu ve olumsuz yönlerine değindi. Çalışanlar arası dengeli bir düzenin sermayeye, finansmana ve birçok yönden sosyal çevreye olumlu katkılar sunacağını belirten Timuroğlu, aynı zamanda güçlü aile bağlarının motivasyonu da artıracağını belirtti. 

Kurumsal Iletisim Depatmani Nedir

AİLE ŞİRKETLERİ, AİLE YAPILANMALARI DEĞİLDİR!

Rap şarkıların çirkin yüzü! Rap şarkıların çirkin yüzü!

Aile şirketlerinde iyi bir kurumsallığın söz konusu olmadığı yerlerde ise olumsuzlukların peş peşe geleceğini bildiren Timuroğlu, farklı düşünceye sahip aile bireylerinin bu düşüncelerini şirkete de yansıtmalarından doğacak problemlere değindi. Timuroğlu, konuyla ilgili şunları söyledi: “Örneğin, başarısını ispat etmiş bir insan, aile bireylerinin önüne geçebilir, yükselerek daha iyi yerlere gelebilir. Bunu gözlemlediğimiz firmalar da var. Böyle durumlarda da çalışanın başarısını, söz hakkının olmasını yadırgayan bazı yöneticilerle karşılaşıyoruz. Aile üyesi olduğu için kendisinin söz hakkı olması gerektiğini, çalışanın böyle bir hakkı olmadığını düşünebiliyor. Yetki ve sorumluluğun belirsizliği, çıkar çatışmaları bazı konularda aile bireylerinin birbirleriyle yarışması ise ciddi problemler ortaya çıkarıyor. Bu yüzden her ne kadar ‘aile’ bireyleri şirket çatısı altında olsa da şirketlerin aile yapılanmaları olmadıklarını unutmamak gerek.”

Aile Şirketleri Ahmetsakarya

HASTANE SAHİBİ BİREY, YALNIZCA SAHİBİ OLDUĞU İÇİN DOKTOR OLARAK ÇALIŞAMAZ!

Türkiye’de aile içi durumların şirketlere çok fazla yansıtıldığını ve bu sebeple işleyişlerde yaşanan sorunların krize dönüşebildiğini ifade eden Timuroğlu, şirketleşme sürecinde kimsenin kendi departmanı haricine ya da uzmanlığı olmadığı alanlara müdahil olmaması gerektiğini söyledi. Şirketlerdeki departman seçiminde aile bireylerinin üst kademelerde yer almalarının da kısmi olarak yanlış olduğu vurgusunda bulunan Timuroğlu, ‘herkes lider olamaz’ diyerek kişinin eğitim, gelişim ve özelliklerine bakılması gerketiğinin altını çizdi. Bu kapsamda aile şirketlerine tavsiyelerde bulunan Timuroğlu, “Gözlemlediğim ve tavsiye verdiğim bazı firmalara akrabalık ilişkinizin bulunmadığı bir yöneticiye ihtiyaçları olduğunu söylüyorum. Hastanesi olan bir işletmeci, orada doktor olmaya çalışmaz, ancak bazı firma sahipleri, bulundukları yerde her şey olmak ister. Aslında işi daha iyi yapabilecek bir insana teslim etmeleri daha faydalı olabilir. Bazı firmalarda gözlemlediğim oğlu ya da kızı için daha esnek davranılması, onu diğer çalışanlardan üstün tutulması, diğer çalışanlar için oldukça kırıcı. Ya da bir diğer şekilde, çocuğuna daha kötü davranarak, diğer çalışanlara ‘bakın ben ona iyi davranmıyorum’ algısı oluşturmak yine bir çalışan olan kendi evladına yapılan haksızlık. Denge çok önemli. Bazı firmalarda baba-oğul çatışmasından dolayı işe gelmek istemeyen ya da başka bir firmada çalışmayı tercih edenler de var. Çalışanlar arasında şeffaf olmak, objektif olmak, hakkaniyetli olmak gerekmektedir.” ifadelerine yer verdi.

ŞİRKET, AİLE ÜYELERİNE HİZMET ETMEYE BAŞLARSA TEHLİKE BAŞLAR

Timuroğlu, şirketteki iş bölümü ve yeni nesillerin de işe dahil olmasıyla birlikte şirketteki işleyişin sağlıklı bir şekilde devam etmesi adına uygulanan ‘aile anayasası’ ile birlikte uzmanlar eşliğinde herkesin hak ettiği mevkilerde olma durumunu doğru bulduğunu söyledi. Bu kapsamda aile anayasalarının hazırlanırken en küçük ihtimallerin dahi maddelere eklenmesi gerektiğini savunan Timuroğlu, “Aile üyelerinin şirkete değil de şirketin aile üyelerine hizmet etmeye başlaması, şirketin tehlikede olduğunun bir işaretidir. Aile anayasayı sayesinde, görev tanımı belirlenerek bu duruma müdahale edilebilir.” dedi.

TECRÜBE VE PERSONEL SAYISI, KURUMSALLIĞI GÖSTERMEZ!

Kurumsal kimliğin belirlenmesinde uzun yıllar tecrübe edinmişlik ya da gelişmişlik gibi durumların tek başına yeterli olmadığının altını çizen Timuroğlu, sektörde uzun yıllar hizmet eden firmaların henüz kurumsallıklarını oturtamamış olabileceğinden bahsetti. Kurumsallığın öneminin Türkiye’de sanayi ve üretimin en fazla gerçekleştiği İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara gibi şehirlerde daha fazla bilindiğini söyleyen Timuroğlu, bu kapsamda Konya’da firmalara da bakış açılarını değiştirmeleri yönünde mesaj verdi: “5 bin çalışana sahip bir firmanın kurumsal olamayacağı gibi, 40 çalışana sahip bir firma da kurumsal olabilir. 40 kişiyle kurumsal olmayı başardığın an büyüyeceksin! Bu tamamen vizyon ile ilgili bir durum. Konya’da az çalışana sahip olduğu için ‘biz kurumsal bir firma değiliz’ bakış açısını doğru bulmuyorum; düşünceniz her daim ‘kurumsal bir firma olacağız, bu doğrultuda ilerliyoruz’ şeklinde olmalı. Tabi ki sadece söz ile olmaz: Öz eleştiri ve planlama yapmaları gerekiyor. İleri görüşlü olmak lazım. Okumak, yazmak, araştırmak lazım. Gördüğümüzden fazlası, her yerde var. İyi olanları örnek alıp, daha iyisini yapmaları lazım. Ankara, İstanbul, İzmir Konya’ya göre biraz daha farkında bu konunun ciddiyetinin. Elbette o şehirlerde de kurumsallık vizyonunun hakkını veremeyen firmalar var. Bu her yerde var. Ancak Konya’da babadan oğula geçerek üretim yapan firmaların varlığı, diğer şehirlere göre daha fazla.”

Sanayide Kadin Eli Projesinde Sertifikalar Verildi 1633

‘BAŞARI, DÜNYANIN HER YERİNDE AYNI’

Sektör fark etmeksizin başarıyı yakalamış firmaların ortak özelliklerinin olduğuna dikkat çeken Timuroğlu, bu özelliklerden bahsetti. Önceliğin her zaman ‘işi, güvenilir bir ehline bırakmak’ olduğunu savunan Timuroğlu, diğer maddeleri ise şu şekilde sıraladı: “Başarı bir ekip işidir. Adil olma, çalışanlar arasındaki uyum önemli. Birbirlerini destekleyen, problemlerini ortak çözebilen bir ekip sayesinde uzun yıllar daha çalışmaya devam edeceklerdir. Yurt dışındayken bulunduğum bir firmada gözlemlediğim şey şuydu; herkesin yetki ve sorumlulukları belli. Sistemleri ve düzenleri belirgin. Kimse bir diğerinin alanına müdahale etmiyor. Sistem ve disiplin sayesinde hizmetlerine devam ediyorlar. Kısacası olması gerekenler dünyanın her yerinde aynı, farklılaştıran ise sistemi kötüye sürükleyen iyi bir ekip, yönetici ya da çalışanın olmaması diyebiliriz.”

‘BEN OLDUM’ DEMEK DEĞİL; YOLDA OLDUĞUNU BİLMEK ÖNEMLİ

Timuroğlu, Konya’da da başarı hedefiyle çalışmalarına devam eden kurumların ilk olarak iyi bir rotaya ihtiyaç duyduğunu belirtti. Büyüme hedefinin en verimli noktalarından biri olan ve aynı zamanda uzmanlık alanlarından biri olan ‘ihracat’ konusunda da fikir veren Timuroğlu, firmaların yaptığı hatalardan da bahsetti: “Konya’da ihracata yeni başlayan çoğu firmada gördüğümüz hata, ihracat sorumlusunu işe alıp bütün işi ondan beklemek. İhracat sorumlusunun beklentilerini, taleplerini yerine getirmeden teknolojiden uzakta kalarak bütün işi bir çalışandan beklemek yapılan en büyük hatalardan biri. ‘Sen ürünü sat ama nasıl satarsan sat bana satış yap’ benzeri düşünceye sahip olan bir yönetici maalesef konuya çok uzak demektir. Öncelikle ihracat yapmaya hazır bir zemin oluşturmak gerekir. Üretim yapan bir firmaysa, üretilen ürünlerin incelenmesi, ürünlerin Avrupa standartlarına uygunluğu ya da ortadoğu ülkelerine uygunluğu tespit edilmeli. Zamanla yarışıyoruz, her gün işimiz ve geleceğimiz için daha iyisini yapmayı temenni ediyorum. Son olarak ise ‘ben oldum’ dediğiniz anda hata yapmaya başlıyorsunuz. Bu bilinçle hiçbir zaman ‘olmak’ kelimesinin tek başına bir anlamı olmayacak. Bunun yerine bir ‘yolda’ olduğumuzu bilirsek yaptıklarımız daha anlamlı olacaktır.” ifadelerine yer verdi.

Muhabir: HACER CEYLAN