TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ’NİN DİĞER ADI VEFADIR

Prof. Dr. Nuri Şimşekler'in koordinasyonunda gerçekleştirilen konferansın açılış bölümünde, TYB çatısı altında 5 dönem yönetim kurulu asil üyeliği yapan isimlere Hizmet Şeref Belgeleri takdim edildi. Programda hazır bulunan Konya eski Milletvekili Ahmet Sorgun, TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, eski şube başkanı Mehmet Ali Köseoğlu, TYB Genel Merkez Mehmet Doğan Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Orçan, Aksaray Üniversitesi eski rektörü Mustafa Acar, Konya il Kültür Turizm eski Müdürü Abdüssettar Yarar ve TYB üyeleri bu anlamlı buluşmaya tanıklık etti.

TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, selamlama konuşmasında birliğin köklü geçmişine ve ahde vefa misyonuna değinerek kurumsal kimliğin temel harcının vefa olduğunu belirtti. Köseoğlu konuşmasında, "Yazarlar Birliği'nin genelde Ankara, özelde ise şubeler açısından diğer bir adı vefadır. Yazarlar Birliği vefa üzere bir yolculuktadır; ülkemize ve insanlığa vefası vardır, vefayı her şeyin üstünde önemser. Geçmişe dönüp baktığımda, birliğimizin 15. yılında rahmetli Fevzi Halıcıların, Hasan Özönderlerin de içinde olduğu 15 değerimize gerçekleştirdiğimiz vefa toplantısını hatırlıyorum. Bugün bu isimlerin büyük kısmı rahmete kavuştu. Sonrasında 25. ve 30. yıllarımızda da bizimle yol yürüyen, emek veren dostlarımıza vefamızı gösterdik. Onlarla olan gönül bağımız, irtibatımız ve vefamız kesintisiz olarak devam ediyor." dedi.

Whatsapp Image 2026 05 18 At 11.11.26 (1)

ÇAĞIN ÇEVRE SORUNLARINA KÖKLÜ ÇÖZÜMLER

Konferansa konuşmacı olarak katılan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü ve TYB Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, modern dünyanın krizlerini ve İslam ekolojisinin özgün felsefesini anlattı. Çağın manevi ve tabiatla barışık bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu belirten Prof. Dr. Arıcan, Hz. Mevlâna'nın ünlü şiirine atıfta bulunarak şu ifadeleri kaydetti:

"Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin o meşhur ifadesinde belirttiği gibi ‘Her gün bir yerden göçmek ne iyi, Her gün bir yere konmak ne güzel, Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş, Dünle beraber gitti cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım...’ Bizlerin de asrın idrakine İslam'ın evrensel mesajını söyletmemiz gerekiyor. Aslında çözümler yine esmalarda, Kur'an'da mevcuttur. Önemli olan bu kaynaktan hareketle yeni şeyler söyleyebilmek, günümüzün çevre ve ekoloji sorunlarını doğru tespit edip bunlara İslam felsefesi penceresinden yepyeni yaklaşımlar getirebilmektir. Bence bizim Düşünce dünyamızın özgünlüğü tam olarak burada saklıdır ve çağın asıl ihtiyacı olan şey de budur. Yoksa öbür türlü teknik ve teknoloji zaten kendi mecrasında aldı başını gidiyor, ancak ruhu ve maneviyatı ıskalıyor. Biz tabiatla, çevreyle kuracağımız manevi bağ ile dünyaya yön vermeliyiz."

Sınav maratonu sonrası Konya’da gençlerin yol haritası çiziliyor
Sınav maratonu sonrası Konya’da gençlerin yol haritası çiziliyor
İçeriği Görüntüle

MEKANİK EVREN TASAVVURU VE İSLAM EKOLOJİSİ EKSİĞİ

Modern dünyada yaşanan çevre krizlerinin temelinde mekanik evren anlayışının yattığına ve İslam dünyasının kendine özgü bir ekoloji dili geliştirmekte geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, zihniyet dönüşümünün şart olduğunu belirterek konuyu şöyle detaylandırdı:

"Benim naçizane kanaatim, bugünkü ekolojik felaketlerin temelinde ciddi bir zihniyet krizi yatıyor. Günümüzde namaz kılan ya da tırnak içinde Müslüman bir kisveyle hareket eden insanlar olsak da şehirlerimizi tamir etmek, ihya etmek yerine gökdelenler dikiyoruz. Kriz tam olarak burada başlıyor. Zihinlerimizin, o mekanik evren anlayışından gelen yaklaşık 500-600 yıllık bir işgalin etkisi altında olduğunu görmemiz gerekir. Ne yazık ki bizim çevre çalışan akademisyen ve araştırmacılarımızda da bir 'İslam ekolojisi' kavramı tam manasıyla gelişmedi, geliştirilmedi. Aslında Kur'an-ı Kerim'e baktığınızda; 'Muhit' ve 'Musavvir' gibi Cenab-ı Hakk’ın her şeyi kapsayan, kuşatan ve ona biçim veren olduğunu anlatan, çevreye dair çok güçlü temel oluşturacak fikirler mevcuttur. Fakat ne yazık ki biz bu kaynaklara rağmen Müslümanca bir ekolojik bakışı tam manasıyla ortaya koyamadık."

Whatsapp Image 2026 05 18 At 11.11.25

MODERN İNSANIN TABİATLA OLAN ONTOLOJİK KOPUŞU

Teknolojik gelişmelerin ve endüstriyel hırsların gölgesinde insanın doğayla olan manevi bağını tamamen kopardığını ifade eden Arıcan, ekolojik krizlerin teknik bir konudan ziyade metafizik bir problem olarak ele alınması gerektiğini şu sözlerle vurguladı:

"Bugün karbon salınımı, küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık ve su krizi gibi pek çok hayati meseleyi konuşuyoruz. Ancak ne yazık ki bu tartışmaların hiçbirinde mesele, insanın tabiatla olan ontolojik bağını kaybetmesi olarak algılanmıyor. Olaya metafizik ya da teolojik bir ilahiyat bağlamında yaklaşılmıyor, sadece mekanik ve teknik bir sorun gibi bakılıyor. Hayvanların karbon salınımını gerekçe gösterip onları yok etmeye çalışmak veya yapay ete yönelmek, tamamen ekolojik bir sapkınlığın tezahürüdür. İnsan, bu yaklaşımla varlıktan intikam almaya çalışıyor. Modern insan artık toprağa bakmıyor, toprağı sadece kullanıyor; gökyüzünü seyretmiyor, yalnızca hesaplıyor; suyu dinlemiyor, tüketiyor; ağacı korumuyor, kesiyor. Bugün sorunumuz bir bilgi eksikliği değildir. Çevreye dair çok şey söyleniyor ama hikmet boyutu, İslam ve Kur'an perspektifi eksik kalıyor. İnsanlık olarak büyük ilerlemeler elde ettik ama hırslarımızı, ihtiraslarimizi terbiye edemedik. En büyük krizimiz tam olarak bu nefis terbiyesi eksiğidir."

İLAHİ MİZAN VE TABİATLA İNATLAŞMAMANIN ESASI

Kur'an-ı Kerim’in evrendeki kusursuz dengeye ve insan eliyle oluşan tahribata dair asırlar öncesinden yaptığı uyarıları hatırlatan Prof. Dr. Arıcan, doğanın kanunlarına karşı direnmenin büyük felaketler doğuracağına işaret ederek şöyle konuştu:

"Kur'an-ı Kerim bize asırlar öncesinden şu fermanı söylüyor ki, Mesnevi’de de beni en çok etkileyen yön Hazreti Mevlâna'nın bu Kur'an referanslarıdır. Rum Suresi 41. ayette, 'İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı' buyrulur. Buradaki fesat; dengenin bozulması, ölçünün yitirilmesidir. İslam düşüncesinde temel espri, evrenin ve tabiatın muazzam bir mizan, yani denge üzerine kurulu olmasıdır. Güneş dünyaya bir santim yaklaşsa yanarız, bir santim uzaklaşsa donarız. Yüce Allah, her şeyi en ince detayına kadar bir ölçü ve nizamla yaratmıştır. Ancak pozitivist, mekanik zihin bize çevreyle kavga etmeyi öğretiyor. Dere yataklarına konut yapıp, 'teknoloji ilerledi, fore kazık çakar yine yaparız' diyerek tabiatla inatlaşıyorlar. Bakınız, Batılı filozoflardan Kant bile deprem üzerine yazdığı sismolojik ilk metinlerde 'İnsan tabiatla kavga etmeyecek, Allah'ın koymuş olduğu düzene saygı duyup uyacak' der. Rahman Suresi’nde de 'Göğü yükseltti ve mizanı koydu. Sakın dengeyi bozmayın' fermanıyla ölçü ve haddini bilme sınırı çizilmiştir. Hazreti Mevlâna da tam olarak bizim bu ilahi mizanla uyum içinde olmamızı ve ona hürmet etmemizi beklemektedir."

Screen Shot 2026 05 18 At 11.17.47.487 Am

HZ. MEVLÂNA’NIN CANLI VARLIK TASAVVURU

Konuşmasının son bölümünde Hz. Mevlâna’nın ontolojik yaklaşımına değinen Prof. Dr. Arıcan, İslam ekolojisinin temeline canlı bir evren anlayışının yerleştirilmesi gerektiğini belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

"Hazreti Mevlâna’yı her şeyden önce bir varlık filozofu olarak görmek gerekir. Onun çok güçlü bir varlık tasavvuru vardır. O, alemi büyük bir canlılar okyanusu olarak kabul eder. Tüm evren onun gözünde Descartes'ın iddia ettiği gibi mekanik, ruhsuz, cansız bir makine değildir; aksine son derece sıcak, diri ve canlı bir varlık alanıdır. Bugün bizim çevrecilerimizin de çevre mühendislerimizin de bakması gereken asıl ufuk burasıdır. Bizim toprak diye, taş diye cansız zannettiğimiz her şey, Hazreti Mevlâna'nın varlık dünyasında aslında yaşayan, hisseden ve kendi lisanıyla Yüce Yaratan'ı zikreden canlı birer varlıktır."

Etkinliğin sonunda, değerli sunumları ve kültür hayatına katkıları dolayısıyla Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan'a TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, eski milletvekili Ahmet Sorgun ve Prof. Dr. Mustafa Orçan tarafından Katılım Beratı takdim edildi. Ayrıca birliğe yeni katılan araştırmacı-yazar Ahmet Ünver'e de üyelik kimliği sunuldu. Program, katılımcıların bir araya gelerek günün anısına çektirdiği toplu hatıra fotoğrafı ile sona erdi.

Kaynak: HABER MERKEZİ