İran Devlet Yapısının ...

Abone Ol

İran Devlet Yapısının Dış Politikası Üzerindeki Etkileri (1)

 

Ortadoğu'da siyasetin önemli aktörlerinden olan İran, 14 Haziran 2013 tarihinde gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri küresel ve bölgesel çapta politik ve diplomatik ajandalarda öne çıkmıştır. Seçimler sonrasında yeni cumhurbaşkanın profili ile gelişen veya verilmeye çalışılan bir İran yeni yüzünün olduğu görülmektedir. Fakat İran'ı dış politikada görecelide olsa dış politikada değişime iten yalnızlık, yüksek işsizlik ve hayat pahalılığı, kötüleşen ekonomi, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ve devlet güçlerinin baskısıdır.

Dini Otorite ve Devlet Yönetimi

İran devlet yönetiminde cumhurbaşkanlığı makamı önemli ve yetkilidir. Ancak tek başına çok güçlü bir makam değildir.  Sistemde “velayet-i fakih” müessesesi çok önemlidir. Dini lider, yani velayet-i fakih müessesesini temsil eden kişi (velayet-i fakih) hem dini, hem siyasi, hem idari otorite olup, rejimin en üst makamıdır. Ülkenin genel politikalarını belirleyen en üst güçtür. Öyle ki, silahlı kuvvetlerin genel komutanıdır, seçilmiş cumhurbaşkanını azledebilir, harcamaları denetiminden muaftır, ülkeyi referanduma götürebilir, vakıfların yöneticilerini ve yüksek yargı mensuplarını atar. Diğer yandan Şii mezhebi, dini hiyerarşi içinde Müslümanların imamlar tarafından yönetilmesi gerektiğini ve dini liderinde gaip imamın temsilcisi olduğunu savunur;  hatta Humeyni'nin içtihadına göre onun adına İslam fıkhını işletir. Ayrıca Şiilikte zekât ulemaya verildiğinden ve dağıtımı da ulema yaptığından, ulema siyasi olduğu kadar iktisadi olarak da güçlüdür. Dini otoritenin çok güçlü olduğu ülkede Devlet yönetiminde ayrıca İslami Danışma Merkezi, Anayasa Koruyucular Konseyi, Maslahat Konseyi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi gibi önemli kurumlar bulunup, bunların hepsinde velayet-i fakih çok etkilidir. Yaklaşık 700 bini bulan ordunun (125 bini Pastaran denilen devrim muhafızlarından oluşur)  başkomutanı dini liderdir. Yukarıdaki verilerden anlaşıldığı gibi siyasi yapısı hayli karmaşık olan ülkede batılı anlamda siyasi partiler yoktur. Gruplar, ittifaklar, bloklar, kanatlar söz konusudur. Her blokta çeşitli alt bloklar, her grupta çeşitli alt grupçuklar vardır. Şii inancı, Fars kültürüyle birlikte İran halkının ulusal kimliği, devlet örgütlenmesi ve idari hiyerarşisinde belirleyicidir.

 Ekonomideki Yapısal Sorunlar

İran ekonomisi, hem ABD ve AB'nin uyguladığı ambargo, hem ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaz

ihracatına dayalı yapısı, hem de sanayi ve teknolojideki geriliği nedeniyle zorlanmaktadır. Ekonomide devlet egemendir. Dini bürokratik yapının büyük ağırlığı vardır. Üretken olmayan, verimliliği gözetmeyen, dışsallık yaratmayan hantal bir ekonomidir. Para birimi olarak İran Riyali'ni kullanan ülkede yapısal bir sorun olan işsizlik oranı resmi verilere göre yüzde 13'tür. Gerçekte bu oran çok daha yüksektir, gençler arasında ise yaklaşık iki katıdır. Bir diğer yapısal sorun olan enflasyon oranı ise resmi açıklamalara göre yüzde 27,4'tür. İran'a uygulanan yaptırımlar ve İran Riyali'nin değerinin düşüklüğü finans sistemini ve sanayi üretimini olumsuz etkilemektedir. Yabancı yatırımlara karşı mesafeli duran İran, ekonomide devletçi politikaları benimsemesine karşın, bunu sistemli, kendi içinde tutarlı biçimde uygulayamamaktadır. Ekonomide Devrim Muhafızlarından başka, mollaların egemen olduğu “bonyad” adlı vakıfların da ağırlığı büyüktür. Din adamları, yönettikleri vakıflar sayesinde İran ekonomisinin neredeyse yarısını yönlendirirler. Önemli ölçüde enerji ihracına dayalı olan ekonomi, dalgalanan petrol fiyatlarına karşı duyarlı olup kırılgandır. Ekonomi yüzde 50.60 oranında hizmet sektörü ağırlıklıdır ve bu alanda çok yüksek bir devlet denetimi vardır. Petrol, doğalgaz, savunma, otomotiv, madencilik sektörlerinin GSYİH içindeki payı yüzde 38,40, tarımın payı ise yüzde 11'dir. İran bölgede Suudi Arabistan'dan sonra ikinci büyük petrol rezervine sahiptir. Doğalgazda ise Rusya'nın ardından ikinci büyük doğalgaz zenginidir. Petrolün yüzde 40'ının naklini sağlandığı Hürmüz Boğazı İran için ekonomik ve stratejik önem arz eder.

ABD ve İsrail Karşıtlığı

İran'da dış politikanın iç siyasetteki ağırlığı oldukça yüksektir. Politikacılar, iç meseleleri halkın gözünde perdelemek, ikinci plana düşürmek için dış sorunları öne çıkarmada ustadırlar. Bazen yapay olarak dış politikada sorun yaratır bazen de sorunları gerçekte olduğundan daha büyük gösterirler. Bu yolla iç siyasette yitirilen kamuoyu desteğini alır, rejimin gücünü pekiştirir, diplomatik müzakerelerde masaya daha güçlü otururlar. Yine bu yolla iç siyasette yeni müttefiklere kavuşurlar. İran, diplomaside son derece gerçekçi, akılcı, pragmatik davranan bir ülkedir. Dini söyleme, zamana, zemine, muhataba göre, dozunda başvurur. Ülkenin dış politikasında, iç siyasetteki tüm ayrım ve çelişkilere karşın, halkın büyük desteğini alan belirgin bir çizgi söz konusudur.

İran'ın dış politikasını şekillendirmede, geçmişinde yaşadığı Rus ve İngiliz işgallerinin, 1979 İslam Devrimi'nin, ABD Tahran Büyükelçiliği'nin basılmasıyla başlayan ve 1981'de son bulan rehine bunalımı ve 1980-1988 arasında sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı'nın etkisi büyüktür. ABD, rehine bunalımından sonra İran'a yönelik yaptırımları devreye sokmuş, Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin gelişmesine koşut olarak da ağırlaştırmış, yaygınlaştırmıştır. Ayrıca ABD'nin Irak'ı işgal etmesi, İran'ı kıskaca alma, rejimini değiştirmeye dönük çalışmaları ile İran'ın İsrail'le yaşadığı gerginlik hep İran'ın dış politikasını, savunma ve güvenlik anlayışını biçimlendiren unsurlardır. İran'da ABD ve İsrail öncelikli tehdit olarak görülürler. O nedenle güçlü devlet olma çabası, güçlü orduya sahip olma arzusu ve nükleer silaha sahip olma hakkı genel kabul görür. İran'ın, ABD ve İsrail'in hedefinde olmasının en büyük nedeni nükleer faaliyetleridir. Bu faaliyetler tüm diğer anlaşmazlık konularının önüne geçmiştir. İran'ın sık sık İsrail'in yok edilmesi gerektiğini söylemesi, ABD'yi ise “büyük şeytan” olarak nitelemesi, hem dış politikada ABD'yle mesafeli ülkelerde takdirle izlenmekte (Küba'dan Çin'e, Kuzey Kore'den Venezüella'ya kadar), hem de iç siyasette büyük karşılık bulmaktadır. İktidar, iç siyasette sıkıştığında ABD ve İsrail karşıtlığını öne çıkarmaktadır. ABD ve İsrail karşıtlığı, dış politikanın yanında devlet ideolojisinin de temeline oturmuş ve iç siyasette de karşılık bulmuştur. ABD ve İsrail'in de “İran nükleer silahlara sahip olacak” söylemiyle, hem kendi iç kamuoylarını hem de dünyayı İran'a karşı konumlandırmak, bu ülkeye yönelik bir saldırıyı meşrulaştırmak, psikolojik altyapı hazırlamak amacını güttükleri bilinmektedir. Ayrıca ABD İran'ı terörü destekleyen ülkeler arasında anmaktadır.

İran, bölgedeki grupları İsrail'e karşı desteklese de, İsrail ile doğrudan bir çatışma içine girmekten kaçınmaktadır. Çünkü İran ile İsrail arasında oluşabilecek sıcak bir çatışma, ABD'nin de duruma dâhil olmasını beraberinde getirebilir. İran ise bu riski göze almak istememektedir. Diğer taraftan ilk adımı atan, çatışmayı başlatan taraf olmamaya özen göstermekle beraber ABD'ye karşı savunmacı, çekingen, ezik bir diplomasi değil, atak, dünya ölçeğinde ittifaklara açık, sadece Ortadoğu'da değil ABD'nin hemen yanında Latin Amerika'da bile işbirliği yapabilen bir diplomasi izlemektedir.