İnanmadığımız Ölüm

Abone Ol

Bir önceki yazımda “Her ölüm erkendir” demiş, amcamın ansızın ölümü karşısında ölümle ilgili düşüncelerimi dile getirmiştim. Bazı arkadaşlarım yazdığım yazı üzerine telefonla arayarak, mesaj göndererek başsağlığı dilediler ve acımızı paylaştılar. Hepsine teşekkür ediyorum.

Bugün için ölen benim bir yakınımdı ama başkasının da bir yakını, bir sevdiği bir başka gün, meselâ bugün ya da yarın ölebilirdi.

Evet, ölümün nerede, ne zaman, ne şekilde geleceği de hiç belli değil?

Bakınız, daha iki gün önce Nepal'de meydana gelen depremde ölenlerin sayısı 4.500'lere ulaştı. Ölü sayısının on binleri geçmesinden korkuluyor. 

Her gün onlarca yüzlerce insan ölümün acısını tadıyor. Her gün savaşlarda, hastanelerde, trafik kazalarında, denizler üzerinde, cinayet ve kavgalarda, iş kazalarında, binlerce insan ölümle göz göze geliyor, dünyasını değiştiriyor.

Biz ise sadece duyup geçiyoruz. Bir iki “tüh, vah” dedikten sonra normal hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam ediyoruz.

Kolay değil, ateş düştüğü yeri yakıyor ve dostâne her mesaj, her arama içimizdeki acıyı hafifletiyor. “Kişi sevdiğinden bekler” sözünde olduğu gibi, yakınlarımızdan, tanıdıklarımızdan beklediğimiz bir teselli gelmeyince de “acaba duymadı mı, unuttu mu?” gibi bir düşünce içimize doğuyor.

Doğrusu aile olarak kendi ölümüze üzülüyor, gözyaşı döküyor, ağlıyor, sızlıyoruz. Ama ya başkasının, ya başkalarının ölümü? Onları hiç aklımıza getirmiyoruz. 

Hatta kendi hayatımızı, kendi ölümümüzü, kendimizin bir gün öleceğini bile aklımızdan uzak tutuyor, tefekkür etmekten kaçınıyoruz.

İnsanların ölüm karşısındaki lakaytlığı, vurdumduymazlığı, adeta ölüm yokmuş gibi pervasız davranışları bir dram olarak dikkatimi çekiyor.

Taziye için, taziye yerine gelenlerin, üç beş cümle başsağlığı diledikten sonra, siyasetten ticarete, spordan, ekonomiye, her konuda konuşmaları, araba modellerinden, cep telefonunun marifetinden saatlerce söz edip, ölümden söz etmemeleri, söz edilince canlarının sıkılması ise başka bir garabeti ortaya koyuyor. Bu durum, ölenin yakınlarını daha da çok üzüyor.

Ölümü ciddiye almıyor, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya çalışıyoruz. 

Ölümden sonraki hayat için hazırlık yapmıyoruz. Belki sürekli ölümü düşünmek de yok, sürekli ölüm korkusu yaşamak da doğru değil ama ölümü yokmuş gibi, hiç gelmeyecekmiş gibi davranmak da doğru olmasa gerek.

Üstâd Necip Fazıl Kısakürek,  “İnanmaz” isimli şiirinde bizim dediklerimizi söylemeye çalıştıklarımızı ne güzel özetliyor:

“Ticaretin tüm ziyan diye bir ses rüyâda

Mezarına birlikte gidecek şeyi kazan.

Seni bekleyen eşya bitpazarı dünyada

Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.

                    Minarede ölü var, diye acı bir salâ

                     Er kişi niyetine saf saf namaz ne âlâ

                      Böyledir de ölüme kimse inanmaz halâ

                       Ne tabutu taşıyan, ne de mezarı kazan?”

Allah, Necip Fazıl'a ve tüm ölmüşlerimize rahmet etsin. İnansak da, inanmasak da ölüm ve ölümden sonraki hayat mutlaka var. Bu hayatın, bu yolun mezarda bitmediğini mutlaka göreceğiz.

Önemli olan, ağlayarak geldiğimiz, belli bir süre misafir olarak kaldığımız, acıları ve sevinçleri iç içe yaşadığımız, yel gibi esip geçen, bir göz açıp yummuş gibi tükenen şu dünya hayatını gülerek, tebessüm ederek tamamlayabilmektir.

Sonuç olarak ölüm var ve hepimiz öleceğiz.

Öyleyse küsmeye, kırgınlığa, hırs ve açgözlülüğe, kin ve düşmanlığa, nefret, şehvet ve şöhret hastalıklarına ne gerek var?

Öyleyse kötü olmaya, kötülük yapmaya, kavga ve savaşlara ne lüzum var?

 

                                          HEM NALINA HEM MIHINA

AK PARTİ'NİN RAKİBİ AKP'Lİ BELEDİYELER

Yollar delik deşikse, yollar tıkanmışsa, yollar sağlı sollu park haline getirilip geçilmez hale getirilmişse!

Yapılan yatırımlar, alt geçit, üst geçit çalışmaları halkı iyice hayatından bezdirmişse, tramvay yolları halâ bitirilmemişse, toplu taşıma araçları vaktinde gelip gitmiyorsa!

Halk park parası veriyor da evinin yanında bir park bulamıyorsa, temizlik parası veriyor da evinin önündeki çöpler zamanında alınmıyorsa, işyerlerinin önü süpürülmüyorsa!

Zabıta, her köşedeki seyyar satıcılara, trafiği tıkayanlara göz yumuyorsa, gürültü kirliliğine müsamaha ediyorsa, pazarlardaki üç kâğıtçı hilekârları göremiyor, denetlemiyorsa!

Alaaddin önü, Teksas civarı, Anıtın çevresi, Arapoğlu Makası, Aziziye Caddesi ve Mevlâna Civarı, Fennî Fırın Kavşağı, Muhacir Pazarı önleri ikindi sonu, sabah ve akşam saatlerine trafik felç oluyorsa!

Belediye Başkanlarımız ve diğer yetkililer makam koltuklarından kalkıp halkın arasına karışamıyor, halkın derdini dinlemiyorsa!

Sokak magandası Şahinciler, ve egzozlarını sökmüş motosikletli gençler, okula giden çocuklarımıza ölüm korkusu yaşatmaya devam ediyorsa!

AK Parti İktidarının en büyük rakibi, en büyük düşmanı AKP'li Belediyelerdir. Bu Belediyeler, Muhalefetin ekmeğine yağ ve bal sürmektedirler.

Benden söylemesi.

                                                GÜNÜN SÖZÜ

NASİHAT, DÜNYANIN EN PAHALI HAZİNELERİ KADAR KIYMETLİ OLDUĞU HALDE, EKSERİYA PEK UCUZA SATILIR.

                                                                                                                     Hz.Ali (r.a.)

KAMİL BİRCAN, 29.04.2015