İMTİHANDAN İBADETE: ADIM ADIM HAC YOLCULUĞU…

Abone Ol

Bazı ibadetler vardır ki sadece bedenle yapılmaz…Kalple yürünür, sabırla taşınır, gözyaşıyla tamamlanır.
İşte hac da böyledir. Hac; bir yolculuktan çok, insanın Rabbine doğru attığı en büyük adımdır.

Bugünlerde milyonlarca Müslüman’ın tavaf ettiği Kâbe’nin, Safa ile Merve arasında yapılan sa’yın, kurban ibadetinin ve zemzemin ardında aslında büyük bir imtihan, büyük birteslimiyet vardır.

Ve o gerçek hikâye…
Bir annenin çaresizliğiyle başlar. Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hz. Hacer’i ve küçücük oğlu Hz. İsmail’i o zamanlar kupkuru, ıssız, taşlık bir vadi olan Mekke’ye bırakır.Ne su vardır… Ne gölge…Ne insan…

Hz. Hacer, “Bizi burada bırakmanı Allah mı emretti?” diye sorar. Hz. İbrahim başını eğerek “Evet…” der. İşte o anda Hz. Hacer’in dilinden dökülen teslimiyet asırlardır unutulmaz:“Öyleyse Allah bizi zayi etmez…” Bugün hac ibadetinin özü işte bu cümlede saklıdır. Çünkü hac; güvenmektir… Teslim olmaktır…İmkânsızlığın içinde Allah’ın rahmetini beklemektir.

Susuzluk arttıkça küçücük İsmail ağlamaya başlar. Bir annenin yüreği yanar. Hz. Hacer annemiz önce Safa Tepesi’ne çıkar.Bir umut arar. Kimse yok…Sonra Merve’ye koşar.
Tekrar Safa’ya…Tekrar Merve’ye…Tam yedi kez…

Bugün hacıların Safa ile Merve arasında yaptığı sa’y ibadeti, aslında bir annenin evladı için verdiği mücadelenin hatırasıdır.Demek ki Allah katında bir annenin duası da, gayreti deibadettir.

İnsan bazen şunu sanıyor: Mucize beklemek yeterli… Hayır.
Hz. Hacer bize öğretiyor ki; önce koşacaksın, mücadele edeceksin, sabredeceksin… Sonra Allah kapı açacak. Ve işte tam o anda…
Küçücük İsmail’in topuğunun dibinden bir su fışkırır.

Zemzem…

Asırlardır bitmeyen, milyonlarca insana yeten, hâlâ şifa olan o mübarek su…Belki de zemzemin en büyük sırrı şudur:
Allah, sabrın ve teslimiyetin ardından ummadığın yerden rahmet gönderir. Bugün milyonlarca insanın içtiği zemzem, aslında bir annenin gözyaşının bereketidir.

Hac ibadetindeki kurbanın temelinde de yine Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in teslimiyeti vardır.
Bir baba… Evladını Allah yolunda kurban etmeye razı oluyor.Bir evlat ise, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap…” diyerek teslim oluyor.

İşte kurbanın özü et dağıtmak değil; nefsi teslim etmektir.Kibirden, hırstan, bencillikten vazgeçmektir.

Hac bize şunu öğretir: İnsan bazen en kıymetlisini Allah için feda etmeden gerçek huzura ulaşamaz.

Kâbe’nin etrafında dönen insanlar aslında şunu ilan eder:“Allah’ım, hayatımın merkezi sensin.” İhrama giren herkes aynı kıyafeti giyer. Zengin-fakir farkı kaybolur. Makam unutulur.
Şöhret silinir.

Çünkü Allah’ın huzurunda insanı üstün yapan; malı değil, kalbidir. Belki de hac ibadetinin en bilinmeyen yönlerinden biri şudur: Hac sadece Mekke’ye gitmek değildir… Asıl hac; kalbin kötü huylardan arınmasıdır.

Nice insan vardır Kâbe’yi görür ama değişmeden döner…Nice insan da vardır ki gitmeden önce bile kalbinde bir hac yolculuğu başlatır. Bugün dünya telaşı içinde yorulan insanlık, Hz. Hacer’in sabrına, Hz. İbrahim’in teslimiyetine, Hz. İsmail’in sadakatine her zamankinden daha fazla muhtaçtır.

Çünkü modern dünya bize tüketmeyi öğretiyor… Hac ise vazgeçmeyi…Dünya büyümeyi öğretiyor… Hac küçülmeyi…İnsanlar göstermeyi seviyor…Hac ise sadece Allah için yaşamayı öğretiyor.

Unutmayalım ki…
Safa ile Merve arasında koşan sadece hacılar değildir. Aslında hepimiz hayatın içinde bir umut arayışıyla koşuyoruz.

Ve zemzem…
İmkânsızlıktan çaba ile imkân yaratmak… işte teslimiyetin ve gayretin özü budur.” Dostlar..