İlham Perisi

Abone Ol

Seni, evet seni ey ilham perisi görmek değil -nerede bizde o devlet- Hatırlamak, yaşamak, hissetmektir;  tüm şairlere hayallerini kâğıda döktüren. Merak ediyorum acaba Mecnun hep Leyla'nın dizi dibinde olsaydı bunca aşığa ilham kaynağı, kendinden sonra gelen, aşkı uğrunda serdengeçtilere önder; Bunca yıldır delilerin en coşkunu ve ibreti âlem olabilir miydi?

Tasalanma ey gönlüm ki mutlulukların doyumluk değil yalnızca tadımlık olduğu dar-ı dünyadır bu!

Marifet bekli de ilham perisini görmeden sadece kanat fısıltısını duyarak coşabilmekte. Yazarlığa soyunanların muhatap oldukları bir sualdir; 'nasıl yazıyorsun?' Bunu anlamak için başlı başına yazanın kendisi ile hemhal olmalı; Adeta 'o' kesilmeli soran.  Yazmak için bahane çok. Yalnız hangi çiçeğin kokusu, hangi yaprağın hışırtısı, hangi yağmur damlasının şıpırtısı, hangi güzelin göz süzüşü, hangi bebeğin gülücüğü ya da hangi çocuğun gözlerinde parlayan ışık? Allah aşkına yazan bunu nereden bilsin ve nasıl tarif etsin? Hani evliyadan birine sormuşlar; (bu mübareğin Mevlana'mız olduğu yolunda rivayetler vardır) 'aşk nedir?'  diye. ' Ben ol da bilesin' demiş. Aynı o hesap!

Arzın üzerinde arzı endam eden cümle nebatat, baharda canlanan taze yeşillikler, yabani otlar, kelebekler, mis kokulu, gül yüzlü çiçekler; hep toprağın altındaki zulmü ve zulmeti örtmek için tabiatın sıfatına takılmış bir maske. Aldanma ey insanoğlu! Bu baharda fışkıran canlar ve etrafı saran rayihalar hep ölümün soğuk yüzünü ve kesif kokusunu bastırmak için gözünün önüne çekilmiş bir hayal perdesinden ibaret. O perde ki caninin elinden az önce çıkmış zavallı bir bedeni ya da ondan geriye kalanı kamufle eden bir atlas örtü!

Örneğin yukarıdaki paragrafı kaleme alan yazara sorun bakalım; İçinde bulunduğu haleti ruhiyeyi size tarif edebilecek mi? 

Avusturalya'da bir Aborjin kabilesinin çadırı önünde, ucundan sarkan kuş tüyleri rüzgâr estikçe hareket eden bir rüya kapanını görüp; köyündeki dilek ağacını ve dallarında sallanan rengârenk çaputları hatırlayarak yüzüne sıcak bir tebessüm yayılan ve o an ki düşüncenin büyüsüyle etrafına boş gözlerle bakan kişidir yazar. Bedeniyle yanınızdadır fakat genel olarak ruhu başka, zihni başka yerdedir.

Tüm bunlardan sonra şöyle bir soru gelebilir akıllara; -ya da en azından benim aklıma geldi- yazar nerede ne düşüneceği, nerede ne tasarlayıp yazacağı belli olmayan, o an ki ruh haliyle bir takım sözler karalayan ve anı anda yaşayan adeta anı ölümsüzleştiren bir fotoğraf ustası gibi hareket eder. Eyvallah. Fakat bunca hayal ürünü ve kurgulama harikası! Uçan kaçan kahramanlar, renk değiştiren iksirler, ölüp ölüp tekrar dirilen tiplemeler yazarın hangi yaşanmışlıklarının mahsulü? Ya da o an ne yaşamış da bunları kurgulamış olabilir? Orasını da yazanın kendisine sormak gerek galiba.

Yazabilmek Yaratıcının bazı kullarına bahşettiği paha biçilmez nimetidir vesselam. Bu nimete mazhar olanın da her daim şükür içre olması ve ona yazmayı öğreteni (Alak Suresi 4. Ayet)unutmaması elzemdir.

Yazara yazan olma kabiliyetini nakşeden Rahmeti Sonsuza sayısız sonsuz şükürler olsun!

NOT: Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesinin Kütüphaneler Haftası dolayısıyla düzenlediği etkinliklerden duyduğum memnuniyeti burada belirtmeden geçemeyeceğim. Ayrıca geçtiğimiz Perşembe günü Selçuklu Belediyesi ve Yazarlar Birliği Konya Şubesinin Konyalı yazarlar için düzenlediği etkinlik ve kalem erbabına gösterdikleri ilgiden dolayı emeği geçenlere teşekkür ederim. Umuyorum ki Yazarlar Birliğinin, yaptığı bu azimkâr ve özverili çalışmalar sayesinde değerli yazarlarımız ülke çapında hak ettikleri yerlere geleceklerdir.